Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk (R.A), vakitli vakitsiz söz söylememek için, mubârek agzına bir tas koyar idi
#1

<blockquote class="quoteBox container-4" cite="http://ibretlik-hikayeler.blogspot.com/feeds/8500379024890951287/comments/default">
<div class="quoteHeader">
<h3><img src="wcf/icon/quoteS.png" alt="" /> <a class="externalURL" href="http://ibretlik-hikayeler.blogspot.com/feeds/8500379024890951287/comments/default">Nachricht von &quot;ibretlik-hikayeler.blogspot.com&quot;</a></h3>
</div>
<div class="quoteBody">
<span style="font-size: large;">Birgün hazret-i Ebû Bekr “radıyallahü<br />anh”, hazret-i Fahr-i âlem seyyid-i veled-i âdem Nebiyyi muhterem<br />ve habîb-i mükerremin “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem”<br />huzûr-ı serîflerinde, se’âdetle otururlarken; bir bedbaht<br />kötü huylu kimse; bir edebsizlik edip, Ebû Bekre dil uzatıp, yakısıksız<br />sözler söyledi. Hazret-i Server-i kâinât; o edebsiz, Ebû<br />Bekre edebsizlik etdikce; birsey söylemez, ba’zan da tebessüm<br />eder idi. Hazret-i Ebû Bekr; o bedbaht ve edebsizin edebsizligi<br />haddi asınca; zarûrî olarak gadaba gelip, birkaç söz söyleyince;<br />hazret-i Fahr-i kâinât, se’âdetle ve devletle yerinden kalkıp, gitdi.<br />Hazret-i Ebû Bekr “radıyallahü teâlâ anh” Sultân-ı Enbiyânın<br />ardına düsüp, yetisdi ve dedi ki: Yâ Resûlallah! Niçin, bir<br />hayâsız, edebsizlik edip, gönül incitirken, sükût buyurup [susup],<br />birsey söylemediniz. Simdi, ben ona söyleyince, kalkıp,<br />gitdiniz; sebebi nedir. Hazret-i Fahr-i kevneyn ve Resûl-i sakaleyn<br />“sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdu ki: Yâ Sıddîk!<br />O hayâsız ve bedbaht sana dil uzatmaga basladıgı zemân, Allahü<br />teâlâ bir melek gönderdi ki, o kimseyi karsılayıp, kovacak<br />idi. Sen, hemen gadaba geldin; söylemege basladın. O melek gidip,<br />yerine iblîs geldi. Iblîs-i la’înin oldugu yerde, ben durmam.<br />Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh” ondan sonra,<br />vaktli vaktsiz söz söylememek için, mubârek agzına bir tas koyar<br />idi. Ne zemân söz söylemek lâzım gelse, evvelâ fikr ederdi.<br />Bir söz söyliyecegi zemân, o sözü kendi kendine nice zemân düsünür,<br />tefekkürden sonra, mubârek agzından o tas parçasını çıkarıp,<br />ne söz söyliyecek ise söyler idi. Sonra o tas parçasını mubârek<br />agzına alıp, tesbîh ve tehlîl ile mesgûl olurdu. Kimseye,<br />hayrdan ve serden dünyâ kelâmı söylemez, eger kat’î lâzım ise<br />ve çok efdal ise, söylerdi. Yoksa, gecede ve gündüzde tesbîh ve<br />tehlîl ile mesgûl idi.</span>
</div>
</blockquote>




Alıntı


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi