Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Bazı Tesbihat ve Zikirlerin Önemi ve Manaları Hakkında Yazılanlar
#1
[Resim: 146188949113091.png]

Bazı Tesbihat ve Zikirlerin Önemi ve Manaları Hakkında

Yazılanlar



Günlük Yapılabilecek Faziletli Zikirler

Allah-u Teala Kur’an-ı Kerimde mealen şöyle buyurmuştur : “… Bilesiniz ki, kalpler

ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur (Allah’ı anmakla sükûnet bulur).” (Ra’d,

13/28 )

Bir başka Ayet-i Kerime’de Rabbimiz mealen : “Öyleyse siz Beni zikredin ki Ben de

sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.” (Bakara, 2/152) buyurmuştur.

Bu yazımızda inşaallah yapması günlük belki yarım saatimizi alacak ama ebedi

ahiret yurdu için bize çok faydalar sağlayacak bazı faziletli zikirleri yazacağız.

Unutmayalım dünya pazarına bir kez geliniyor alabildiğimizi alıp ahirete götürmek

için tek şansımız var.

Zikir-tesbih-Kur'an
1. Bismillahi Subhanallahi ve Bihamdihi

Ebu’d-Derdâ radıyallahu anh’tan rivayet edildiğine göre, Rasulullah sallallahu

aleyhi ve sellem şöyle buyurdu :
“Sizin biriniz her gün sabahladığında Allah için bin hasene (sevap) işlemeyi

terketmesin, her kim sabahladığında yüz kere : ‘Bismillahi sübhanallahi ve

bihamdihi (Allah’ın ismiyle başlayıp, Allah’ı tesbih ederim ve ona hamd ederim.)’

derse, bu bin hasenedir ki, inşaAllah o gün o kadar (bin tane) günah işleyemez.

Bundan başka işlediği hayırlar da bol bol kendisine kalır.”
Kaynak : İmam Ahmed; Heysemî, Mecme’u’z-Zevâid : 10/116

Zikir-Allah
2. Lâ ilâhe illallâhu vahdehu lâşerîke leh, lehu'l mülkü ve lehu'l hamdü ve hüve

alâ külli şey'in kadîr

Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor : “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm

buyurdular ki :
“Kim, ‘Lâ ilâhe illallâhu vahdehu lâşerîke leh, lehu’l mülkü ve lehu’l hamdü ve

hüve alâ külli şey’in kadîr.’ duasını bir günde yüz kere söylerse, kendisine on

köle âzad etmiş gibi sevab verilir, ayrıca lehine yüz sevab yazılır ve yüz günahı

da silinir. Bu, ayrıca üç gün akşama kadar onu şeytana karşı muhafaza eder. Bundan

daha fazlasını okumayan hiçbir kimse, o adamınkinden daha efdal bir amel de

getiremez. Kim de bir günde yüz kere”Sübhânallahi ve bihamdihi” derse hataları

dökülür, hatta denizin köpüğü kadar (çok) olsa bile.”

Kaynak : Buhârî, Daavât 54, Bed’ü’l-Halk 11

Zikir-İslam-dua
3. Lâ ilâhe illallâhu'l Melikül Hakkul Mübin

Hazreti Ali radıyallahu anh’tan rivayet edildiğine göre, Rasulullah aleyhissalatü

vesselam Efendimiz Hazretleri şöyle buyurmuştur : “Her kim günde yüz kere ‘Lâ ilâhe

illallâhu’l Melikül Hakkul Mübin’ derse, bu zikir kendisi için fakirlikten

kurtuluş, kabir yalnızlığında yoldaş olur. Bununla zenginliği celbeder ve cennetin

kapısını çalar.”
Kaynak : Şirazi; Hatib; Deylemi.

Allah-mutmain olmak-Zikir
4. Lâ ilâhe illallah

Ebu’d-Derda radıyallahu anh‘tan rivayetle Rasulullah Sallallahu Teala Aleyhi ve

Sellem Efendimiz Hazretleri şöyle buyurdu : “ Her kim yüz kere ‘Lâ ilâhe illallah’

derse, Allah(u Teala) onun yüzünü kıyamet gününde ayın ondördü gibi parlatır ve

onu dediği günde, onun kadar veya ondan fazla diyenden başka, ondan daha üstün bir

amel hiçbir kimse için yükseltilmez.”
Kaynak : Taberani, Terğibu Terhib 2/449

Zikir- La ilahe illallah
5. Lâ Havle Velâ Kuvvete İllâ Billâh

Esed İbni Veda’a radıyallahu anh’dan rivayetle, Rasulullah sallallahu aleyhi ve

sellem Efendimiz şöyle buyurdular : “Her kim, her gün, yüz kere : ‘Lâ Havle Velâ

Kuvvete İllâ Billâh’ derse, fakirlik, ebediyyen ona isabet etmez.”

Kaynak : İbni Ebi’d Dünya, Terğib 2/449

zikir-tesbih
6. Sübhânallahi ve bi–hamdihî sübhânallahi’l–azîm

Ebû Hüreyre radıyallahu anh‘tan rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu

aleyhi ve sellem şöyle buyurdu :
“Dile hafif, mîzana konduğunda ağır gelen ve Rahmân olan Allah’ı hoşnut eden iki

cümle vardır : Sübhânallahi ve bi–hamdihî sübhânallahi’l–azîm : Ben Allah’ı

ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim. Ben Yüce

Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tekrar tenzih ederim.”

Kaynak : Buhârî, Daavât 65, Eymân 19, Tevhîd 58.

Zikir-müslüman
7- Sübhânallâhi velhamdülillâhi velâ ilâhe illallahü vallâhü ekber

Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu

aleyhi ve sellem şöyle buyurdu :
“Sübhânallâhi velhamdülillâhi velâ ilâhe illallahü vallâhü ekber demek, benim

için, üzerine güneş doğan her şeyden daha kıymetlidir.”

Kaynak : Müslim, Zikir 32.

Zikir-fazilet
8- Estağfirullah

Estağfirullah diyerek istiğfar etmek sürekli devam etmemiz gereken bir ameldir.

Allahu Teala’nın çokça tevbe edenleri sevdiği Bakara Suresi 222. Ayetinde

geçmektedir. Ayrıca Rasulullah aleyhissalatü vesselam Efendimiz’in şu Hadis-i

Şerifleri vardır :

“İstiğfara devam edeni, Allahü teâlâ, dertlerden, sıkıntılardan kurtarır. Ummadığı

yerden rızıklandırır.”

Kaynak : Nesai
“İstiğfar eden, günde 70 defa aynı günahı işlese ısrar etmiş sayılmaz.”

Kaynak : Tirmizi

“Amel defterinde çok istiğfar bulana müjdeler olsun.”

Kaynak : İbni Mace, No : 3818

Bu yazılan tesbihleri alışkanlık edip inşaAllah hergün zikretmeye çalışalım ki

manevi rızkımızı alalım, Rabbimiz bizi ansın sevsin ve kurtuluşumuza vesile olsun

inşaAllah.

1 - Hz. Peygamber ( Sallallahu Aleyhi Ve Sellem ) selam verince -bir rivayete

göre- namazı bitirince

Üç kere "estağfirullah"

der ve şöyle söylerdi :

"Allahumme entesselamu ve minkesselam, tebarekte ve tealeyte ya zel celali vel

ikram."

Reklam :

2 - 70 Milyar Hasene kazandıran dua ve hemen arkasından Ayet-el Kürsî Ardından

Felak ve Nâs sureleri

3 - Tesbih 33 SubhanALLAH, 33 Elhamdülillah , 33 Allah'ü Ekber Burada 99 u

tamamladıktan sonra 100. olarak alttaki okunur.

Lâilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh,lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyî ve

yümîtü ve hüve hayyün lâ yemûtü bi-yedihil-hayr ve hüve alâ külli şey’in kadîr.

"Lâ ilâhe illallâhu vahdehu lâşerîke leh, lehu'l mülkü ve lehu'l hamdü ve hüve

alâ külli şey'in kadîr." ( Kısa Olan Hali )

5 VAKİT NAMAZDAN SONRA OKUNACAK :

Faziletli Kısa Bir Zikir Bu Zikri Okuyana 5 Haslet Var ki Mutlaka İzleyin - VİDEO

ANLATIMI VE KAYNAK İÇİN TIKLAYIN

Subhanallahi velhamdülillahi vela ilaheillallahu vallahuekber vela havle vela

kuvvete illa billah adedema alimallahu teala ve zinete ma alimallahu teala ve mil

ema alimallahu teala

MANASI :

Allâh-u Te’âlâ’nın bildikleri adedince, Allâh-u Te’âlâ’nın bildikleri

tartısınca ve Allâh-u Te’âlâ’nın bildiği şeyler dolusunca Allâh-u Te’âlâ

münezzehtir, bütün hamdler Allâh-u Te’âlâ’ya mahsustur, Allâh-u Te’âlâ’dan başka

ilah yoktur. Allâh-u Te’âlâ’nın yardımı olmadan hiçbir güç ve kuvvet yoktur.

“Kim sabah kalkarken üç defa, Sabah Namazından sonra, geceye girerken "

‘Eûzü billâhi’s-Semî’ıl-Alîmi mine’ş-Şeytânirracîm

Anlamı : Allah’ın rahmetinden kovulmuş olan şeytandan, işiten ve bilen Allah’a

sığınırım ’ der ve

Haşir Sûresi'nin sonundan üç âyet okursa, Allah o kimseye akşama kadar duâ ve

istiğfar etmek üzere yetmiş bin melek vazifelendirir. O günde ölürse şehid olarak

ölür.

Haşr suresinin son üç ayeti ( ANLAMI İÇİN BURAYI TIKLAYIN ) :

Huvallahulleziy la ilahe illa huve 'alimulğaybi veş şehadeti

huverrahmanurrahiym.
Huvallahulleziy la ilahe illahu el-melikul kuddusus selamul mu'minul

muhayminul aziz-ul cebbarul mütekebbir subhanallahi 'amma yuşrikun.Huvallahul

halikul berik-ul musavvirul ulehul'esma ul husna yusebbihu lehu ma fiyssemavati

vel'ardı.
( Sadakallahü'l-Âzim )

Esrar'da zikredildiğine göre, îbni Abbâs (Radı-yallâhu anhumâ)dan rivayetle,

Rasûlullah (Sallallâhualeyhi ve sellem) şöyle buyurdu :

"Her kim, Rûm sûresinin şu üç âyetiyle (17-18-19) Sâffât sûresinin son üç

âyetini her namazdan sonra okursa, gökteki yıldızların, yağmur damlalarının, ağaç

yapraklarının, yerdeki toprakların sayısınca kendisine sevap yazılır, öldüğünde

ise, kabrinde, her iyiliğine karşı on sevap dâima kendisine ihsan edilir."

(Rûhul-Beyân 3112 ve Neseft, 3/269)

Rum Suresi (17-18-19. Ayetleri) ( BÜTÜN FAZİLETLERİ İÇİN TIKLAYINIZ )

"Fe subhânallâhi hîne tumsûne ve hîne tusbıhûn. Ve lehul hamdu fîs semâvâti

vel ardı ve aşiyyen ve hîne tuzhırûn.Yuhricul hayye minel meyyiti ve yuhricul

meyyite minel hayyi ve yuhyil arda ba’de mevtihâ, ve kezâlike tuhrecûn."

Saffat Suresi Son 3 Ayeti (180-181-182. Ayetleri) ( BÜTÜN FAZİLETLERİ İÇİN

TIKLAYINIZ )

"Subhâne rabbike rabbil izzeti ammâ yasifûn.Ve selâmun alel murselîn.Vel hamdu

lillâhi rabbil âlemîn."

İsmail Bursevi, Ruhu’l-Beyan (3/12; İmam Nesefi, Nesefi3 3/269

Okuduğu Gün veya Gecede Yahut Ayda Ölen Kişinin Allah-u Teala'nın izni ile

Bağışlanmış Olarak Ölmesine Vesîle Olacak Bir Zikir. ( Kaynak )

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

La ilahe illallahu vahdehu VAllahuekber
La ilahe illallahu vahdeh
la ilahe illallahu la şerikeleh
la ilahe illallahu lehül mülkül velehül hamd
la ilahe illallahu vela havle vela kuvvete illa billah.

Hergün 10 ya da diğer bir rivayette ise 11 Defa diye müjdelenen çok önemli bir

hadis-i şeriftir.Mutlaka Okuyunuz. Tirmizi de Geçen Sahih Hadis-i Şeriftir. 40

Milyon Hasene Kazandıran duadır.

" Eşhedü en lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, ilâhen vâhiden, ehaden

sameden lem yettahiz sâhibeten ve lâ veleden velem yekun lehu kufuven ehad "

Aşağıdaki Zikiri Bol bol Yapınız İnşaAllah sayısız sevabı ve faydası vardır

Öğrenmek İçin TIKLAYIN;

"SubhanAllahi ve bihamdihi, adede halgıhi, ve rida nefsihi, ve zinetah arşihi,

ve midade kelimatihi "

Anlamı :

"Allah'ı tesbih Ederim Hamd Ederim, yarattıklarının sayısınca, Yüce Zatını

razı edecek derecede, Arşın tartısınca, kelimelerinin mürekkebince"

Sabah - Akşam 7 defa Tevbe suresinin sonunda olan bu Alttaki Ayeti yedi defa

okuyanın her istediğinin Olması rivayet edilir :

" Hasbiyallahü lâ ilâhe illâ hu, aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbül-arsil-azîm "

okuyanin dünya ve ahiret isine Allah kâfi gelir

TAC SALÂTI-TAC SALAVÂTI-TAC SİGASI-SALAVÂTI TAC ( Faziletlerini Okumak için

tıklayın )

Bismillâhir rahmânir rahîm.
Allahümme salli alâ Seyyidinâ ve Mevlânâ Muhammed sâhibid Tâci vel-miğrâci

vel-burâkı ve’l-alem. Dâfi `il-belâa’i vel-vebâa’i vel-kahti vel-Merazi vel-elem.

İsmühü maktûbüm merfu um meşfu um menkûşün fil levhi vel-Kalem. Seyyidil arabi

vel-acem. Cismühu mukaddesum Mu attarum mütaherum münevverun fil-Beyti vel-haram.

Şemsid duhâ bedrid Dücâ sadril ulâ nuril Hüdâ kehfil verâ misbâhiz zulem. Cemîliş

şiyemi Şefî ıl-Umem. Sâhibil cûdil-kerem. Vallâhü âsımühü. Ve Cibrîlü hâdimüh.

Vel-burâku merkebühü. Vel-miğrâcü seferuhü Ve sidratül-Müntehâ mekamüh. Ve Kâbe

gavseyni matlübühü. Vel-matlûbü maksûdühü Vel-maksûdü mevcûdüh. Seyyidil mürselîn.

Hâtemin nebiyyîne şefi ıl müznibîn. Enîsil garîbîne rahmetil lil âlemîn. Râhatil

aşikîn. Murâdil müştâkîn. Şemsil ârıfîn. Sirâcis sâlikiin. Misbâhil mukarrebin.

Mühibbil fukarâai vel-mesâkiin. Seyyidis sekaleyn nebiyyil harameyn. İmâmil

kıbleteyn.Vesiyletina fid dâreyn. Sâhibi Kâbe gavseyni mahbûbi rabbil meşrikayni

vel-mağribeyni Ceddil Hasani vel-Hüseyini Mevlânâ ve mevlâs sekaleyni Ebîl Kâsimi

Muhammed’in ibni Abdillah nûrim min nûrillahi yâ eyyühel müştâkûne bi nûri

cemâlihî Sallû aleyhi ve âlihî ve ashâbihî ve sellimû Teslîmâ.

Sabah namazlarından sonra Çok Büyük Bir Korunma Duası

Her kim her sabah bu duayı okursa, kimsenin ona yolu yoktur. Yani ne zehir, ne

sihir (büyü), ne de zalim bir sultan (ya da bir yönetici, patron) ona zarar

veremez.

Arapça Okunuşu :

بِسْمِ اللَّهِ الَّذِى لاَ يَضُرّ ُ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فِي اْلاَرْضِ وَلاَ فِي السَّمَاءِ وَ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمْ

Türkçe Okunuşu :

Bismillâhillezî lâ yedurru measmihî şey'un fî-l (ea)rdi ve lâ fis-semâi ve

hüves-semîul alîm.

MANASI :

Yüce ALLAH'ın İsmiyle hareket ederim o yüce ALLAH ki O nun mubarek ismiyle

hareket edildiği vakit yerde ve gökte hiçbirşey okuyana zarar veremez O yüce ALLAH

her şeyi en iyi işiten ve en mükemmel bir şekilde bilendir.

Bu Duanın Havassı :

Enes bin Malik'e (R.A.) Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)

buyurdular ki : "Her kim her sabah bu duayı okursa, kimsenin ona yolu yoktur. Yani

ne zehir, ne sihir (büyü), ne de zalim bir sultan (ya da bir yönetici, patron) ona

zarar veremez."

NAMAZ SONRASI GÜZEL BİR DUA

26/ŞUARÂ-78 : Beni yaratan da hidayete erdiren de O'dur.
26/ŞUARÂ-79 : Ve beni yediren ve içiren, O'dur.
26/ŞUARÂ-80 : Ve hastalandığım zaman bana şifa veren, O'dur.
26/ŞUARÂ-81 : Ve beni öldürecek, sonra (da) beni diriltecek olan, O'dur.
26/ŞUARÂ-82 : Ve dîn günü, benim hatalarımı mağfiret etmesini umduğum da O'dur.
26/ŞUARÂ-83 : Rabbim bana hikmet bağışla ve beni salihlere dahil et.
26/ŞUARÂ-84 : Ve beni, sonrakilerin lisanlarında sadık kıl (sonraki nesiller

arasında benim anılmamı sağla).
26/ŞUARÂ-85 : Ve beni, ni'metlendirilmiş cennetlerinin varislerinden kıl.
26/ŞUARÂ-86 : Ve babamı mağfiret et, muhakkak ki o dalâlette kalanlardan oldu.
26/ŞUARÂ-87 : Ve beas günü (yeniden dirilme günü, kıyâmet günü) beni mahzun

etme.
26/ŞUARÂ-88 : Çocukların ve malın fayda vermediği gün (beni utandırma).

4 - Elem Neşrah Suresi İnşirah Suresi Her Namazdan sonra 10 Kez Okunursa Rahatlık

Verir. FAZİLETLERİNİ OKUMAK İÇİN TIKLA

Bismillahirrahmânirrahîm.

1- Elem neşrah leke sadrek 2- Ve vada'na 'anke vizreke 3- Elleziy enkada

zahreke 4- Ve refa'na leke zikreke 5- Feinne me'al'usri yüsren 6- İnne me'al'usri

yüsren 7- Feiza ferağte fensab 8- Ve ila rabbike ferğab

Anlamı

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.

Senin için bağrını açmadık mı? 2-İndirmedik mi senden o yükünü? 3-O sırtında

gıcırdamakta olan (ve bu şekilde sana eziyet veren) yükünü? 4-Senin şanını

yüceltmedik mi? 5-Demek ki, zorlukla beraber bir kolaylık var. 6-Evet o zorlukla

beraber bir kolaylık var! 7-O halde boş kaldığında yine kalk yorul! 8-Ve ancak

Rabbinden ümit et, hep O'na doğrul !

5 - Salavatı Fatih Duası,

"Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyyidina Muhammedinil fatihı lima

uğlika vel hatimi li ma sebeka ven nasırıl hakkı bil hakkı vel hadi ila sıratıkel

müstekıymi sallellahü aleyhi ve ala alihi ve ashabihi hakka kadrihi ve mikdarihil

aziym"

Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Kim bu salavati okursa benim sefaatim

ona vacib olur." "Her kim bana salavat verirse sonunda bunu okusun."

Allâhümme salli alâ Muhammedin ve enzilhül münzelel mukarrebe indeke yevmel

kiyâmeti

Manası ;

Allahım! Kapalılıkları açan, geçmişe son veren, hakka hakikatla destek olan,

mahlukatı senin doğru yoluna ileten Efendimiz Muhammed'e O'nun aline ve ashabına

O'nun yüce kadr ü kıymetince salat eyle selam eyle ve O'nu mübarek kıl.

Günde 3 defa okuyunuz Çok tesirli bir Salavattır. Umulur ki Efendimiz S.A.V i

göresiniz. Tesirini yaşadıklarını söyleyenler var.

"Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyyidina Muhammedin ve Ademe ve Nuhin

ve İbrahime ve Musa ve İsa vema beynehum. Minen'nebiyyine vel murselin.

Salavatullahi ve selamuhu aleyhim ecmain"

6 - 40 Gün Sabah Namazından Sonra Okunması Eftaldir

Okunuşu

Allâhümme salli alê seyyidinê Muhammedin abdike ve rasûlike ve halîlike ve

habîbike salâten ergabiha merakiyel ihlasi ve enalü biha ğayetel ihtisası ve

sellim tesliymen adede ma ahata bihi ilmüke ve ehsahü kitabüke küllema zekera

kezzakirune ve ğafele an zikrihil ğafilun.[1]

Anlamı

Allah'ım! Kulun, resûlün, dostun ve habîbin olan Efendimiz Muhammed'e, beni

ihlas merdivenlerine tırmandıracak, bir takım husûsiyetlerin sonuna erdirecek bir

şekilde salât eyle. Aynı şekilde ona, Sen'in ilminin ihâtâ ettiği ve kitâbında

sayılı bulunan şeyler adedince ve Seni zikredenler zikrettikleri ve Senin

zikrinden gâfil olanlar, bu gafletlerinde devam ettikleri sürece selâm eyle.

7 - Alttaki duaları Ezberlemek Hacet Namazı için Şarttır.O yüzden bolbol

tekrarlamak gerek.

Hacet Namazı Nasıl Kılınır için TIKLAYINIZ

Hacet Namazı Duası

- “Allâhumme innî es’eluke mekâidel izzi min arşike ve münteharrahmeti min

kitâbike ve’smike'l-a’zami ve ceddike'l-a’la ve kelimâtike’t-tâmmeti.”

Bu duanın peşinden de esas hacet ile ilgili şu dua okunur :

- “Allâhummehfeznâ vahfaz ümmete Muhammed fi enhâil âlemi min külli şerrin ve

darr. Allâhümme aleyke bi a’dâike ve a’dâinâ ve a’daiddîn. Allahümme şettit

şemlehum ve ferik cem’ahum ve mezzikhum külle mümezzak, Vec’al be’sehum beynehum.”

Cebrail AS. ' ın Peygamber Efendimiz (SAV ) Miraçta okuduğu şeytandan korunma

duasıdır.

“Eûzü bi kelimatillahi't-tammati min şerri ma haleka ve zerae ve berae ve

minşerri ma yenzilü minessemai ve min şerri ma ya'rucu fiha ve min şerri

fitnetilleyli vennehari ve min şerri külli tarikın illa tarikan yatruku bihayrin

ya Rahman.”

Yukarıda geçen duanın anlamı özetle şudur :

"Bütün yaratıkların şerrinden; gökten inen ve göğe çıkan her şeyin şerrinden;

gecenin ve gündüzün fitnesinden; hayra açılan yollar hariç bütün yolların

şerrinden, Allah'ın kusursuz kelamlarına (âyetlerine yani Kur'an’a) sığınırım. Ey

Rahman olan Allah'ım (beni muhafaza eyle)."

8 - " Allah'ım şanına, azametine, saltanatına yakışanı kadar sana hamd olsun "

Namazlardan sonra Okunması Tavsiye Edilen Salavat :

Allahümme Salli Ala Seyyidina Muhammed - abdike ve Rasulükennebiyyilümmiy - ve

ala aliseyyidina Muhammed - ve azvecihi ümmehatilmüvminin- ve zürriyyetihi ve ehli

beyttihi ve sahbihi - kema salleyte ala seyyidina ibrahim - ve ala ali seyyidina

ibrahime filalemin - inneke hamidun mecid.- Allahümme ve barik ala seyyidina

Muhammed - abdike ve rasulikennebiyyil ümmiy - ve ala ali seyyidina Muhammed - ve

azvecihi ümmehetil müvminin - ve zürriyyetihi ve ehli beytihi ve sahbih -

kemabarekte ala seyyidina ibrahim - ve ala ali seyyidina ibrahime fil alemin -

inneke hamidün mecidün - ve kema yeliku bi azimi şenihi ve şerefihi ve kemalihi -

ve ridake anhü ve me tuhibbü ve terde lehu - daime ebeden adede meğlu metike ve

midade kelimetike - ve ridanefsike vezinete arşike - efdale salatin ve ekmelehe ve

etemmehe - kullema zakerreke ve zakerehuzzekirun - ve kullema Gafele anzikrike ve

zikrihilgafilun - ve sellim teslimen - kezalike - ve ala cemıil enbiya i

velmurselin - ve ala alihim ve sahbihim vettebiin - ve ala ehli teatike ecmain -

min ehlissemaveti ve ehlil eradine - ve aleyne meahum birahmetike ya -

erhamerrahimin.

Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Kim bu salavati okursa benim sefaatim

ona vacib olur." "Her kim bana salavat verirse sonunda bunu okusun."

Allâhümme salli alâ Muhammedin ve enzilhül münzelel mukarrebe indeke yevmel

kiyâmeti

9 - Selati Tefriciye ; ( Bir mü’min her beş vakit namazdan sonra bu salavat-ı

şerifeyi 11 defa okursa rızkı kesilmez,maddi ve manevi yüce mertebelere ulaşır. )

Önce ihlas ile 100 defa ” Estağfirullah el- Azim ve etubu ileyh” diye istiğfar

edilir. Şeyh Muhammed Tunusi şöyle buyurmuşlardır :

Kim salat-ı tefriciye’yi her gün 21 defa okursa, sanki rızkı semadan yağmur gibi

yağar, yerden de nebat gibi biter.

Selati Tefriciye

“Allâhümme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ Seyyidinâ

Muhammedinillezî tenhallü bihil ukadü ve tenfericu bihil-kürebü ve tukdâ bihil-

havâicu ve tünâlü bihir-reğâibü ve hüsnül-havâtimi ve yustaskal ğamâmu bivechihil

Kerîm ve alâ âlihî ve sahbihi fî külli lemhatin ve nefesin bi adedi külli ma’lûmin

lek.”

10 - AMENERRASULÜ SURESİNİ OKUMANIN FAYDALARI ;

Amennerresulü okunan eve 3 gün şeytan girmez . Okuyan ALLAH’ın sevgisini

kazanır.ALLAH’ın himayesine girer. Okuyana ferahlık verir. Bütün arzuları ayağına

gelir. Yatsıdan sonra okuyan geceyi ibadetle geçirmiş gibi sevaba nail

olur.Abdullah ibni Mesud (Radıyallahü Anh) dedi ki; "Resulullah (Sallallahü Aleyhi

ve Sellem)'e Miraç'ta üç hususi şey verilmişti. Birincisi, beş vakit namaz,

ikincisi, Amenerrasulü, üçüncüsü, ümmetinden Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmadan

ölenlerin günahlarına şefaat etme."

2/BAKARA-285 : Amenerrasulü bima ünzile ileyhi mirrabbihi vel mü’minun, küllün

amene billahi vemelaiketihi ve kütübihi ve rusülih, la nüferriku beyne ehadin min

rusülih, ve kalu semi’na ve ata’na gufraneke rabbena ve ileykelmesir.
2/BAKARA-286 : La yükellifullahü nefsenilla vüs’aha, leha ma kesebet ve aleyha

mektesebet, rabbena latüahızna innesiyna ev ahta’na, rabbena vela tahmil aleyna

ısran kema hameltehü alelleziyne min gablina, rabbena vela tühammilna, mala

takatelena bih, va’fü anna, vağfirlena, verhamna, ente mevlana fensurna alel

gavmil kafiriyn.

AMENERRASULÜ’NÜN MEALİ :

2/BAKARA-285 : O peygamber de kendisine Rabbinden indirilene iman etti,

Mü’minler de (onlardan) her biri Allah’a, onun meleklerine, kitaplarına,

peygamberlerine inandı.”Onun (Allah’ın) peygamberlerinden hiç birini diğerlerinin

arkasından ayırmayız (hepsine inanırız), dinledik, (kabul ettik) emrine itaat

ettik, Ey Rabbimiz, mağfiretini isteriz. Son varışımız ancak sanadır” dediler.

2/BAKARA-286 : Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez.

Herkesin kazandığı hayır faidesine, yaptığı şer kendi zararınadır. “Ey Rabbimiz,

unuttuk, yahut yanıldıysak bizi tutup sorguya çekme. Ey Rabbimiz, bizden evvelki

ümmetlere yüklediğin gibi üstümüze ağır bir yük yükleme, Ey Rabbimiz takat

getiremeyeceğimizi bize taşıtma. Bizden sadır olan günahları sil, bağışla, bizi

esirge. Sen mevlamızsın bizim. Artık kafirler ruhuna karşı bize yardım et

11 - Güzel Bir Salavat

"Allahumme Salli Ala Seyyidina Muhammedin Abdike ve Nebiyyike ve

Resulikennebiyyil Ummıyyi ve Ala Alihi ve sahbihi ve sellim ve tesliymen bilkaderi

ve Azemeti zatike ve fiy külli vaktin vahiyn."

Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Kim bu salavati okursa benim sefaatim

ona vacib olur." "Her kim bana salavat verirse sonunda bunu okusun."

Allâhümme salli alâ Muhammedin ve enzilhül münzelel mukarrebe indeke yevmel

kiyâmeti

Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem' in şöyle buyurduğu rivayet

edilmektedir :

"Kim bu salâtı okursa, ona kıyamet günü şehadet ve şefaat ederim"

"Allâhümme salli alâ Muhammediv ve alâ âli Muhammed, kemâ salleyte alâ

İbrâhîme ve alâ âli Ibrâhîm ve bârik alâ Muhammediv ve alâ âli Muhammed, kemâ

bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme fi'I- âlemîn inneke hamîdüm mecîd".

(Allah'ım! Hz. İbrâhim ve Ehl-i beytine rahmet eylediğin gibi Muhammed'e ve

Ehl-i beytine de rahmet eyle. İbrâhim ve Ehl-i beytini mübarek kıldığın gibi Hz.

Muhammed' i ve Ehl-i beytini de mübarek kıl. Şüphesiz sen hamde lâyıksın ve

yücesin) Buhârî, el-Edebü'l- Müfred (641.hadis)

12 - Cuma Gecesi Diğer günlere göre Daha Eftal olan Salavat ( Hergün de okunur

tabiiki )

Aliyyül Kadr Siğası (salavat) cuma gecesi okumanın çok fazileti var.

"Allahümme Salli Ve Sellim Ve Barik Ala Seyyidina Muhammedin Nebiyyil Ümmiy El

Habibil Alil Kadri El Azimil Cahi Ve Ala Alihi Ve Sahbi." Amin

Cuma 100 kere Hiç olmadı en az 1 kere okunursa Kabrine Lahtine Seni Peygamber

Efendimiz ( S.A.V ) İndirir Seni Mezarında Peygamber Efendimiz ( S.A.V ) karşılar.

Her gece 10 kere Cuma Gecesi 100 kere Faydalıdır.Rivayetlere göre de Peygamber

efendimizi Uyanıkken görme şerefine de Nail olunmaktadır.

13 - Selaten Tüncina;

Bu duayı düzenli olarak okumayı alışkanlık haline getiren kişiler belalardan emin

olur, kendine gelebilecek musibetlerden korunur, isteklerine daha çabuk kavuşur ve

rızkı daha kolay ve bol olur.

Selaten Tüncina Okunuşu

"Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.

Salâten tünciinâ bihâ min cemî'ıl-ehvâli ve'l âfât. Ve takdıy lenâ bihâ

cemî'alhacât ve tütahhirunâ bihâ min cemî'ıs-seyyi'ât ve terfeunâ bihâ ındeke

a'led-derecât ve tübelliğunâ bihâ aksa'l gayât. Min cemî'ıl-hayrâti fi'l-hayâti ve

ba'del-memât. Amin Ya Mucibe’d-deavad. Amin Velhamdü lillahi Rabbi’l-alemin."

Selaten Tüncina Anlamı

"Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e (sav) ve onun ehli beytine salat et. Bu

salavat o derece değerli olsun ki : Onun hürmetine bizi bütün korku ve belalardan

kurtarsın. Bizim ihtiyaçlarımızı o salavat hürmetine yerine getirsin, bizi bütün

günahlardan bu salavat hürmetine temizlesin, o salavat hürmetine bizi derecelerin

en üstüne yüceltsin, o salavat hürmetine hayatta ve öldükten sonra düşünülebilecek

bütün hayırlar konusunda gayelerin en sonuna kadar ulaştırsın. Ey merhametlilerin

merhametlisi bize bunları merhametinle nasip et. Allah-u Tealâ bize kâfidir ve ne

iyi bir dost, ne iyi bir vekildir. Ey Rabbimiz, senin mağfiretini dileriz, dönüş

yalnız sanadır."

Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Kim bu salavati okursa benim sefaatim

ona vacib olur." "Her kim bana salavat verirse sonunda bunu okusun."

Allâhümme salli alâ Muhammedin ve enzilhül münzelel mukarrebe indeke yevmel

kiyâmeti

14 - Salavatı Mecule Arapça Okunuşu ve Anlamı ( Bu Güzel salavatın Özel Namazı da

Mevcuttur TIKLA )

"Allahümme salli ala seyyidina muhammedin tehullü biha uktedi ve tüferricü

biha kürbeti ve takdıy biha haceti ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"

Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Kim bu salavati okursa benim sefaatim

ona vacib olur." "Her kim bana salavat verirse sonunda bunu okusun."

Allâhümme salli alâ Muhammedin ve enzilhül münzelel mukarrebe indeke yevmel

kiyâmeti

"Allah'ım! Efendimiz, Önderimiz Muhammed (S.A.V)'e salat ve selam eyle ki, Sen

müşkillerimi bu salat yüzünden çözer, sıkıntılarımı bu yüzden açar, düştüğüm

bataklıktan beni bu sebeple kurtarır, yanılıp sürçtüğümde beni bu yüzden bağışlar

ve ihtiyaçlarımı bu salat sebebiyle giderirsin."

15 - Hz.Peygamber ( Sallallahu Aleyhi Ve Sellem ) Efendimiz tavsiyesi olan dua :

"- Ya Muaz ! sana öyle bir Dua öğreteyim ki, onu okumaya devam edersen, Uhud

Dağı kadar borcun olmuş olsa, Cenab-ı Hak, onu ödetir." buyurmuşlardır.

Okunuşu :

"Allahümme Malikel'mülki tu'til'mülke men teşaü ve tenziul'mülke mimmen teşaü

ve tüizzü men teşaü ve tüzillü men teşaü bi'yedikel'hayr, inneke ala külli şey'in

kadir.Tulicul'leyle fin'nehari ve tulicun'nehare fil'leyli ve tuhricul'hayye

minel'meyyiti ve tuhricul'meyyite minel'hayy, ve terziku men teşaü bi'gayri

hisab.Rahmaned'dünya vel'ahireti ve Rahimehüma, tü'ti men teşaü minhüma ve temneu

men teşaü fer'hamni rahmeten tuğnini biha an rahmetin-sivake. Allahümme ağnini

minel'fakri vakdı annid'deyne ve teveffeni fi ibadetike ve cihadin fi sebilike."

Duaya başlarken Salavat-ı Şerife Okumak Gerekir o yüzden ben genelde Salavat-ı

Fatih'i Okurum Alttaki duadan hemen önce ve duadan hemen sonra okuyunuz :

"Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyyidina Muhammedinil fatihı lima

uğlika vel hatimi li ma sebeka ven nasırıl hakkı bil hakkı vel hadi ila sıratıkel

müstekıymi sallellahü aleyhi ve ala alihi ve ashabihi hakka kadrihi ve mikdarihil

aziym"

Ma'nası :

" Ey mülkün sahibi olan Allah'ım ! Sen, mülkü dilediğine verirsin ve

dilediğinden de mülkü çekip alırsın.Allah'ım, dilediğini aziz edersin, dilediğini

de zelil edersin.Hayır ( bütün iyilikler ) senin kudretin elindedir.Gerçek ki

senin herşeye gücün yeter. Geceyi gündüze gündüzü de geceye katarsın.Ölüden diri

çıkartırırsın, diriden deölü çıkarırsın ve dilediğine de hesapsız ( sayısız )

rızkın verirsin ( Zengin edersin )

Ey dünya ve ahiretin Rahman ve Rahimi olan Allah'ım ! İstediğine o ikisinden

de verir, istemediğine vermezsin.( Yanidünya ile ahireti dilediğine verirsin,

dilediğine vermezsin ) Allah'ım ! " Beni fakirlikten, yoksulluktan ve borçlu

olmaktan kurtar ve senin yolunda çalışarak ve senin ibadetinde bulunarak vefat

ettir." demektir.

16 - Güzel bir dua ...

Dünyevi veya Uhrevi Herhangi bir dileği, muradı olan kimse 2 veya 4 rekat namaz

kılar. Allah'a Hamdü sena ve Peygamber efendimize Salat Selamdan sonra Aşağıdaki

HACET DUASINI Okur.Muradın olması için Allah'tan Niyaz Eyler ...

Okunuşu : Allahümme inni es'elüke tevfika ehli'l-huda, ve a'male ehli'l-yakini

ve münasahate ehli't-tevbeti ve azme ehli's-sabri, ve cidde ehli'l-haşyeti ve

talebe ehli'r-rağbeti ve teabbude ehli'l-vera'i ve irfane ehli'l-ilmi hatta

ahafek. Allahümme inni es'elüke mehafeten tahcuzüni an ma'sıyetike hatta a'mele

bitaatıke amelen estehikku bihi rıdake ve hatta unasıhake bi't-tevbeti havfen

minke ve hatta uhlisa leke'n-nasihate hubben leke ve hatta etevekkele aleyke

fi'l-umuri ve hüsni zannin bike. Sübhane Haliki'n-nur.

Anlamı :

Allah'ım, Sen'den gerçek imanlı zatların başarısını, ermiş takıylerin

amellerini, tevbe ehlinin öğütleşmesini, sabır ehlinin azmini, korku ehlinin

ciddiyetini, seni isteyenlerin arzusunu, takva ehlinin ibadetini, ilim erbabının

irfanını isterim ki, Sen'den gereği gibi korkayım. Allah'ım, Sana isyandan

çekindirecek bir korku ver ki Sana itaat ile öyle amel edeyim, onunla rızana layık

olayım, Sen'den korkarak içtenlikle Sana döneyim, sırf Senin sevgini kazanmak için

içten öğüt vereyim. Her işte Sana güvenip, Sana sığınayım, Sana hüsn'ü zan

besliyeyim. Nurun yaratıcısı Cenab-ı Hakk'a tesbih ederim.

17 - Sabah namazından sonra ya da Yatsıdan sonra yani uykudan önce ;

*** Peygamber efendimiz ( Sallallahu Aleyhi Ve Sellem ) buyurmuş : Bir kimse

yatmadan önce bu salâvatı açıktan 70 kere okursa, beni rüyasında görür.***

Okunuşu :

Allahümme salli alâ rûhi seyyidina muhammedin fil ervâh. Allahümme salli alâ

cesedi seyyidina muhammedin fil ecsâd. Allahümme salli alâ gabri seyyidina

muhammedin fil kubûr. Allahümme ebliğ rûha seyyidina muhammedin minnî tehıyyeten

ve selâten ve selâma.

Manası :

“Allah’ım, ruhlar içerisinde Efendimiz Muhammed’in ruhuna salât eyle!

Allah’ım, vücutlar içerisinde Efendimiz Muhammed’in cesedine salât eyle! Allah’ım,

kabirler içinde Efendimiz Muhammed’in kabrine salât eyle! Allah’ım, Efendimiz

Muhammed’in ruhuna benden selam, salât ve esenlikler ulaştır.”

DİĞER SALAVATLAR İÇİN TIKLAYIN

18 - Zenginlik ve Fakirlikten kurtulmak için 100 Kere Okunması Faydalıdır :

"La ilahe illallahül'Melikül'Hakkul'Mü bin"

19 - Şükür duası :

Allahümme mâ esbaha bi min nimetin ev bi-ehadin min halkıke, fe minke vahdeke,

lâ şerike leke, fe lekel hamdü ve lekeşşükür

Manası :

Ya Rabbi, bana ve diğer yarattıklarına verdiğin maddi ve manevi nimetlerin

sabaha (akşama) kadar bizim yanımızda kalması yalnız Sendendir. Senin ortağın

yoktur. Sana hamd ve şükrediyoruz.

[Akşam okurken (Mâ esbaha) yerine (Mâ emsa) demelidir.]

20 - Esma'ül Hüsna zikirlerinin TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

( Okurken Allah'ın İsimleri'nin ( Esma'ül hüsna'ların ) Başlarına "Ya "

Eklenerek okunur Örneğin : Ya BÂSIT şeklinde )

EL BÂSIT : İşlerin büyümesi mal ve paranın bereketi için okunur.Hergün sabah

namazından sonra 72 defa Ya Basıt ismini zikredenin rızkı bollaşır.Sıkıntılarından

kurtulur.

EL BÂTIN : Ya Batın ismini Hergün 33 kere okuyana Eşyanın sırları görünür ve ilahi

sırlar açık açık meydana çıkmış olur.İstediği şeylerden rüyada ve uyanık halde

haberdar olur.

EL VÂSİU : Rızkı bollaşır ve ömrü uzar. İhlasla okumayı sürdürenler; bazı sırlara

ererler ve manevi perdeler o kişiye kalkar.Ömür uzunluğu, rızık ve sıhhat

genişliği için okunur.

EL VÂCİD : Ya Vacid ismini 5 vakit namazların ardından 14 defa zikreden sahip

olduğu ve elde ettiği şeyleri kaybetmez. Elindekiler zayi olmaz. Aradıklarını

bulma gücüne sahip olur. Hileci ve büyücülerin kötülüklerinden korunur.

EL HAKEM : Ya Hakem ismini zikredenin içi, alemin sırlarıyla dolar.Haklı davasını

kazanması için okunur.Allah katında mertebesi yükselir. Eşyaların sırrına vakıf

olur. Anlama ve kavrama gücü artar.Günlük zikir sayısı : 68

EL VEHHÂB : Sıkıntısız borçsuz bir hayat için okunur.Dua edilirken 7 defa zikr

olunursa duanın kabulune vesile olur. Zeka ve anlama güçlüğü olanlara yazılarak

içilirse faydası olur.

EL FETTÂH : Maddi manevi hayırlar için okunur.Darlık ve sıkıntı çekmez.Sabah

namazlarının ardından sağ elini kalbine koyarak 71 defa okuyanın kalbi temizlenir.

ER RAHMÂN : Dünya ve Ahirette Allah’ın sevgilisi olmak için okunur.Farz

namazlarının ardından 100 defa Ya Rahman ismini zikreden; Allah’ın rızasını

kazandığı gibi, Allah’ın nimetleride ona sunulur.

Er-Rahim : Maddi ve Manevi Rızıklar için okunur.5 vakit namazlarının sonunda Ya

Rahim ismini 269 defa okuyanın ahlakı düzelir. Rızkı ve bereketi artar. Hastaysa

şifa bulur.

EL - MELİK : Emir sahibi olmak, maddi ve manevi güçlü olmak için okunur.Sabah

namazının ardından 121 defa Ya Melik ismini zikreden fakirlikten kurtulur. Bu ismi

her gün okumaya devam edenler bazı sırlara vakıf olurlar.

EL - MÜ’MİN : 43 gün, 5 vakit namazların ardından, 136 defa Ya Mü’min ismini

zikreden arzusuna kavuşur.

EL - MÜHEYMİN : İnsanların düşüncelerini anlar korunur.Günde 100 defa tenha bir

yerde okuyanın kalbi nurlanır. Günde 145 defa okuyan bela, musibet ve düşman

şerrinden korunur. İlim ve imanı artar.

Er-Rahim : Maddi ve Manevi Rızıklar için okunur.5 vakit namazlarının sonunda Ya

Rahim ismini 269 defa okuyanın ahlakı düzelir. Rızkı ve bereketi artar. Hastaysa

şifa bulur.

EL AZÎZ : 40 gün sabah namazından sonra 40 defa okuyan fakirlikten kurtulur.

Kimseye muhtaç olmaz.Düşmanlara galip gelmek için okunur.kendini insanlara

sevdirir. İşi ve istekleri geri çevrilmez.

EL MÜTEKEBBİR : İzzete ve refaha nail olmak için okunur.Her gün sabah namazının

ardından 664 defa Ya Mütekebbir ismini zikreden itibarlı olur. Her gün müşteri

saatinde 262 defa okuyanın bereketi artar.

EL BÂRİ’ : İşinde Başarılı olur, şöhret bulur.Ya Bari’ ismini 7 gün 100 defa

okuyan selamete erer ve afetlerden korunur. Günde 210 defa şems saatinde okuyan;

düşmanlarını yener, feraha erer ve zihni, aklı gelişir. En az bir sene okumaya

devam eden şifa verir.

EL MUSAVVİR : Ya Musavvir Maksat ve merama ulaşmak için.Ya Musavvir ismini 365

defa hergün okuyan ruhanilerle irtibata geçer.Günde 336 adet okuyan kişi düşmanını

dost yapar. Bir istek veya arzu için okunursa okuyanın arzusu gerçekleşir.

EL ĞAFFÂR : Cuma namazından sonra 100 defa devam eden günahlarından afolunur

.Rızkında bereket malında ve evladında hayır bulmak isteyen günde 70 kere

"Estağfirullahi innehû kâne Gâffaru" diye zikir ederse muradına erer. Gizli

şeylerin esrarına vakıf olur.

EL HÂFIZ : Kötüden ve belalardan korunmak için okunur.Okuyana düşman saldıramaz.

Cin, şeytan ve insan şerrinden korunur. Bu isim; korunması için, neye okunursa, o

şey muhafaza olur, korunur. Zikir sayısı : 500

ES SEMî’ : Ya Semi Duaların kabulu için okunur. 7 gün oruç tutup, halvete girerek

Ya Semi ismini zikreden ulvi ruhların sesini işitir. zikir sayısı : 100

EL ADL : Ya Adl Adaletli olmak için. Gece yarısından sonra 104 defa Ya Adl ismi

zikredildikten sonra bir zalime beddua edilirse; o zalim perişan olur.

EL HAFÎYZU : Hergün 10 ya da 16 kere okuyana hiçkimse zarar veremez.Bir zalime

beddua ederse, bedduası gerçekleşir.

EL HASÎB : Ya Hasib ismini her gün zikredenin duaları kabul olur. Rızkı

çoğalır.Düşman şerrinden korunur. Kötülüklerden muhafaza olur.zikir sayısı : 70

EL MÜCÎB : İhlasla “Yâ Mücib" 60 defa okuyanın Duaların kabul olur.60 defa

okuyanın meşru duaları kabul olunur.

EL HAKK : Ya Hakk ismini zikreden kişi gizli sırlara vakıf olur. La ilahe

illallahül'Melikül'Hakkul'Mubin duasını Günde 100 kere okuyan Fakirlikten kurtulup

zengin olur.

EL VEKÎL : Rızık kapıları açılır. Allah’tan her türlü yardımı görmek için

okunur.Hergün sabah vakti 66 defa Ya Vekil ismini zikredenin rızkı artar. Düşman

üzerine zöhre saatinde 66 defa Ya Vekil ismini 66 defa okuyarak beddua edilirse

düşman hezimete uğrar.

EL KÂDİR : Abdest alırken her uzvunda zikredilirse Düşman şerrinden emin olur.Her

abdest aldıktan sonra 100 defa okuyan düşmanına karşı zafer kazanır.

EL BÂKÎ : Ya Baki ismini 100 defa okuyan korkudan emin olur.Terettüdlü bir işte

akşam ile yatsı arasında 1000 defa okursa Allah ona hayırlı tarafı gösterir.Afet

ve belalardan uzak olur.

---oOo---

Hadislerle Bazı Faziletli Zikir Sözleri

1- Ebû Mûsâ (r.a.) anlatıyor : Bir seferde Peygamber (s.a.s.) ile beraberdik.

Cemaat, yüksek sesle tekbir almaya başladılar. Bunun üzerine Hz. Peygamber

(s.a.s.) şöyle buyurdu : "Ey insanlar! Kendinize acıyın; siz

ne sağıra duâ ediyorsunuz; ne de bir gâibe! Muhakkak siz işiten yakın bir zâta duâ

ediyorsunuz ki, o sizinle beraberdir." Ebû Mûsâ : "Ben onun arkasındaydım ve 'lâ

havle velâ kuvvete illâ billâh (güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur' diyordum.

Bunun üzerine de : "Ey Abdullah bin Kays! Sana cennet definelerinden bir define

göstereyim mi?" dedi. Ben : "Hay hay yâ Rasûlallah!" dedim. 'Lâ havle velâ kuvvete

illâ billâh (güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur' de!" buyurdu. (Müslim, Zikir

44, hadis no : 2704)

2- "Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Onları kim ezberlerse cennete girer. Allah

tektir, teki sever." (Müslim, Zikir 5, hadis no : 2677) Diğer rivâyet şöyledir :

"Gerçekten Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Bir müstesnâ yüz isim! Bunları kim

sayarsa cennete girer." (Müslim, Zikir 6, hadis no : 2677)



3-"Sübhânallahi ve'l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber' demem,

benim için güneşin üzerine doğduğu her şeyden daha sevgilidir." (Müslim, Zikir 10)

4-"Bir kimse günde yüz defa, 'Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu'l-

mülkü ve lehu'l-hamdu, ve hüve alâ külli şey'in kadîr (Allah'tan başka ilâh

yoktur. O'nun şerîki/ortağı yoktur; mülk O'nundur, hamd de O'na mahsustur. Hem O

her şeye kaadirdir)' derse, o kimse için on köle (âzât etme) dengi sevap olur. Ve

kendisine yüz hasene yazılır; yüz günahı da silinir. O gün, akşamlayıncaya kadar

şeytandan muhâfaza olur. Onun yaptığından daha faziletli bir işi kimse yapamaz.

Meğer ki, onun yaptığından fazla yapsın. Ve bir kimse günde yüz kere 'Sübhânallahi

ve bihamdihî (Allah'ı hamdiyle birlikte tenzih ederim)' derse; günahları denizin

köpüğü kadar bile olsa sâkıt olur." (Müslim, Zikir, 28, hadis no : 2691)

5-"İki kelime vardır ki, dile hafif, mîzanda ağır, Allah'a makbuldürler. (Bunlar : )

'Sübhânallahi ve bihamdihî, sübhânallahi'l-azîm (Allah'ı hamdiyle birlikte tenzih

ederim. Yüce Allah'ı tenzih ederim)' (kelimeleridir)." (Müslim, Zikir 31, hadis

no : 2694)

6- "Sübhânallahi ve'l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber (Allah'ı

tenzih ederim, hamd Allah'a mahsustur ve Allah'tan başka ilâh yoktur. Allah her

şeyden büyüktür)' demem, benim için, üzerine güneş doğan her şeyden daha

makbuldür." (Müslim, Zikir 32, hadis no : 2695)

7- Mus'ab bin Sa'd (r.a.) anlatıyor : Bana babam rivâyet etti. (Dedi ki :

'Rasûlullah (s.a.s.)'ın yanındaydık. "Biriniz her gün bin sevap kazanmaktan âciz

midir?" diye sordu : "Yüz kere tesbih eder (Sübhânallah der) ve kendisine bin sevap

yazılır. Yahut üzerinden bin günah indirilir" buyurdu. (Müslim, Zikir 37, hadis

no : 2698; Buhârî Deavât, Bed'ul-Halk; Tirmizî Deavât; İbn Mâce, Sevâbu't-Tesbîh)

8- Muhâcirlerin fakirleri Rasûlullah (s.a.s.)'a gelerek : 'Varlık sahipleri yüksek

dereceleri ve devamlı nimetleri alıp gittiler' demişlerdi. Rasûlullah (s.a.s.) :

"Neymiş o" diye sordu. Muhâcirler : '(Ne olacak,) Onlar da bizim kıldığımız gibi

namaz kılıyor; bizim tuttuğumuz gibi oruç tutuyor. (Ama,) Onlar sadaka veriyor,

biz veremiyoruz; onlar köle âzâd ediyor, biz edemiyoruz' dediler. Bunun üzerine

Rasûlullah (s.a.s.) : "Ben size bir şey öğreteyim mi? Onunla sizi geçenlere

yetişir; sizden sonrakileri de geçersiniz. Hem hiçbir kimse sizden daha fazîletli

olamaz; meğer ki sizin yaptığınız gibi yapmış olsun!" buyurdu. Muhâcirler : 'Hay

hay yâ Rasûlallah!' dediler. Rasûlullah : "Her namazdan sonra otuz üç kere tesbih

(sübhânallah), tahmid (el-hamdu lillâh) ve tekbir (Allahu ekber zikri) edersiniz."

Bunun üzerine fakir muhâcirler Rasûlullah (s.a.s.)'a dönerek : 'Mal, mülk sahibi

din kardeşlerimiz bizim yaptığımızı işitmiş; bunun mislini onlar da yaptılar'

dediler. Rasûlullah : "(Ne yapalım,) Bu, Allah'ın bir fazl u keremidir; onu

dilediğine verir" buyurdu. (Müslim, Mesâcid, 142, hadis no : 595)

9- "Bir kimse her namazın sonunda Allah'a otuz üç defa tesbih, otuz üç defa hamd

eder, otuz üç defa da tekbirde bulunursa, bunların toplamı doksan dokuz eder.

Yüzün tamamında da : 'Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu'l-mülkü ve

lehu'l-hamdu ve hüve alâ külli şey'in kadîr' derse, günahları denizin köpüğü kadar

bile olsa (yine) affolunur." (Müslim, Mesâcid, 146, hadis no : 597)

10- "Bir kimse, on defa 'Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu'l-mülkü ve

lehu'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr (Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur.

O'nun şerîki/ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hamd de O'na mahsustur. O her şeye

kaadirdir)' derse, İsmâil oğullarından dört kişi âzâd etmiş gibi olur." (Müslim,

Zikir 30, hadis no : 2693)

11- “Ebu’d-Derdâ (r.a.) anlatıyor : Rasûlullah (s.a.s.) bir gün sordu : “Size

amellerinizin en hayırlısını, sizin derecenizi en çok artıracak, Melîkiniz

nezdinde en temiz, sizin için altın ve gümüş bağışlamanızdan daha hayırlı, sizin

için düşmanınızla karşılaşıp onların boyunlarını vurmanızdan, onlar da sizin

boyunlarınızı vurmalarından da hayırlı amelinizi haber vereyim mi?” “Bu nedir ey

Allah’ın Rasûlü?” dediler. “Allah’ı zikretmektir!” buyurdu. (İmam Mâlik, Muvattâ,

Kur’an 24)

12- İmam Mâlik’e ulaştığına göre, Hz. İsa İbn Meryem (a.s.) şöyle buyurmuştur :

“Allah’ın zikri dışında çok kelâm etmeyin, kalpleriniz katılaşır. Çünkü katı kalp

Allah’tan uzaktır, fakat bunu bilemezsiniz. Kendiniz efendiler imişcesine

insanların günahlarına bakmayın, bilâkis kullar olarak kendi günahlarınıza

bakınız. Çünkü insanlar(ın bir kısmı), belâya mâruzdur. Bir kısmı da âfiyete

mazhardır. Belâ (imtihan) sahiplerine merhamet edin. Mazhar olduğunuz âfiyete de

hamd edin.” (İmam Mâlik, Muvattâ, Kelâm 8 (2, 986)

---oOo---

Tesbih, Hamd ve Diğer Zikirlerin Fazileti
Hadîsler
Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır :
Her namazdan sonra otuzüç defa sübhanallah, otuzüç defa elhamdülillah ve otuzüç

defa Allâhu Ekber deyip yüz sayısını da lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerike leh,

lehü'l-mülkü ve lehü'l hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr ile tamamlayan

kimsenin, deniz köpüğü kadar dahi olsa bütün günahları bağışlanır.31

Günde yüz defa sübhânallâhi ve bihamdihî diyen kimsenin deniz köpüğü kadar dahi

olsa tüm günahları affolunur.32

Adamın biri Hz. Peygambere gelerek şu şikayette bulunur :
- Ey Allah'ın Rasûlü! Dünya bana sırt çevirmiş ve elimdeki servet de azalmıştır.

(Bu konuda ne buyuruyorsunuz?)
- Sen meleklerin namazı gibi namaz kılıp, mahlûkâtın tesbihî gibi tesbih etmez

misin? Onlar bu namaz ve tesbih sayesinde rızıklanmaktadır?
- Ey Allah'ın Rasûlü! Meleklerin namazı ile mahlûkatın tesbihi de nedir?
- Fecir ile sabah namazı arasında 'Sübhânallâhi ve bi hamdihî sübhânallâhil-azîm

estağfirullah' (Allah bütün noksanlıklardan münezzehtir. Bunu, kendisinin hamdiyle

itiraf ediyorum. Azîm olan Allah, her türlü noksanlıktan münezzehtir. O'ndan af

dilerim) kelimelerini yüz defa söyle! Bunu yaptığın takdirde dünya zelîl ve

itaatkâr olarak sana gelecektir. Diğer taraftan Allah Teâlâ bu sözlerin herbir

kelimesinden, kıyâmete kadar kendisini tesbih ede cek bir melek yaratır ki bu

tesbihin sevabı da senin defterine yazılır.33

Kul elhamdülillâh dediğinde bu kelime (mânen) gök ile yer arasını, ikinci defa

dediğinde ise tâ yedinci gökten yerin en alt tabakasına kadar doldurur. Üçüncü

defa elhamdülillâh dediği zaman da Allah Teâlâ, ona 'Ey kulum! İste! İstediğin

sana verilecektir' karşılığını verir. 34

Rıfâe ez-Zarkî (veya Zurkî)35 şöyle anlatır : Bir gün Hz. Peygamber'in ardında

namaz kılıyorduk. Başını rükûdan kaldırıp da Semiallâhü limen hamideh dediğinde

cemaatten birisi Rabbenâ lekel-hamd hamden kesîren tayyîben mübâreken fîh (Ey

rabbimiz! Bol, güzel ve bereketli hamd sana mahsustur) dedi. Namazdan sonra Hz.

Peygamber 'Demin konuşan kimdi?' diye sordu. O şahıs kalkarak 'Ey Allah'ın Rasûlü!

Konuşan bendim' dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu : 'Otuz küsûr

meleğin, senin söy-lediğin kelimeleri yazmak için birbirleriyle yarıştıklarını

gördüm'.36

(Kur'an'da) el-Bâkıyâtu's sâlihât (diye tâbir edilen kelimeler) şunlardır : a) Lâ

ilâhe illallah (Allah'tan başka hak ma'bud yoktur), b) Sübhânallah (Allah'ı her

türlü eksiklikten ve noksanlıktan tenzih ederim), c) Elhamdülillâh (Hamd ancak

Allah'a mahsustur), d) Allâhu Ekber (Allah herşeyden daha yücedir), e) Lâ havle ve

lâ kuvvete illâ billâh (Günahtan dönüş ve ibâdete yöneliş ancak Allah'ın

yardımıyladır).37

Yeryüzünde bulunup da 'Allah'tan başka ma'bud yoktur. O herşeyden daha yücedir.

Allah'ı her noksanlıktan tenzih ederim. Hamd O'na mahsustur. Günahtan dönüş ve

ibâdete yöneliş ancak Allah'ın kudret ve kuvvetiyle olur' diyen hiç kimse yoktur

ki deniz köpüğü kadar dahi günahı olsa bağışlanmış olmasın'.

Bu hadîs, İbn Ömer'den rivayet edilmiştir.38

Nu'man b. Beşir Hz. Peygamber'den şöyle rivayet eder :
Allah'ın celâlini zikrederek tesbih ve tekbirle hamdini yerine getirenlerin zikir,

tesbih, tekbir ve tahmidleri Allah Teâlâ'nın arşını çepeçevre arı kovanı gibi

vızıltıları olduğu halde- kuşatır ve böylece sahiplerini, yani dünyada kendilerini

yapan kimseleri anarlar. Hanginiz Allah nezdinde kendisini devamlı olarak anan

birşeyi olsun istemez.39
Ebu Hüreyre Hz. Peygamber'den şöyle rivayet eder :

'Allah'ı tenzih ederim. Hamd O'na mahsustur. O'ndan başka ma'bud yoktur. O

herşeyden yücedir' demem, benim yanımda, üzerine doğan herşeyden daha

sevimlidir.40
Hadîsin diğer bir rivayetinde lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh sözleri de

vardır. Aynı rivayette Hz. Peygamber'in bu kelimenin dünyadan ve içindeki

herşeyden daha hayırlı olduğunu da söy-lediği belirtilmektedir.
Semure b. Cündüb'ün rivayet etmiş olduğu başka bir hadîste de Rasûlullah (s.a)

şöyle buyurmaktadır :
Allah katında en sevimli kelimeler şu dört kelimedir : a) Sübhânallah, b)

Elhamdülillâh, c) Lâ ilâhe illallah, d) Allâhu Ekber. Bu kelimelerin herhangi

birisinden başlamakta bir beis yoktur!41

Ebu Mâlik el-Eş'arî Rasûlullah'tan şu hadîsi rivayet etmiştir :
Temizlik imanın parçasıdır (veya yarısıdır). Elhamdülillâh sözü (kıyâmet gününde

kişinin) mizânını doldurur. Sübhânallâhi vallâhu ekber sözü de (mânen) yer ile gök

arasını doldurur. Namaz nûrdur. Sadaka (kıyâmet gününde sahibi için bir) burhan ve

delildir. Sabır aydınlık ve ışıktır. Kur'an ise lehte veya aleyhte hüccettir.

İnsanlar ya nefsini satıp onu felâkete düçâr veya nefsini satın alıp onu âzâd

ettikleri halde sabahlarlar.42

Ebu Hüreyre Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir : Söylenmeleri kolay

olup mizanda ağır gelen iki kelime vardır ki bunlar, Rahmân olan Allah'ın nezdinde

de sevimli kelimelerdir. Bu iki kelime, Sübhânallâhi ve bihamdihî (Kendisinin

hamdiyle Allah'ı her türlü eksiklikten tenzih ederim) ile Sübhânallâhi'l-azîm

(Azîm olan Allah'ı her türlü eksiklikten tenzih ederim) kelimeleridir.43

Ebu Zer el-Gıfârî (r.a) 'Allah nezdinde en makbûl ve en sevimli konuşma

hangisidir?' diye sorduğunda, Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur : 'Allah Teâlâ'nın

melekleri için konuşma olarak seçtiği şu cümlelerdir : Sübhânallâhi ve bihamdihî

(Kendisinin hamdiyle Allah'ı her türlü eksiklikten tenzih ederim).

Sübhânallâhi'l-azîm (Yüce olan Allah her çeşit eksiklik ve nok-sanlıktan

münezzehtir)'.44

Ebu Hüreyre Rasûlullah'tan (s.a) şu hadîsi rivayet eder :
Allah Teâlâ konuşmalardan şu cümleleri seçmiştir : 'Allah her türlü eksiklikten

münezzehtir. Hamd O'na mahsustur. Allah'tan başka ma'bud yoktur. O herşeyden daha

büyüktür'. Kul Sübhânallah dediği zaman kendisine yirmi hasene yazılır ve

defterinden de yirmi seyyie silinir. Allâhu Ekber dediği zaman da aynı şey olur.45

Hz. Peygamber hadîste geçen diğer kelimeleri de aynı minvâl üzere

değerlendirmiştir.

Câbir (r.a), Rasûlullah'tan (s.a) şu hadîsi rivayet eder :
Kim 'Sübhânallâhi ve bi hamdihî' derse onun için cennette bir hurma ağacı

diktirilir.46

Ebu Zer el-Gıfârî (r.a) şöyle anlatır : Ashâb-ı kirâmın fakirleri Hz. Peygamber'e

gelerek şöyle dert yandılar : 'Ey Allah'ın Rasûlü! Zenginler bütün ecirleri elde

etmektedirler. Bizim kıldığımız gibi namaz kılar, tuttuğumuz gibi oruç tutarlar;

üstelik de mallarının fazlasını Allah yolunda sadaka olarak verirler. (Oysa biz

bunlardan mahrumuz)'. Rasûlullah da şöyle cevap verdi : Allah Teâlâ'nın size, kendi

yolunda sadaka olarak vereceğiniz birşey ihsân etmediğini mi sanıyorsunuz? Sizler

için her tesbîhinize karşılık bir sadaka ecri olduğu gibi, her tahmid (hamd) ve

tehlîlinize (Lâ ilâhe illâllah) karşılık da bir sadaka ecri vardır. Her

getirdiğiniz tekbir bir sadaka sayılır. Yapacağınız emr-i bil-ma'ruf ve nehy-i

ani'l-münkeriniz de sadakadır. Herhangi birinizin hanımının ağzına koyduğu

lokmalar da sadakadır. Hatta hanımınızla cimâ' etmeniz bile sadakadır.
Bu söz üzerine, gelenler Rasûlullah'a sordular :
- Ey Allah'ın Rasûlü! Herhangi birimize, şehvetini dindirdiği cimâ'da da mı ecir

vardır?
- Söyleyin bakalım kişi bu fiili helâliyle değil de, bir yabancıyla ve zinâ olarak

yapsaydı günah olur muydu?
- Evet, yâ Rasûlullah! Günah olurdu.
- İşte zina yapmakta günah olduğu gibi, helâliyle cimâ' etmekte de ecir vardır.47

Ebu Zer el-Gıfârî (r.a) Hz. Peygambere 'Ey Allah'ın Rasûlü! Servet sahipleri ecir

hususunda bizi geçtiler. Bizim söylediklerimizi onlar da söylemekte ve üstelik de

infakta bulunmaktadırlar. Bizse, malımız olmadığı için infakta bulunamıyoruz' der.

Hz. Peygamber de ona şöyle cevap verir :

Ey Ebu Zer! Sana, yaptığın takdirde senden önce geçmiş olanlara yetişmeni ve

senden sonra gelecek olanlardan da üstün olmanı sağlayacak bir ameli haber vereyim

mi? Ancak bu ameli yapanlar seninle eşit olabilir. Bu amel de her namazdan sonra

otuzüç defa sübhânallah, otuzüç defa elhamdülillâh ve otuzdört defa da Allâhu

Ekber demendir.48

Buseyre adlı sahâbî kadın da Rasûlullah'tan şu hadîsi rivayet etmektedir : Ey

kadınlar! Tesbih, tehlil ve takdisi çokça yapınız ve sakın gâfillerden olmayınız.

Bunları yaparken de parmaklarınızla sayınız; çünkü parmaklar şahitlik

yapacaklardır.49

Yani parmaklar kıyâmet gününde Allah'ın huzurunda, kendileriyle tesbih, tehlil ve

takdis yaptığınıza dair şahidlik edeceklerdir.

İbn Ömer (r.a) şöyle diyor : 'Rasûlullah'ın tesbih sırasında parmaklarını

kapattığını gördüm'.50

Ebu Hüreyre ve Ebu Said el-Hudrî'nin şehadetiyle Allah Rasûlü'nün (s.a) şöyle

buyurduğu sabit olmuştur :
Kul 'Lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber' dediği zaman, Allah Teâlâ karşılık olarak

'Kulum doğru söyledi. Benden başka ma'bud yoktur ve ben herşeyden daha yüceyim'

buyurur. Kul 'Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh' dediği zaman Allah Teâlâ

'Kulum doğru söyledi. Benden başka mâ'bud yoktur' der. Kul 'Lâ ilâhe illallah ve

lâ havle velâ kuvvete illâ billâh' dediği zaman da "Kulum doğru söyledi. Günahtan

vazgeçip ibadete yönelmek ancak benim kuvvetimle olur. Bu kelimeleri son nefesinde

söyleyen kimseyi ateş yakmaz buyurur.51

Mus'ab b. Sa'd'ın babasından rivayet ettiğine göre Rasûlullah sahabîlerine şöyle

der :
- Herhangi biriniz günde bin hasene kazanamaz mı?
- Ey Allah'ın Rasûlü! Bu nasıl olur?
- Günde Allah'ı yüz defa tesbih eden kimseye bin hasene
yazılır ve aynı zamanda bu kimseden bin seyyie düşürülür;
yani defterinden silinir.52

Hz.Peygamber (s.a),Abdullah b.Kays'a (Ebu Musa el-Eş'ârî'ye) şöyle der :
- Sana cennet hazinelerinden birini haber vereyim mi?
- Evet, ey Allah'ın Râsûlü!
- O halde lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh de!53

Başka bir rivayette Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur :
Sana arşın altındaki hazineden bir kelime öğreteyim mi? Bu kelime lâ havle ve lâ

kuvvete illâ billâh'tır.

Ebu Hüreyre şöyle rivayet ediyor :
Sana arşın altındaki cennet hazinelerinden olan bir amel öğreteyim mi? Bu amel 'Lâ

havle ve lâ kuvvete illâ billâh' demektir. Kul böyle dediği zaman, Allah Teâlâ ona

şu karşılığı verir : 'Kulum bana itaat etti ve teslim oldu'. 54

Bir başka hadîs de şöyledir :
Kim sabahladığı zaman, 'Rabb olarak Allah'a, din olarak İslâm'a, imam olarak

Kur'an'a, rasûl ve nebî olarak da
Muhammed Mustafâ'ya râzı oldum' derse, Allah Teâlâ'ya kıyâmet gününde o kulunu

râzı etmek düşer.55

Başka bir rivayet de 'Kim böyle derse Allah ondan razı olur' şeklindedir.

Tâbiîn-i kirâmdan Mücâhid (r.a) şöyle buyurmaktadır "Kişi evinden çıktığı zaman

Bismillah derse, beraberinde bulunan melek 'Sen hidayete erdin ve isabet ettin'

der. Tevekkeltü alellah dediği zaman 'Sen bütün kötülüklerden emin oldun'; Lâ

havle ve lâ kuvvete illâ billâh dediği zaman 'Sen korundun' der. Bunun üzerine

bütün şeytanlar o kişinin etrafından dağılıp kaçarlar ve bir birlerine 'Hidayete

ermiş ve Allah'ın himâyesine girerek korunmuş bir kişiden ne istiyorsunuz? Çünkü

böyle bir kişiyi saptırmanız mümkün değildir' derler".

Eğer 'Dile bu kadar hafif ve zahmeti bu kadar az olan Allah'ın zikri neden o kadar

meşakkatli ve zahmetli olan diğer ibâdetlerden daha üstün ve faydalıdır?' diyecek

olursan şöyle cevap veririz : Bu meseleyi derin bir şekilde tedkik etmek mükâşefe

ilminin kapsamına girer.

Muamele ilminde söylenilmesine izin verilen miktarı şudur : Faydalı ve tesirli olan

zikir, ancak huzur-u kalple ve daimî olarak yapılan zikirdir. Gafil bir kalple

yapılan zikir ise, sadece lisan ile yapıldığı için pek büyük menfaatler sağlamaz.

Bu keyfiyeti teyid eden nice haberler vardır. Kısa bir müddet huzur-u kalple zikir

yapıp kalan zamanlarında Allah'tan gafil olarak dünya ile meşgul olunması menfaati

az hareketlerdendir. En faydalısı devamlı olarak Allah'tan gafil kalmaksızın kalp

huzurunu temin etmektir veya hiç olmazsa vaktin çoğunu bu şekilde geçirmektir.

İşte böyle bir zikir, ibâdetlerden üstündür ve böyle bir zikirle diğer ibadetler

de şereflenirler. Zaten amelî ibadetlerin semeresi ve gayesi böyle bir zikirdir.

Zikrin evveli ve âhiri vardır. Evveli, Allah ile ünsiyet ve muhabbeti gerektirir.

Sonu ise, yine ünsiyet ve muhabbet gerektirmekte ve bu ünsiyet ve muhabbetten

sudûr etmektedir. Zikirden gaye de bu ünsiyet ve muhabbeti elde etmektir. Mürid,

işin başında kalbini ve lisanını vesveselerden zoraki olarak çevirip Allah'ın

zikrine yöneltir. Eğer bu zikri devamlı bir şekilde yapmaya muvaffak olursa

sonunda onunla ünsiyet kazanır ve va'dedilenin sevgisi kalbine yerleşir. Bu

keyfiyet sana uzak ve garip görünmesin; çünkü sıradan işlerde de kaide şudur ki;

hazır bulunmayan bir kimseyi, yanında devamlı olarak anmak sûretiyle hazırda

bulunan bir kişinin kalbine yerleştirmek mümkündür.

Böylece kişi, huzurunda sık sık yâdedilen kimseyi sevmeye başlar. Hatta bazen

vasıflarını çok işittiğinden ve yanında fazlasıyla yâdedilmesinden ona âşık bile

olur. Böylece ilk önce zoraki olarak ve çokça yâdetmekle âşık olan kimse sonunda o

mâşuku çokça yâdetmek durumunda kalır; öyle ki onu yâdetmeksizin duramaz olur.

Zira herhangi birşeyi seven kimse onu çokça yâdetmeye başlar. Tekellüf de olsa

birşeyi çokça yâdeden kimse sonunda onu sevmeye başlar. İşte böylece zikrin evveli

tekellüf ve zorluktur. Bu hal yâdedilenin sevgisinin ve ünsiyetinin yâdedenin

kalbinde yerleşmesine kadar devam eder. Sonra yâdeden kalbine yerleşmiş olan şeyi

veya kimseyi yâdetmekten kendisini alamaz. Bu bakımdan bu sefer icab ettiren icab

olunan, meyve de meyve veren olur.

Âriflerden birinin 'Yirmi sene Kur'an'ın meşakkatini çektikten sonra yirmi sene de

onunla nimettendim' sözünün mânâsı da bu olsa gerektir; zira nimetlenmek ancak

ünsiyet ve muhabbetten sudûr eder. Ünsiyet ise ancak zorluklar tabiî hâle

dönüşünceye kadar uzun süre meşakkatlere katlanmaktan sudûr eder. Bu bakımdan bu

durum nasıl uzak ve garip olarak karşılanabilir? Oysa insanoğlu önceleri sevmediği

bir yemeği kendisini zorlamak suretiyle yeyip meşakkatini çeker ve böyle devam

ederse, sonunda sevmeye başlar. Hatta bazen öyle bir hale gelir ki, artık onsuz

duramaz.
Nefis tekellüfle kendisine yükletilen şeyi, tahammül etmek sûretiyle âdet hâline

getirir. (Nitekim, şâir bu hakikati şöyle ifade etmiştir : ) 'Nefis, kendisine

yüklenilen herhangi birşeyi âdet edi-nir'. Yani başta hoşlanmayıp zoraki bir

şekilde kendisine yüklenen birşeye sonunda alışır ve o şey kendisi için tabiî

olur.

Bu girişlerden sonra (bilmelisin ki) Allah'ın zikriyle ünsiyet kazanan kimse

başkalarının zikrinden ayrılır. Başkalarından maksat ölümü anında insanoğlundan

ayrılan şeylerdir. Kabirde insanoğluyla beraber ne ehli, ne malı, ne çocuğu ve ne

de makam ve rütbesi kalır. Onunla beraber ancak Allah'ın zikri kalır. Eğer

hayattayken bu zikir ile ünsiyet kazanmışsa kabirde ondan faydalanır. O anda

dünyada iken kendisini Allah'ın zikrinden alıkoyan herşeyin sonu gelir ve böylece

zikir ile başbaşa kalır. Bu zikirde lezzetin her çeşidini bulur; zira dünya

hayatında zarurî ihtiyaçlar kendisini ister istemez Allah'ın zikrinden

alıkoymuştur. Ölümden sonra ise, böyle birşey sözkonusu değildir.

Böylece kişi ölümden sonra, mahbubuyla başbaşa kalmış olur ve ona olan hayranlığı

da artar. Kendisini mahbubundan alıkoyan hapishaneden de kurtulmuş olur. Bu sırra

binâen Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur :

Ruh'ul-Kudüs (Cebrâil veya Allah'ın fermânı) kalbime şöyle üfledi : 'İstediğini

sevebilirsin. (Nasıl olsa) ondan ayrılacaksın'.56

Hz. Peygamber burada dünya ile ilgili şeyleri kasdetmektedir; zira dünya ile

ilgili herşey ölümle sona erer. Bu bakımdan yeryüzündeki her nesne fânidir; ancak

celâl ve ikrâm sahibi olan rabbinin zâtı bâkîdir, ebedîdir. Kişinin ölümüyle dünya

sona erer. Fakat dünyanın asıl sona erişi kendisi için tâyin edilen vakittedir.

Kul öldükten sonra, Allah Teâlâ'nın huzuru manevîsine varıncaya kadar bu

ünsiyetten faydalanır.

Kabirlerde haşrolunduktan sonra zikirden mülâkat mertebesine yükselmiş ve böylece

göğüslerdeki hakîkat açığa çıkar. Sakın 'Ölümünden sonra insanın yanında Allah'ın

zikri kalmaz' diye inkâra kalkışma ve 'İnsan yok oldu. Bu bakımdan Allah'ın zikri

nasıl olur da onunla kalır?' deme. Zira insanoğlu, ölümle, yanında zikir

kalmayacak şekilde yok olmaz. Aksine onun yokluğu dünya ve mülk ile şehâdet

âlemindendir. Melekût aleminden ise yok olmuş değildir; bilakis o âlemde vardır.

Nitekim Hz. Peygamber şu hadîs-i şerîfleriyle bu hususa işaret etmiştir : Kabir, ya

ateş (cehennem) çukurlarından bir çukur veya cennet bahçelerinden bir bahçedir.57

Şehidlerin ruhları yeşil kanatlı kuşların kursaklarındadır.58

Bedir'de öldürülen müşrikler hakkında vârid olan şu hadîs-i şerîf de aynı şekilde,

bir işarettir :
Ya filân! Ya filân! Rabbinizin size va'dettiğini hak olarak buldunuz mu? Ben

rabbimin bana va'dettiğini hak olarak buldum.
Resulullah'ın bu konuşmasını dinleyen Hz. Ömer (r.a) sorar : "Ey Allah'ın Rasûlü!

Ölüler nasıl duyup, sana nasıl cevap verebilirler ki?' Bunun üzerine Rasûlullah

şöyle buyurur : 'Nefsimi kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, onlar benim

konuşmamı sizden daha iyi duyarlar. Fakat cevap vermeye muktedir değillerdir'.

(Müslim)

Rasûlullah mü'minler ve şehidler hakkında şöyle buyurmuştur : 'Ruhları yeşil

kanatlı kuşların kursağında olup Allah'ın arşının altında asılıdırlar'.59

Şu hâl ve bu kelimelerle işaret olunan durum, Allah Teâlâ'nın zikrine münâfi ve

zıt düşmemektedir.

Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır :
Sakın Allah yolunda öldürülenleri 'ölüler' sanma. Doğrusu onlar rableri katında

diridirler. Cennet meyvelerinden rızıklanırlar. Onlar Allah'ın kendilerine verdiği

ihsandan dolayı neşeli hâldedirler ve arkalarından kendilerine şehadet rütbesiyle

katılamayan mücahidler hakkında şunu müjdelemek isterler. Onlara hiçbir korku

yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır, (Âlu îmran/169-170)

Allah Teâlâ'nın zikr-i ilâhîsinin şerefi için şehadet mertebesi bu kadar yüceldi.

Zira hedef hâtime ve sonuçtur. Hâtime ve sonuçtan gayemiz dünyaya vedâ edip kalbin

Allah ile müstağrak olduğu hâlde onun huzuruna varmak ve ondan başka herşeyden

bütün ilgileri kesmektir.

Bu bakımdan eğer bir kul himmetini tamamen Allah Teâlâ'ya hasredebiliyorsa, bilmiş

olsun ki bu hâl üzere ölmeyi ancak muharebe saflarında elde edebilir. Zira bu

saffa iştirâk eden bir kimse, canından, malından, ailesinden ve evlâdından

vazgeçmiştir. Hatta bütün dünyadan vazgeçmiştir. Çünkü böyle bir kimse dünyayı

ahiret için ister...

Böyle bir yere takılmakla Allah sevgisi yolunda hayatını hiçe saymış ve ancak onun

rızasını taleb etmiştir. Allah Teâlâ için her şeyinden tecerrüd etmekten daha

büyük birşey düşünülemez ve bundandır ki, şehidlik mertebesi Allah tarafından

üstün kılınmıştır. Hakkında hadsiz hesapsız faziletler vârid olmuştur.

Nitekim Abdullah b. Amr el-Ensârî Uhud savaşında şehid düştüğü zaman Hz. Peygamber

(s.a), oğlu Câbir'e şöyle demiştir :
- Ey Câbir! Sana müjde vereyim mi?
- Evet! Allah sana hayırlı müjdeyi versin yâ Rasûlullah, ver.
- Allah Teâlâ senin babanı diriltti ve huzurunda oturttu.
Onunla Allah arasında herhangi bir perde olmaksızın
Allah Teâlâ kendisine şöyle buyurdu : 'Dilediğini benden iste
ey kulum! Sana her istediğini vereyim. O da bu hitap
karşısında Allah Teâlâ'dan şöyle niyazda bulundu : 'Yârab!
Senden isteğim beni dünyaya göndermendir ki, senin ve rasûlü'nün uğrunda ikinci

bir defa şehid olayım', Allah Teâlâ (c.c) şöyle buyurdu : "Daha önce hükmüm

'ölümden sonra insanlar dünyaya gönderilmeyecektir' şeklinde karara

bağlanmıştır".60

Bu hakikatlerden sonra Allah yolunda ölmek, böyle bir hâl üzere hayatın

neticelenmesine sebeptir. Zira kişi eğer bu şekilde ölmeyip bir müddet daha

yaşasaydı belki dünya şehvetleri kendisine dönüp kalbini kaplayan Allah zikrine

galebe çalabilirdi! İşte bu sırra binaen ehl-i mârifetin son andan korkuları

oldukça büyüktür. Zira kalp, her ne kadar Allah Teâlâ'nın zikrine yapışırsa da

dönek olduğu için dünya şehvetlerine yeniden iltifat etmekten uzak değildir ve

kendisinde herhangi bir gevşeme başgösterebilir.

Bu bakımdan kişinin bu hâl sonunda kalbinde dünya işi belirir ve dünya işi

kendisine galip gelirse ve aynı hâl içinde dünyadan irtihâl ederse, bu istilânın

tesirinde kalması yakın bir ihtimal olur. Bu bakımdan böyle bir durumda ölümden

sonra inleyecek ve ikinci bir defa dünyaya dönüp bu durumunu düzeltmek için

temennide bulunacaktır. Bu ikinci defa dünyaya dönüş arzusu ise âhiretteki

nasibinin azlığından neş'et etmektedir. Zira kişi neyin üzerinde yaşıyorsa onun

üzerinde ölmekte ve neyin üzerine ölüyorsa onun üzerine de haşrolunmaktadır. Bu

bakımdan bu tehlikeden en uzak hâl neticenin şehitlikle sonuçlanmasıdır. Bu da

şehidin dünyayı elde etmek veya 'kahramandı' desinler veya buna benzer fâsid ni-

yetlerde bulunmamak kasdına bağlıdır.

Nitekim bu husus hadîste 'yücelmesi kastolunmalıdır' şeklindedir. İşte bu hâlden

'Allah mü'minlerden canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır'

diye bahsedilmiştir. Böyle bir kişi dünyasını âhirete satmış ve dünya karşılığında

âhireti satın almıştır. Şehidin hâli senin Lâ ilâhe illâllah sözünün mânâsına

muvafık düşer.

Çünkü şehidin de Allah'tan başka maksudu yoktur. Zira insanın her maksudu

mahbubudur. Her ma'bud da ilâhıdır. Bu bakımdan bu şehid hâl diliyle Lâ ilâhe

illâllah der; zira Allah'tan başka onun maksudu yoktur. Kim diliyle Lâ ilâhe

illâllah deyip hâli buna uygun değilse, onun işi Allah'ın meşiyetindedir ve böyle

bir kimsenin hakkında tehlikeden emîn olmak sözkonusu değildir. İşte bu sırra

binaen Hz. Peygamber (s.a) Lâ ilâhe illallah demeyi diğer zikirlerden daha üstün

saymıştır. Bunu birçok yerlerde tergib olarak, mutlak ve kayıtsız bir şekilde

zikretmiştir. Sonra hakikî mânâsını belirtmek için bazı hadîslerde Sıdk ve İhlas

ile kayıtlandırarak şöyle buyurmuştur : 'Kim ihlâs ile Lâ ilahe illâllah derse...'

İhlâsın mânâsı; hâlin kâle yardımcı olmasıdır. (Yani kalbin dile muvafık ve

mutabık bulunmasıdır).

Bizi son nefesimizde hâl ve kâl bakımından Lâ ilâhe illâllah ehlinden eylemesini

Allah'tan dileriz. Bizi zâhir ve bâtında bu mübarek sözü söyleyenlerden kılmasını

rahmetinden niyaz ederiz ve bizde bu hâlin dünyaya vedâ edinceye kadar devam edip

dünyaya iştiyak gözüyle iltifat etmemeyi, aksine dünyadan kaçınıp Allah Teâlâ'nın

mülâkatına lâyık bulunanlardan eylemesini Allah Teâlâ'dan talep ederiz. Çünkü

Allah ile mülâkatı seven bir kimsenin mülâkatını Allah da sever. Kim Allah'ın

huzuruna varmaktan hoşlanmazsa, Allah da onun kendisine gelmesinden hoşlanmaz.

İşte bütün bunlar zikir mânâlarına işaretlerdir. Muamele ilmi çerçevesinde bu

işaretlerden daha fazlasını söylemek imkân dahilinde değildir.

---OoO---

Bi–iznihi

Rasûlullâh Sünneti’nin Sünnetullâh olduğunu önceki yazılarımızda açıkladıktan

sonra, gelelim “Sünnetullâh” oluşumundaki bazı insana ait gerçeklerin

işaretlerine…

Önce “Bismillâh” hakkında bir iki söz…

Kelime-i Tevhid’i idrak ettikten sonra, bunun yaşamda uygulanmasının cenneti

getireceğini fark edebilen kişiye, Allâh Rasûlü’nün en büyük hediyesi “B–ismi–

Allâh–er–Rahmân–er–Rahıym” anlayışıdır!

Bunun anlamını idrak edene, fıtratı kadarıyla, en yüksek cennet yaşamı nasip olur!

İnsanın, eşrefi mahlûk oluşu, bu kelimelerin anlamını idrak edip yaşama, istidat

ve kabiliyetinden dolayıdır! Bu ancak, saîd olarak dünyaya gelmişler arasından,

mukarreblere ait bir şereftir.

“Bismillâh” çekilesi bir şey değil, yaşanılası bir olayın, dille ifadesidir!

Hakkıyla Kelime-i şehâdet’i dillendirmek de ancak bu durumdakiler için mümkündür!

“Muhakkıkîn” denilen tahkik ehli de bunlardır sadece ikân sahipleri olarak! Biz

ise genelde iman yollu takliden tekrarlarız bu cümleleri ve böylece cennet umarız

Rabbimizden!

Gelelim bir diğer önemli konu olan şefaat meselesine…

Rasûlullâh kimlere şefaat eder veya etmektedir? Eğer bu dünyada şefaat

ulaşmamışsa, sonrasında fayda eder mi? Veya, bizler bir diğerimize ne kadar

yardımcı olabiliriz?

Hangi şartlarla şefaatten yararlanmak mümkündür?

İşte bu konuda Âyet’el Kürsî’deki bir cümleyi hatırlayalım; zira kişide ALLÂH’ın

tasarrufu nasıl açığa çıkmaktadır ve dış etkiler veya şefaat bu tasarrufu ne kadar

etkiler sorusunun cevabı buradadır.

“…men zelleziy yeşfeu indeHÛ illâ Bi–iznihi…”

“…Kim şefaat edebilir ‘Bi–izni–hi’ olmadan!..” (2.Bakara : 255)

Diyeceksiniz ki niye başını Türkçe yazdın da “Bi–izni–hi” kelimesini Arapça

orijinaliyle bıraktın?

Konunun sır noktası işte o kelime de onun için!

Şefaat yani yardım, ancak kişinin fıtratı o işe elveriyorsa geçerli olabilir!

“B–izni–H”…

Bismillâh açıklamasında belirttiğim üzere Kur’ân-ı Kerîm’i sırlarına ermek için

okumak istiyorsak, öncelikle “B” anahtarını kullanmak zorundayız. Bu sır

anlaşılmaz ise, hep yukarıdaki bir tanrıdan, ötedeki ya da ötendeki bir tanrıdan

söz edildiğini düşünürüz. Ne yazık ki, mevcut Kur’ân çevirilerinin neredeyse

tamamında ve hatta orijinalinde mevcut olmasına rağmen güncelleştirilmiş Kur’ân

tefsirlerinde “B” harfinin anlamı gözardı edilip, yer verilmemiş ve bu çok çok

önemli anlama hiç işaret edilmemiştir!

Oysa…

“B–izni–H” işareti, kişinin hakikati olan Esmâ terkibine (isimler bileşimine)

işaret etmektedir burada!

Bu durumda bu âyetin anlamı şu olur :

“Nefsinin hakikati olan Esmâ mertebesinden açığa çıkan kuvve olmaksızın (Bi-

iznihi) O’nun indînde kim şefaat edebilir…”

Nitekim bu gerçekler bakın şu âyetlerde nasıl vurgulanmaktadır :

Yevmeizin lâ tenfeuş şefa’atü illâ men ezine lehür Rahmânu ve radıye lehu kavla O

gün şefaat fayda vermez… Sadece Rahmân’ın izin verdiği ve sözüne (illâ Allâh

diyen) razı olduğu kimse müstesna! (20.Tâhâ : 109)

“…Iste’ıynû Bi-llâhi…”

“…Allâh’tan (Ulûhiyeti dolayısıyla hakikatinizden; benliğinizi oluşturan El

Esmâ’sındaki kuvveden) yardım isteyin…” (7.A’raf : 128 )

“Ya eyyühelleziyne amenû Aminu Billâhi…”

“Ey iman edenler, ‘B’ harfinin işaret ettiği anlam ile iman edin Allâh’a…”

(4.Nisâ’ : 136)

Ve minenNâsi men yekulü amennâ Billâhî ve Bil yevmil âhıri ve mâ hum Bimu’miniyn

İnsanlardan bir kısmı “B” işareti kapsamınca (varlıklarını Allâh Esmâ’sının

oluşturduğu inancıyla) Allâh’a ve âhiret süreçlerine (sonsuzluk içinde,

kendilerinden açığa çıkanın sonuçlarını yaşayarak yer alacaklarına) iman

ettiklerini söylerler; ne var ki imanları gerçekte bu kapsamda değildir!

(2.Bakara : 8 )

Kul ya eyyühenNasü inniy Rasûlullahi ileyküm cemiy’anilleziy leHU mülküs Semavati

vel Ard* lâ ilâhe illâ HUve yuhyiy ve yümiyt* fe aminu Billâhi ve Rasûlihin

Nebiyyil Ümmiyyilleziy yu’minu Billâhi ve kelimatiHİ vettebi’uhu lealleküm

tehtedun De ki : “Ey insanlar… Kesinlikle ben hepinize gelmiş Allâh Rasûlü’yüm…

Semâların ve arzın mülkü ‘HÛ’nundur! İlâh yoktur sadece ‘HÛ’! Diriltir, öldürür!

Bu yüzden iman edin, Esmâ’sıyla nefsinizin dahi hakikati olan Allâh’a ve Ümmî Nebi

olan O Rasûl’e ki O, Esmâ’sıyla nefsinin dahi hakikati olan Allâh’a ve O’nun

bildirdiklerine iman eder. O’na tâbi olun ki hakikate erdirilesiniz.” (7.A’Raf :

158 )

Feemmelleziyne amenû Billâhi va’tesamu Bihi feseyüdhıluhüm fiy rahmetin minHU ve

fadlin ve yehdıyhim ileyHİ sıratan müstekıyma Esmâ’sıyla her şeyin aslı olan

Allâh’a iman edip, O’na hakikatleri olarak sımsıkı tutunanlara gelince, onları

HÛ’dan bir rahmetin ve fazlın içine sokacak ve onları kendisine varan sırat-ı

müstakime hidâyetleyecektir. (4.Nisâ’ : 175)

Velev şâe Rabbüke leamene men fiyl Ardı küllühüm cemiy’a* efeente tükrihün Nase

hatta yekûnu mu’miniyn Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde kim varsa, elbette hepsi

toptan iman ederdi… Olayın gerçeği bu iken; sen, iman etmeleri için insanları

zorlayacak mısın? (10.Yûnus : 99)

Ve ma kâne li nefsin en tu’mine illâ Biiznillâh* ve yec’alürricse alelleziyne lâ

ya’kılun Kendisini yaratan Allâh Esmâ’sının bileşimi elvermedikçe, bir nefs için

iman etmek mümkün değildir! (Allâh) aklını değerlendirmeyenlerde (düşünsel) pislik

meydana getirir! (10.Yûnus : 100)

İşte bu yüzdendir ki :

Ma aler Rasûli illel belağ* vAllâhu ya’lemü ma tübdune ve ma tektümun Rasûle düşen

sadece tebliğ etmektir! Allâh, açığa vurduklarınızı da içinizde gizlediklerinizi

de bilir. (5.Mâide : 99)

“Lâ ikrahe fidDİYN…”

“‘DİN’de (Allâh yaratısı sistem ve düzeni {Sünnetullâh} kabul konusunda) zorlama

yoktur!..” (2.Bakara : 256)

İşte bu yüzdendir ki, şefaat yani yardım, ancak kişinin fıtratı o işe elveriyorsa

geçerli olabilir!

Fıtratı meydana getiren Fâtır isminin özelliği dahi, kişinin Rabbi olan ve

Rubûbiyet boyutunu oluşturan kendi yapısındaki Esmâ mertebesinde yer almaktadır!

Feekım vecheke liddiyni haniyfa* fıtratAllâhilletiy fetaren Nase aleyha* lâ

tebdiyle li halkıllâh* zâliked diynül kayyimü, ve lâkinne ekseranNasi lâ ya’lemun

Vechini (şuurunu) Hanîf olarak (tanrıya tapınmaksızın, Allâh’a şirk koşmaksızın) o

Tek Din’e yönelt! O Allâh Fıtratı’na (beynin ana çalışma sistem ve mekanizması)

ki, insanları onun üzerine (o ana sistem ve mekanizmayla) yaratmıştır! Allâh

yaratışında değişme olmaz! İşte bu, Din-i Kayyim’dir (sonsuz geçerli Sistem,

Sünnetullâh’tır)… Ne var ki insanların çoğunluğu (bu gerçeği) bilmezler. (30.Rûm :

30)

Evet, günümüzde keşfedilen holografik gerçeklik ile “Zerre küllün aynasıdır”

uyarısının işareti burada çakışmaktadır.

NOKTA’dan meydana gelen açı içindeki Rahmâniyet sıfatının işaret ettiği anlamın

açığa çıkışı… Bu zuhurun üretkenliği ile meydana gelen Rahıym’den, “arş” isimli

evrensel doğurganlık -algıladığımız madde boyutunda değil- ile tüm Esmâ

mertebesinin sonucu oluşan mânâlar hâsıl olmakta; ve Kürsî, “Rubûbiyetin tahakkuk

ve tahakküm mertebesi” olarak açığa çıkmaktadır!

Küll, bu arada, aynıyla zerreye yansımış olduğu için de; zerrelerde yani

birimlerde, Rabbin, yani Esmâ terkibinin getirisi hükmü, kademe kademe kişinin

semâvatından bedene nâzil olmaktadır!

Evren tek bir canlı gibidir sanki tüm boyutsallıklarıyla; ya da evren içre

evrenleriyle!

Bu her birimde böyledir ki, işte holografik gerçeklik bu sistemi anlatır.

Allâh Rasûlü’nün “Zerre küllün aynasıdır” cümlesiyle özetlediği gerçek kanaatimce

bunu anlatır.

Zerre itibarıyla, zerre ve küllden söz edilirken; İlmi ilâhîde, hepsi Tek bir nefs

olarak yer alır!

Buna;

“‘HÛ’ ki, sizi TEK bir nefsten – benlikten (makro planda : Hakikat-i Muhammedî –

Akl-ı evvel; mikro planda : insanlık şuuru – Akl-ı küll) yarattı…” (7.A’raf : 189)

Onların hepsi, kıyamet sürecinde O’na TEK olarak gelir. (19.Meryem : 95)

Âyetleri işaret eder.

Yani, ilmi ilâhîde “zerreler” yoktur “TEK bir yapı” söz konusudur. Bunun idrak

edilmesi herkes için kolay olmayabilir.

Evren tek bir canlı gibidir sanki tüm boyutsallıklarıyla; ya da evren içre

evrenleriyle!!! “Ruh-u Â’zâm” da demişlerdir buna…

Peki ya bu muazzam yapıda, “insan”ın varoluşunu, özelliklerini ve işlevini idrak

edebilecek miyiz?..

Gelecek yazımızda da kalem elverdikçe bu konuya değineceğiz inşâAllâh.

---OoO---


Bi-Rabbihim

Kur’ân-ı Kerîm’de “B” harfi kadar öncelikli ve O’nu “OKU”mada, çok önemli bir

anahtar olan “Bi-Rabbihim” tanımlaması üzerinde biraz daha durmak istiyorum. Zira

bu husus ne kadar anlaşılırsa, Kur’ân-ı Kerîm’deki bazı inceliklerin fark edilmesi

de o kadar kolaylaşacaktır.

“Bi-Rabbi-HİM”, her birimin özünde mevcut olan ve Esmâ terkibi şeklinde açığa

çıkan Rubûbiyet boyutuna işaret ederken, “Bi-Rabbi-KE”,sendeki isimler bileşimi

hâlinde açığa çıkan, özündeki Rubûbiyet boyutunu dillendirmektedir.

Varlığındaki Allâh isimlerinin işaret ettiği kuvvelere yönel!

Rabbihim=Rablerine, yani Rabb-ül âlemîn’e işaret ederken, Bi-Rabbihim=Onların

Özlerinde, Hakikatlerinde mevcut olan, o boyuttan -mertebeden- her birinde

tasarruf eden Rubûbiyet (Rab’lik) kuvvesi anlamını taşır.

Ancak bundan dolayı da, kesinlikle parçalanma, yani ayrı ayrı Rab’ler

anlaşılmamalıdır!

Bütün, ampul filamanlarına gelen elektrik aynıdır; Rubûbiyet boyutunun genel

anlamına örnek olarak… Filamanlar ise birimi oluşturan Allâh isimleri bileşimi,

yani Esmâ terkipleri misalidir… 1967 yılında yazdığım “TECELLİYÂT” isimli

kitabımda anlatmıştım bu konuyu. Oradan okuyabilirsiniz.

Konuya bir örnek : “Kadr” Sûresi’ni hatırlayalım…

Tenezzelül Melâiketü ver Rûhu fiyha Biizni Rabbihim min külli emr Melekler ve Ruh

Onda tenezzül eder, Rablerinin izni ile her hükümden. (97.Kadr : 4)

“RUH” her ne kadar, yalnızca kişinin ölüm ötesi bedeni gibi anlatılmışsa da,

Kurân’daki esas işareti, “o şeyin mânâsı, taşıdığı anlam” şeklindedir!

Buna göre, “insanın ruhu” denildiğinde, insanın varlığını meydana getiren Esmâ

terkibinin ihtiva ettiği genel anlam, anlaşılır. Nitekim halk dilindeki “ben senin

ruhunu okurum” deyimi de bu anlamla paraleldir.

“KADR” nedir; gökten inen(!) Kadir nasıl iniyor?.. Bu konuya daha sonraki yazıda

devam etmek istiyorum!

Bu arada dikkatimizden kaçmasın :

“…ahızün Bi-nasıyetiha…” (11.Hûd : 56) âyeti de Rabbin tasarrufunun alında

(beyinlerde) açığa çıktığına işaret eder!

“Lâ havle ve lâ kuvvete illâ B-illâh” vurgulamasını da şimdi bir düşünün bakalım…

Acaba niçin bu zikir çok önemli ve insana, neden, neler kazandırıyor?

İşte Kurân’da geçmekte olan “Bi-rabbihim” zamiri, bize göre, daima birimlerin

Rabbi hükmünde olan; onların varlıklarının hakikatini meydana getiren, “Esmâ

terkibi” oluşunu vurgular. Bu konu daha geniş olarak 1985 yılında yazmış olduğum

“İNSAN VE SIRLARI” kitabında “Rab” ve “Rubûbiyet” bölümlerinde anlatılmıştır.

Rabb-ül âlemîn ifadesi ise Küllî anlamda Rubûbiyet mertebesini ifade eder ki, tüm

Esmâ terkiplerinin varoluşu bu mertebeden aldıkları kuvve ile mümkündür zerreler

boyutunda.

Burada da gördüğünüz üzere, belli kelimelerin başına gelen “B” eki konuyu bambaşka

boyutlara ve anlamlara taşımaktadır.

Evet, şimdi de konumuzla ilgili başka bir önemli noktaya dikkat çekelim.

“B-illâhi” diyerek yemin etmeyi men ederlerdi eskiler; niye?

Çünkü anlamı, “varlığımdaki ALLÂH adına konuşuyorum ki!..” diyedir de ondan!

İş böyle ise, gerçekten, bu anlamın getirisinin ve götürüsünün idrakinde misiniz

acaba? Ne dediğinizin farkında mısınız böyle yemin ettiğinizde?

Bütün bunlar neyi gösteriyor?..

İnsanın vehmettiği, var sandığı, dışarıdaki, ötesindeki bir tanrıya yönelmek

yerine; kendi hakikatindeki Allâh isimlerinin işaret ettiği kuvvelere yönelerek,

onları aktive etmeye çalışması gerçeğini gösteriyor! İbadet denen bütün çalışmalar

bunun içindir…

Kişinin kendi hakikatindeki Allâh isimlerinin özellikleri yanı sıra, ötesindeki

bir tanrı kavramını kabul etmesi “ŞİRK” diye anlatılan olgunun ta kendisidir!

İnsanların birbirinden yardım, şefaat dilemesi, veya Rasûlullâh veya manevî

büyüklerden yardım dilemesi; onların kendisi gibi “KUL” olarak var olup, ne var ki

kendisinin açığa çıkaramadığı kuvveleri onların ortaya koyabildiklerini fark

etmesi suretiyle olursa, bu “şirk” olmaz!

Ama, ötede bir tanrı kabul ederken, kendi hakikatini inkâr ederek; kendini mahlûk,

karşısındakini Hâlık gibi görerek bunu uygularsa, bu “şirk” olur.

Burada önemli olan, kendindekini fark edip, kullanamadığını bilerek,

karşısındakinden yardım istemektir.

Tanrılaştırmadan!..

Normal yaşamda herhangi bir konuda, birisinden yardım-şefaat istemek ne ise,

manevî konularda da olay aynıdır!

Esmâ terkibin kesinlikle herkesten farklıdır, kendin ol!

Ne var ki gelecek yardım, asla kişinin fıtratını değiştirmez; özündeki açılım

(isimler bileşimi) müsaadesi kadarıyla gerçekleşebilir.

İstediğin yardım, istidat ve kabiliyetini değiştirmez… İstidat ve kabiliyetin

kapsamı kadarıyla yardımcı olabilir! Ki buna “illâ Bi-izni-h” denmiştir Âyet’el

Kürsî’de!

Duan, zikrin, arzun buna devam ettiğin sürece kabiliyetini arttırır; ama kestiğin

anda eski hâline döner!.. Buna “himmet” de derler. Himmetini daimî tutmalısın ki

kabiliyetin artsın; istediklerin, istidadın kadarıyla gerçekleşsin.

Rasûlullâh veya bir başkasından yardım istediğinde, o kişi bu yardımı yapabilecek

kapasitedeyse ve buna rağmen sana beklediğin yardım ulaşmıyorsa, o kişiye karşı

değişik duygular içine girme; olayı, kapasitende, fıtratında ara!

“Bi-rabbihim” ifadesiyle vurgulanan Esmâ terkibin kesinlikle herkesten farklıdır

ve bir eşi daha yoktur. Bu sebeple de kimse kimseye örnek olmaz ve kimse kimsenin

yolundan Rabbini tanıyamaz!

Bu Dünya’ya bir Şahı Velâyet Hz. Âli dahagelmez!.. Eğer onun gibi olmak için dua

ediyorsan, bu gerçekleşmez! Bil ki aynı tecelli iki defa oluşmaz!

İstek konusunda da haddini bilmek şarttır; her konuda olduğu gibi!

Hiç kimse GİBİ olmaya çalışma; zira bu mümkün değildir! Kendin ol, ilminin

azamisini kullanarak!

Fıtrat konusunu çok iyi anlamak gerek!

Herkesin bir fıtratı vardır ve bu asla değişmez! Yani doğum süreci içinde

kendisinde oluşan Allâh isimleri özelliklerinin bir bileşim şeklinde beyinde

programlanması!

Bu yüzden, “can çıkmadıkça huy çıkmaz” demişlerdir!

Bu yüzden, “yedisinde neyse yetmişinde de odur” demişlerdir!

Testi, hikmeti Hûda içindekini sürekli üretir! Kiminde şerbet vardır, kiminde

bulaşık suyu!.. Astrolojik tesirler ise, testileri zaman zaman eğen kollardır! O

zamanlarda, testide ne varsa o dökülür; süslü görüntülü testilerde ne bulunduğu

da, o zamanlarda anlaşılır!

Bu şaşılacak bir şey değildir!

Algılayabildiğimiz dünyamızda ne varsa, en sevdiğimizden en tiksindiğimize kadar,

hepsi de ismi “ALLÂH” olanın, kendi Esmâ’sıyla yaratmış olduğu birimlerdir…

Cennetin cennetliği veya cehennemin cehennemliği birimin yapısına GÖREDİR!

Zebânîlere GÖRE cehennem cennettir; pislik böceğine GÖRE de dışkı içinde yaşamak

cennet!

Yaratıkların tümü de, “GÖRE”sel olarak değerlidir veya tiksindiricidir! Birine

göre en sevgili gelen, diğerine göre en tiksindirici olabilir!

Sendekini seversin, karşındakinde!

Sendeki yoksa karşındakinde, ondan hoşlanmaz ve onunla bir arada olmayı

istemezsin!

Zamanla değişir insan!..

Zaman içinde derûnundaki, farkında olmadığın bir kısım veriler açığa çıkınca,

değer yargıların da değişir, beraber olmak istediklerin de! “Dün” senin için

değerli olanlar, “bugün” artık değer ifade etmemeye başlar! Onların yerine

başkaları değer kazanır indînde!

Her kuş sürüsüyle uçar! Herkes, sonunda, lâyık olduklarıyla beraber olur!

Akıllı insan, gerçekçi olur! Kendisindeki “HASİYB”, hesaba çeker onu “münker ve

nekir” anlamı ile!

İlmine göre, nerede, ne hâlde, ne gibi bir yaşantı ile ömrünü geçirmekte olduğunu

fark eder insan o zaman!

Yaşamımda, kendini “gavs” veya “dünyanın hâkimi” sanan kişiler gördüm… Bazıları

kendisini hep Rasûlullâh veya çok yakın sahabesiyle görüyordu rüyalarında!.. Kimi

akıl hastanesine gitti, kimi gün geldi bu hâlden sonra inkârları yaşadı… Kimi de o

hayalle gitti bu dünyadan…

Önemli olan, ilminizi ne kadarıyla yaşamınıza geçirip; “iradenizi”, “ilminiz”

doğrultusunda ne kadar “kudret”le açığa çıkarttığınızdır! Hayallerle geçen

geceleriniz değil!

Yalnız geldiniz ve yalnız gideceksiniz sonsuz yaşama; bu Dünya yaşamında elde

ettiklerinizle… Yaptıklarınızın sonucuna yalnızca siz katlanacaksınız; dün olduğu

gibi, bugün olduğu gibi, yarınlarda da!

Kendiniz için de, tüm dostlarınız için de, muhtemelen belki de hiç göremeyeceğiniz

bu garîp için de, duanızı esirgemeyin.


---OoO---



Rahmân ve Rahıym

Söyler geçeriz besmele’yi…

Bazen de okuruz arkasından hemen Fâtiha’yı, ölmüşlerimize!

Oysa…

“Fâtiha’sız salât -namaz- olmaz!”; uyarısı yapılmıştır Rasûlullâh tarafından.

“İslâm’ın Temel Esasları” isimli kitabımızda bu konuya değinmiştik bir hayli.

Orada değinmediğimiz bir yöne de şimdi işaret edelim nasip olduğu kadarıyla… Ancak

gene ehlinin anlayabileceği bir lisanla elbette…

Kısaca “besmele” dediğimiz kelime, bildiğiniz üzere

“BismillâhirRahmânirRahıym”dir.

BismillâhirRahmânirRahıym

Hem Kur’ân okunmaya başlandığındaki ilk âyettir hem de ittifakla kabul edilir ki

Fâtiha Sûresi’nin ilk âyetidir.

Bazıları da der ki Bismillâh, Fâtiha’nın ilk âyeti değildir. Fâtiha Sûresi “El

Hamdu Lillâhi Rabbil’âlemiyn” diye başlar. Bu konuda geniş bilgi Elmalılı Hamdi

merhumun tefsirinde, ilgili bölümde anlatılmıştır.

Biz şimdi değişik bir soru ile konuya yaklaşarak, buradaki tekrarın nedenini fark

etmeye çalışacağız anladığımız kadarıyla.

Bismillâh, eğer Fâtiha’nın ilk âyeti ise “RahmânirRahıym” 3. âyet olarak niçin bir

defa daha tekrar edilmiştir?

“BismillâhirRahmânirRahıym

El Hamdu Lillâhi Rabbil’âlemiyn

Er RahmânirRahıym…”

Şimdi konuyu fazla yaymayıp dikkatinizi ilk âyet olan Bismillâh’ın başındaki “B”

sırrına çekeyim. Bu sırrın ne olduğunu “Hz. Muhammed’in açıkladığı ALLÂH”

kitabında yazmıştık ve orada merhum Hamdi Yazır’ın “Hak Dini Kur’ân Dili” isimli 9

ciltlik eserinin 1. cilt 42 ve 43. sayfalarında “B” harfinin mânâsıyla ilgili

olarak özetle şu bilgiyi aktarmıştık :

“Eazımı müfessirin diyorlar ki; ‘BA’nın buradaki mânâyı ilsakı, ya MÜLÂSEBET ve

MUSAHEBET veya istianedir.



Bu tevile göre (‘B’ ile başlayan) Bismillâh’ın meâli : ‘Allâhı Rahmânı Rahıym

namına’ demek oluyor ki; bu da ‘B’de MÜLÂBESE mânâsına râcidir.. Bunun hasılı, bir

niyâbet itirafıdır.”

Bir işe başlarken, “filan namına” demek, “ben bunu ona izafeten, ona hilâfeten,

onu temsilen, ONUN BİR ALETİ olarak yapıyorum; bu iş hakikatte benim veya

başkasının değil ancak onundur” demek olur…

Bu bilgiyi hatırlayarak düşünürsek…

“B” sırrının işaret ettiği şekilde ismi ALLÂH olanın Rahmâniyet ve Rahıymiyeti

kişinin nefsinden zuhur etmektedir. Bu sebeple kişi, gerek zâhiri ve gerekse

bâtınî yönünden Rahmâniyet ve Rahıymiyet nimetlerine özünden gelen bir yolla

erişmektedir; anlamını çıkartabiliriz.

Kişi, Rahmâniyet ve Rahıymiyet nimetlerine özünden gelen bir yolla erişir.

Bundan sonraki âyette ise olayın âfakî yani birimin algılayabildiği evrenini ele

alan yönüne işaret edilmektedir. Yani algılayabildiğin tüm âlemlerde her ne varsa,

bunların hepsi, onların da özlerinden gelen bir biçimde yani Rubûbiyetlerinden,

özlerindeki Esmâ bileşiminden gelen bir biçimde; Rahmâniyet ve Rahıymiyetin

özellikleriyle varlıklarını devam ettirmektedirler.

Birinci âyette, Ulûhiyete kulluğun kişinin özünden gelen şekilde ve özüne dönük

olarak meydana gelmekte olduğuna işaret edilirken… İkinci ve üçüncü âyette ise

âlemlerde her birimin özündeki Rubûbiyet noktasından açığa çıkan Ulûhiyet

kemâlâtının Rahmâniyet ve Rahıymiyet ile meydana geldiğine işaret edilmektedir!

Şayet bunu anlayabildiysek, fark ederiz ki, birinci âyette “nefsini bilmek”

sırrına işaret vardır, ikinci âyette ise “eşyanın hakikatini” bilmek sırrına

işaret olunmaktadır.

Bütün bunları anladıysak, o takdirde şunun üzerinde de düşünelim bakalım, acaba şu

tespihle neredeki kime işaret ederek, neyi dillendirmekteyiz?

Namazda, rükûda ve secdede şunları söylememiz istenmektedir… Niçin? Böyle

tekrarlarla neye dikkatimiz çekilmektedir acaba?

“Subhane RABBİY el Azıym!”

“Subhane RABBİY el Â’lâ!”

“Subhan olan RABBİM; ve O’nun Azıym ve Â’lâ oluşu” ne demek? Bana bunu tekrar

etmem söylenmekle, ne fark ettirilmek, ne hissettirilmek isteniyor acaba?

Allâh idrakını nasip ede… Kolaylaştıra… Hazmını vere…


Cansız varlıklar da Allah'ı zikir ve tesbih eder mi?


Dua kulluğun simgesi ve başlı başına bir ibadet olduğuna göre, sadece insana has

bir olgu değildir. Bu yönüyle kainattaki bütün mahlukat onunla ilgilidir. Toprağın

bağrına atılan bir tohum, çatlamak, başını topraktan çıkarmak ve güneşe doğru

filizlenmek için dua eder. Ama biz onun dilini anlamayız. Yumurtaları üzerinde

yatan kuş, yavruları için dua eder. Ama kendi lisanında. Ağaçlar, mevsimi

geldiğinde meyve vermek için dua ederler. Ama insan bunun farkında değildir.

İşte müminin kainata bakışı budur. Kur'an-ı Kerim'de buyrulur ki

"Kainatta hiçbir şey yoktur ki hamd ile Allah'ı tesbih etmesin, Onu anmasın,

Ona dua etmesin. Fakat siz onların bu tesbihlerini, zikirlerini, dualarını fark

etmiyorsunuz." (İsra, 17/44)

“Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı tespih ve Ona hamd etmesin,” mealindeki âyet-i

kerimede geçen “şey” tabiri, canlı-cansız her varlığı içine alır. Her şey Onu

tespih eder ve Ona medih ve senada bulunur.

Yine Kur'an'da Allah korkusundan yarılan, dağlardan yuvarlanan taşlardan

bahsedilir. Gök gürültüsünün hamd ile Allah'ı tesbih ettiğinden bahsedilir.

Peygamber Efendimiz (asm)

"Bu dağ Uhud'dur. O bizi sever biz de onu severiz."

buyurur. Yine Peygamberimiz (asm) hayvanların kendi dillerince Allah'ı andığını

söyler. Evet Allah'tan korkan taşlar, insanları seven dağlar, Allah'ı zikreden

canlı veya cansız mahluklar. Müminin kainata bakışı budur. Biz bu mahlukatın

dillerini anlasaydık fırtınalı denizin "Ya Celil, Ya Celil" diye zikrettiğini

duyacaktık. Dillerini anlasaydık, kedilerin "Ya Rahim, Ya Rahim" diye dua ettiğini

işitecektik. Yani sözün kısası sadece insanlar dua etmez. Bütün mevcudat, bütün

varlık kendi dilinde dua eder.

Yeryüzünde insan dışındaki canlılara baktığımız zaman esas olarak üç şekilde

görürüz :

- Dik olarak ayakta duranlar : Bitkilerin çoğunluğu ile iki ayaklı hayvanlar gibi.

- Yarı ayakta, yani, eğik olarak duranlar : Dört ayaklı hayvanlar gibi.

- Yerde sürünenler : Sürüngen hayvanlarla bâzı bitki çeşitleri gibi.

Bu saydığımız mahlûklar, yukarıdaki âyetin ifade ettiği ibâdetlerini, bulundukları

şekilleriyle yapmaktadırlar.

Kur'an'ın bildirdiğine göre kainatta canlı cansız her şey Allah'ı zikir ve tesbih

eder. Kur'an'da, yerde ve gökte bulunan her şeyin Allah'ı tesbih ettiği haber

verilmiştir :

"Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ı tesbih etmiştir. O, Aziz'dir,

Hakîm'dir." (Hadîd, 57/1).

Ayetteki "Her şey Allah'ı tesbih etmiştir" ifâdesi, çeşitli şekillerde

yorumlanmıştır. Canlı varlıkların Allah'ı tesbih etmeleri, O'nun her çeşit

noksanlıklardan ve yüce şanına yakışmayan şeylerden berî olduğunu dil ile ifade

etmeleridir. Bütün alimler, canlı varlıkların Allah'ı bu şekilde tesbih

ettiklerini söylemişlerdir. Fakat, canlı olmayan varlıkların Allah'ı tesbih

etmeleri hususunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazı alimlere göre, canlı

olmayan varlıkların Allah'ı tesbih etmeleri, O'nun yaratıcılığına, gücünün her

şeye yettiğine delil olarak gösterilmeleridir. Bu şeylerin varlığı, Allah'ın

yüceliğini göstermektedir. Onların bu hali, tesbihleridir. Bazı alimler de, cansız

varlıkların canlı varlıklar gibi Allah'ı zikrettiklerini söylemişler ve bu hususta

delil olarak da yukarıda geçen şu ayeti göstermişlerdir :

"Yedi gök, arz ve bunların içinde bulunanlar, O'nu tesbih ederler. O'nu övgü

ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ama siz onların tesbihlerini anlamazsınız.

O, Halîm'dir, çok bağışlayandır." (İsrâ, 17/44).

Bu görüşü savunan alimlere göre, cansız sanılan her şeyde, insanların fark

edemedikleri bir canlılık vardır. Bütün eşya, atomlardan meydana gelmiştir. Atomun

çekirdeği etrafındaki elektronlar, akla şaşkınlık verecek bir hızla dönmektedir.

Diğer bazı âlimlere göre ise, kâinattaki her şey, canlı ve cansız bütün varlıklar,

Allah'ın emrindedirler. Yüce Allah, dilediği gibi bu varlıklarda tasarrufta

bulunur. Her şey onun emrinin karşısında teslimiyet içerisindedir. Onların

tesbihleri, bu teslimiyetleridir (Muhammed Ali es-Sabûnı, Safvetü't-Tefâsîr,

İstanbul 1987, III/319 vd.).

---oOo---

İçimizden okuduğumuz dua ve tesbihlerde dudakları kıpırdatmak

gerekir mi?


İnsanlar arasında iken tesbih ve bazı zikirler çekerken dudağımızı kıpırdatmak

veya söylediğimiz zikri tesbihi duyacağımız şekilde söylemek gerekir mi? Burada

usul nedir?

Değerli Kardeşimiz;
Namazda veya namazın dışındaki zikirler ve virdlerde kıraatin (okuyuşun) yerine

gelmesi için dil ile söylenmesi yani dudakların kıpırdatılması gerekmektedir. Bu

tesbihleri insanların yanında veya tek başına okumak bir şey değiştirmez. Nitekim

okunulan sure, dua ve tesbihatlerde dudakları kıpırdatmaktan yahut kendi

duyacağımız sesle okumaktan maksat bu dualardaki mahreçleri usulüne uygun

çıkarmak, her bir harfi yerli yerinde ve düzgün söylemektir. Bu da ancak (sessiz

okuyuşlarda) dudakları kıpırdatmakla mümkündür. Bu nedenle namaz içinde veya

dışında sessiz bir şey okurken dudakları kıpırdatmak gerekir. Sesli zikir

okunduğunda veya tesbih çekildiğinde ise edebe uygun olan, alçak sesle okumaktır.
Çekilen zikirler ve tesbihler hem kalp ile olmalı, hem de dil ile söylenmelidir
Hz. Muâz İbnu Cebel (ra) anlatıyor :
"Kul, kendini Allah'ın azabından kurtarmada zikrullahtan daha müessir bir ameli

işlememiştir." Muvatta, Kur'ân 24, (1, 211); Tirmizî, Daavât 6, (3374); İbnu Mâce,

Edeb 53, (3790)
Açıklama :
İbnu Hacer der ki : "Burada zikirden maksad kâmil zikirdir, bu ise dille

zikrederken kalble hamdetmeyi ve zihnen de Allah'ın azametini tefekkür etmeyi

beraberce sağlayan câmî bir zikirdir. İşte böylesi (dil, kalb ve zikirle birlikte

yapılan) bir zikre hiçbir şey muâdil olamaz.
Mâlikî ulamâsından Ebû'l-Velîd el Bâcî de şunları söylemiştir : "Zikir dil ve kalb

ile olur. Kalbin zikri, kişinin İlâhî emirlere uyduğu ve meâsîden kaçtığı esnâda

Allah'ı hatırlamasıdır. Dilin zikri ya vâcibtir, namazda Fâtiha, iftitah tekbiri,

selam ve benzeri şeyler gibi; ya da mendubtur, diğer zikirler gibi. Vâcib olan

zikrin hayır amellerinden efdal olması muhtemeldir. Mendub zikrin de, sevabının

büyüklüğü ve hayır yoluna sevki veya çok tekrarı gibi sebeplerle üstün olması

muhtemeldir." (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ

Yayınları : 7/202-203)
Zikir ve tesbih çekerken mübah olan alçak sesle okunmasıdır
“Onlar, îmân edenler ve kalbleri Allah’ın zikri ile mutmain olan kimselerdir.

Bilesiniz ki, kalbler ancak Allah’ın zikri ile mutmain olur.” (Rad, 28 )
O halde zikri tam bir edep üzere yapmak; bağırıp çağırmadan, yapmacık hareketlerde

bulunmadan, sünnet ölçüleri içinde yerine getirmek lâzımdır. Çünkü ancak bu ölçü

ve anlamda yapılan zikir kalbleri yatıştırıp huzura kavuşturur. Nitekim Ashabdan

bir cemaat seslerini yükselterek duâ yapıyorlardı, onların bu halini gören

Resûlüllah Efendimiz (asm) şu yolda uyarısını yaptı :
“Kendinizi (kontrol edip) tutun; çünkü siz ne sağıra, ne de gaibe sesleniyorsunuz.

Şüphesiz ki seslenip duâ ettiğiniz hem işitir, hem çok yakındır; o kadar ki size

yük taşıyan devenizin boynundan da¬ha yakındır.” Sahih-i Müslim Terceme ve Şerhi;

Zikir, Dua, Tevbe ve İstiğfar; Hadis no : 44- (2704)
Ebû Bekri's-Sıddîk (ra), Resûlüllah’a (asm) :
- Yâ Resûlallah! Bana bir duâ öğret ki, onunla namazımda ve evimde duâ edeyim!

dedi. “Allahım! Ben nefsime büyük zulmettim, günahları ise ancak sen affedersin,

imdi bana tarafından mağfiret buyur ve bana acı! Çünkü hakkıyla affeden, acıyan

ancak Sensin.” buyurmuşlar. Sahih-i Müslim Terceme ve Şerhi; Zikir, Dua, Tevbe ve

İstiğfar; Hadis no : 48- (2705)
Açıklama :
Resûlüllah’ın (asm) :
“Kendinize acıyın.” buyurmasından murâd bağırmayın, seslerinizi kısın, demektir.

Çünkü yüksek sesle bağırmak, muhatab uzaklarda oldu¬ğuna göredir. Halbuki siz

Allah'a dua ediyorsunuz. O haşa sağır yahut uzaklarda değil, bilâkis size son

derece yakın ve beraberinizde olup, her hâlinizi en ihatalı şekilde işitir ve

bilir demek istemiştir. Hadîs-i şerîf lüzum hissedilmedikçe alçak sesle duâ

etmenin mendup olduğuna delildir. Çünkü bu şekilde duâ tazim ve tevkire daha

münasibdir. (Sahih-i Müslim Terceme ve Şerhi, Hadis no : 48 )

---oOo---

Bütün Varlığın Zikir Halkası : TESBİHÂT

"Tesbihatı halis bir ibadet olarak duyma, onu derinleştirme, kulluk renk ve

deseniyle tam bezeme ve ibadet şivesi ile Cenâb-ı Hakk'a sunma meselesi sizin

îdrak ve şuurunuza bağlıdır. Siz bütün kalbinizle seferber olur, vicdan

mekanizmanızı harekete geçirir, latîfe-i Rabbâniye, irade ve his gibi bütün

derinliklerinizle namaza, tesbihe, duaya yönelirseniz, o zaman her şeyde çok

farklı manâlar bulur, bambaşka hislerle dolar ve adeta doyarsınız."

Bütün varlık (masivâ) Allah’ı tesbih eder. Melekten, sineğe; mikroorganizmadan,

nebülözlere kadar her varlık, kendi özel dili ile sürekli O’nu anar, O’nu

hatırlar, O’nu tesbîh, tenzih ve takdîs eder. İnsan da bu evrensel koroya

iradesiyle katılarak Rabbini en güzel isimleri ile tesbih eder. Ancak irade ve

şuurunu kötüye kullanarak bazen nefis ve şeytanın ağına düşer ve bu korodan

ayrılma bedbahtlığını yaşar. İşte, birçok konuda olduğu gibi, Yüce Yaratan bu

konuda da insanı uyarmakta ve onun ‘evrensel tesbih korosu’ndaki görevini ihmal

etmemesini istemektedir. Kalb ve ruhun gıdası olduğu için de, iradî bir şekilde

her günün belli vakitlerini bu işe ayırmayı emretmektedir. Aşağıdaki satırlarda,

genel olarak tesbih kavramı, özel olarak da farz namazlardan sonra yapılan

tesbihâttan söz etmek istiyoruz.
A. Tesbih

Tesbih kelime olarak, balığın suda, kuşun havada, yıldızların yörüngelerinde hızla

geçişleri gibi, süratle geçmek, yani hızla yüzüp uzaklaşmak anlamına gelen “سَبَحَ

sebaha” kelimesinden gelmektedir. Ayrıca paklıkta, temizlikte çok ileri götürmek

anlamını da taşımaktadır. Ragıb el-İsfahanî der ki : “Tesbih, Allah Teâlâyı

tenzihtir, bunun aslı da Allah’a ibadete koşmak, çok gayret etmek demektir. İb’ad

(uzaklaştırma) ‘Allah onu uzak etsin’ gibi kötü şeyler hakkında kullanıldığı gibi,

tesbih de hayırlı işlere tahsis edilmiştir. Tesbih; söz, fiil veya niyetle yapılan

her türlü ibadete verilen bir isimdir.”1

Tesbih, ‘Allah’ı tesbih etme’ işinin özel adı olduğu gibi, o manayı ifade eden

Sübhan da Allah’ın güzeller güzeli isimlerinden biridir. Tesbih, layık olmayanı ve

yakışmayanı reddetmek; çoğu zaman bu kelime ile beraber söylenen takdis (mukaddes

saymak, bilmek) ise, layık olanı ispattır.

Bir ıstılah (terim) olarak ise tesbih; Allah’ı her arızadan, şâibeden, eksiklikten

tenzih etmektir. Bu ise gerek zâtî sıfatlarında ve gerek fiilî sıfatlarında nefy

(red) veya isbatı caiz ve layık olmayacak her noksanlıktan uzak demek olur. Öyle

ise tesbih, Allah Teâlâ’nın zatında, sıfatlarında, fiillerinde ve isimlerinde

nezahet ve paklığını ifade eder.
Her Şey Allah’ı Tesbih Eder

Ayet-i Kerimelerde, göklerde ve yerde, canlı ve cansız ne varsa hepsinin Allah’ı

tesbih ettiği açıkça belirtilmektedir. “Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ı tesbih

etmektedir.” (Hadid, 57/1) “Yedi kat gök, dünya ve onların içinde olan herkes

Allah’ı tesbih eder. Hatta hiçbir şey yoktur ki, hamd ile O’nu tesbih etmesin. Ne

var ki siz onların bu tesbihlerini anlayamazsınız.” (İsra, 17/44) Ayetlerde geçen

‘مَا’ harfi esas itibariyle akıllı olmayan varlıklar için kullanılıyorsa da

مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ

tabiri göklerde ve yerde bulunan, ister görünmeyecek derecede ehemmiyetsiz olsun,

ister görünen varlıklar olsun hepsini kapsar. Dolayısıyla, gerek melâike ve

mü’minler gibi sözle, gerek diğer varlıklar gibi ilham yoluyla konuşanların hepsi

dâhil olmak üzere, her varlık kendisine özel bir dille O’nu tesbih eder. Tabii ki

burada mecazî ve işarî bir anlam da ifade edilmiş olabilir. Çünkü yaratılan her

varlık, imkân (olabilirlik), hudûs (sonradan olma) ve üzerinde taşıyıp ortaya

koyduğu sanat ihtişamı ile Allah Teâlâ’nın noksanlıklardan münezzeh (berî) ve

yüceliğin son derecesindeki sıfatlarla vasıflanmış olan varlığına delalet ve

işaret etmektedir.2
Takdis ve Tesbih İlişkisi

Cuma sûresinin ilk ayetinde Cenabı Hak (c.c.), peş peşe dört güzel ismini

saymaktadır; el-Melik, el-Kuddüs, el-Aziz ve el-Hakîm. Özellikle tesbih ve takdis

kavramlarının yakın ilişkisine dikkat çeken müfessirler şu açıklamaları

yapmışlardır : Kuddûs’ün anlamı, fazilet ve güzelliklerle övülmüş demektir. Tesbih,

takdisi; takdis de tesbihi içine alır. Çünkü yerilmiş sıfatların ortadan

kaldırılması övgüleri ispat anlamını ifade eder. Nitekim “ortağı ve benzeri yok”

dememiz O’nun bir olduğunu, “kimseye zulmetmez” dememiz, hükmünde âdil olduğunu

ispatlar. Aynı şekilde övgüler de yergi ve noksanlıkları ortadan kaldırır. Mesela,

âlim demek cehli, kâdir demek de acizliği yok eder. Şu kadar var ki “o şöyledir”

dediğimizde takdis, “O şöyle değildir” dediğimizde de tesbihtir. Böylece takdisin

içerisinde tesbih, tesbihin içinde de takdis bulunmuş olur ki, İhlâs sûresinde

ikisi de bir arada zikredilmiştir. Mesela “De ki : Allah birdir, Allah Samed’dir.”

(İhlâs, 112/1-2) âyetleri takdis, “Kendisi doğurmamıştır ve doğurulmamıştır.

Hiçbir şey O’nun dengi olmamıştır.” (İhlas, 112/3-4) âyetleri ise tesbihtir. Demek

ki, bunların ikisi de, şirk ve teşbihi ortadan kaldırmaya yöneliktir.

Evet, o öyle Kuddûstür ki Azizdir; çok izzetli, kudsiyeti sarsılmaz, kudretine

yetişilmez, ezelden vasıflandığı kuvvet ve yüceliği hiç bir suretle mağlup

edilemez. Kutsal şanına saldırıda bulunanların; mülküne leke sürmek, hakkına

tecavüz etmek ve şirk koşmak isteyenlerin cezasını verir, şiddetli intikamıyla

mağlup ve perişan eder. Bununla beraber Hakîm’dir. Yaptığını nizam ve hikmetle

sağlam yapar. Kutsallık ve yüceliğine zıt olan şirk ve küfür gibi durumlara bazen

meydan verip zalimler, fasıklar, haksızlar ve ahlâksızlara zaman tanıyor, yüze

çıkarıyor gibi görünürse de onlarda da nice hikmetleri vardır. Öyle olmasaydı

Hakk’ın kutsallık ve yüceliği bilinmez, ilâhî üstünlüğün boyutu anlaşılmazdı.

Böylece de o zalimler büyük cezalara müstahak olmaz ve mü’minleri daha yüksek

fazilet, sevab ve derecelere ulaştıracak olan dine hizmetin hikmeti kalmazdı.

Çünkü eşyanın zıtlarıyla görünmesi bir hikmet kanunudur.3
Hayranlık İfadesi Olarak Tesbih

Günlük hayatta aklın alamayacağı bir olay veya şeyle karşılaşan kişi gayr-i

ihtiyarî, “Sübhanallah!” der. Bundan kasıt şudur :

1. Allah’ım! Her ne kadar aklım almıyorsa da Sen’in yaptığın her şey çok güzel ve

mükemmeldir. Sen eksik ve yersiz hiçbir şey yapmazsın. Zira fiillerinle de her

türlü noksanlıktan münezzehsin.

2. Allah’ım! İnsan güç ve kudretini aşan, hayalinin bile ulaşamayacağı, onu

şaşkına çeviren güzellikte işler yapıyorsun.

3. Allah’ım! Sen ne büyüksün ki, hiç kimsenin aklına gelmeyecek şeyler yapıyorsun.

Üstelik bunlar yerli yerinde ve hikmetli işler olduğu gibi, kimsenin üstesinden

gelemeyeceği, gücünün yetmeyeceği işler olmasına rağmen umulmadık bir şekilde ve

kolaylıkta hallediyorsun. Sana zor gelen hiçbir şey yoktur.
Dile Hafif, Mizanda Ağır Amel

Efendimiz (s.a.s.) zaman zaman ashabına yapılması kolay ancak değer ve sevap

açısından yüksek olan ameller ve sözler öğretirdi. Bu durum hem Allah’ın engin ve

tükenmez hazinesine hem de zahiren değerli gibi görünen ancak içleri kof,

keyfiyetten yoksun, malayani türünden işlerle uğraşmanın yanlışlığına işaret

etmektedir. İşte bu değerli amellerden birisi de tesbihtir. Bize değer ve

değersizlik ölçülerini en güzel şekliyle vazeden En Değerli İnsan (s.a.s.) şöyle

buyuruyor :

كَلِمَتَانِ حَبِيبَتَانِ إِلَى الرَّحْمَنِ خَفِيفَتَانِ عَلَى اللِّسَانِ ثَقِيلَتَانِ فِي

الْمِيزَانِ : سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ سُبْحَانَ اللَّهِ الْعَظِيمِ

“Rahman’a sevimli, dile hafif ancak mizanda ağır iki cümle vardır : Bunlar,

subhanallahi ve bi hamdihi subhanallahi’l-azim : Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih

ve hamd ile tesbih ederim. Büyük olan Allah’ı tesbih ederim, O’nun şanı ne

yücedir!”4 Hz. Peygamber (s.a.s.), bu pek değerli sözleri söylemenin sadaka

olduğunu ifade etmiş5 ve her fırsatta, hatta yatağına uzanmadan hemen önce bile

belli sayıda tekrar etmiştir.6
B. Namaz Tesbihâtı

Duanın kabule en yakın olduğu zaman dilimlerinin ilk sıralarında, farz namazların

hemen arkasında yer alan zaman yer almaktadır. Zira kişi dinin direği olan namazla

günahlarından arınmış, secdeleriyle Rabbi’ne en yakın yere ulaşmış, duygu yüklü

bir ruh atmosferine girmiş ve henüz günah işlemeye fırsat bulamamıştır. Bu durumu

elbette iyi değerlendirmek gerekir. Yapılacak en güzel şey, değer ölçümüz olan

duaya sarılmak ve evrensel koroya katılıp Rabb’imizi tesbih etmektir. İşte ilk

dönemlerden günümüze kadar uygulanan namaz tesbihâtı; tesbih, hamd, tekbir,

salâvat, esma-i hüsna gibi dua ve zikrin değişik şekil ve unsurlarının yanında,

başlı başına bağımsız bir dua kısmını da ihtiva etmesiyle yapılacak bu en güzel

işin tanzim edilmiş şeklidir.

Kur’ân-ı Kerim’de namaz sonrası zikir ve duaya işaret ve teşvik eden ayetler

olduğu gibi (Mu’min, 49/55, Hicr, 15/98 ) Efendimiz (s.a.s.) de, farz namazlardan

sonra tesbihât yapmış ve ashabına da tavsiye etmiştir. Zaman zaman tesbihâtı

oluşturan zikir ve duaların faziletine dikkat çekmiş, sayılarını belirtmiş, nasıl

yapılacağına işaret etmiş ve yanlışlıkları düzeltmiştir. Konuyla ilgili birkaç

hadis-i şerif zikretmek istiyoruz :

1. Bir gün, Mekke’den Medine’ye hicret etmiş bazı fakir sahabîler Peygamberimiz

(s.a.s.)’e gelerek şöyle dediler : “Ey Allah’ın Resûlü! Zengin olan Müslümanlar,

yüksek manevi dereceler kazanıp daimi (Cennet) nimetlerine nail oluyorlar. Zira

hem bizim gibi namaz kılıyor, oruç tutuyorlar hem de fazla malları olduğu için,

onunla hacca ve umreye gidiyor ve sadaka veriyorlar.” Efendimiz (s.a.s.) onlara şu

cevabı verdi : “Size öyle bir şey haber vereyim ki, onu yaptığınızda, hem siz sevap

açısından geçmiş olanlara yetişirsiniz, hem sizden sonra gelenler size ulaşamaz,

hem de içinde bulunduğunuz topluluğun en hayırlıları olursunuz; ancak size haber

vereceğim şeyin aynısını yapacak olan müstesna : Her (farz) namazdan sonra otuz

üçer defa ‘Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahu Ekber’ deyin.” Ebû Davud’un

Sünen’inde nakledilen rivayette, daha sonra şöyle denilmesi emredilmektedir :

اَ إِلهَ إِلاَّ اِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ ولَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَـْيءٍ قَدِيرٌ

“Allah’tan başka ilah yoktur, mülk O’nundur ve hamd O’na aittir. O’nun her şeye

gücü yeter.” Son cümle ise, “Böyle yapanların günahları denizköpüğü kadar bile

olsa Allah affeder.” şeklindedir.7

Öyle anlaşılıyor ki bu hadis-i şerifle birlikte namaz sonrası tesbihât da

yaygınlık kazanmıştır. Bilindiği gibi İslâm’ın hüküm ve uygulamaları tedricilik

prensibine göre nazil olmuş ve uygulanmış; zamanla da Müslümanların hayatlarında

sağlam bir şekilde yerlerini almışlardır.

2. Hz. Muaviye (r.a.), Şam valisi iken, Küfe emiri olan Hz. Müğire bin Şu’be’ye

yazdığı mektupta Hz. Peygamber (s.a.s.)’in namazdan sonra ne okuduğunu (nasıl

tesbihât yaptığını) sormuş ve şu cevabı almıştır : “Efendimiz her farz namazdan

sonra şöyle derdi : Allah’tan başka ilah yoktur. O’nun hiçbir şeriki (ortağı)

yoktur. Mülk O’nundur. Hamd O’nadır. Her şeye gücü yeten O’dur. Allah’ım, Sen’in

verdiğine kimse engel olamaz, Sen’in vermediğini ise kimse veremez. Büyüklüğü ve

zenginliği olanların bu durumu, Sen’in büyüklük ve zenginliğinin yerine geçip

onlara fayda veremez.”8

3. Hz. Ebû Zer (r.a.), Allah Resûlü (s.a.s.)’in şöyle dediğini bize aktarmaktadır :

“Kim sabah namazından sonra tahiyatta oturduğu şekliyle durur ve konuşmadan on

defa

لاَ إِلــــهَ إِلاَّ اِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَـهُ، لَـهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِي وَيُمِيتُ وَهُوَ حَيٌّ لاَ يَمُوتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَـْيءٍ قـَـدِيـــرٌ

Allah’tan başka ilah yoktur, mülk O’nundur ve hamd O’na aittir. Dirilten de O’dur,

öldüren de. Ama kendisi canlıdır, ölmez. O’nun her şeye gücü yeter” derse,

kendisine on sevap yazılır, on günahı silinir, Allah katında manevi derecesi on

kat artar, o gün olabilecek kötülüklerden ve şeytanın şerrinden korunur...”9 Bu

duanın akşam namazından sonra da okunması sünnettir.10

4. Hz. Aişe validemiz (r.a.) Peygamber Efendimiz’in şöyle dua ettiğini

bildirmektedir :

اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ وَفِتْنَةِ النَّارِ وَفِتْنَةِ الْقَبْرِِ وَشَرِّ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ وَشَرِّ فِتْنَةِ الْغِنَى وَشَرِّ فِتْنَةِ الْفَقْرِ اللَّهُمَّ اغْسِلْ خَطَايَايَ بِمَاءِ الثَّلْجِ وَالْبَرَدِ وَنَقِّ قَلْبِي مِنْ الْخَطَايَا كَمَا نَقَّيْتَ الثَّوْبَ الْأَبْيَضَ مِنْ الدَّنَسِ اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ الْكَسَلِ

وَالْهَرَمِ وَالْمَغْرَمِ وَالْمَأْثَمِ

“Allah’ım! Kabir azabından, Cehennem ateşinin ve kabrin fitnesinden, Mesih-i

Deccal’ın fitnesinden, hem zenginliğin hem de fakirliğin fitnesinden Sana

sığınırım. Allah’ım! Beyaz bir kirli elbiseyi tertemiz yaptığın gibi, benim

hatalarımı da soğuk kar sularıyla sil; böylece kalbimi hatalardan koru. Allah’ım!

Tembellikten, bunaklıktan, borçtan ve günahlardan sana sığınırım.”11

5. Başka bir hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyuruyor : “Akşam namazından

sonra yedi defa,

أَلّلهُمَ اَجِرْنِي مِنَ ألنَّارِ

“Allah’ım beni Cehennem ateşinden koru” de.12

6. Hz. Enes anlatıyor : “Bir gün Allah Resulü (s.a.s.)’nün huzurunda oturuyorduk.

Yan tarafta bir adam namaz kılıyordu. Rükû, secde ve teşehhütten sonra (yani

namazını bitirince), duaya başladı ve şöyle dedi :

اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ بِأَنَّ لَكَ الْحَمْدَ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ الْحَنَّانُ بَدِيعَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْض ِياذا الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ يَا حَيُّ يَا قَيُّومُ إِنِّي أَسْأَلُكَ

“Allah’ım! Bütün övgülerin Sana ait olduğunu, Senden başka ilah olmadığını, çok

merhametli ve şefkatli olduğunu, gökleri ve yeri Senin yarattığını, celal ve kerem

sahibi olduğunu bilerek Sana dua ediyorum. Ey Hayy u Kayyûm olan Allah’ım, sadece

Senden diliyorum.” Bunu duyan Hz. Peygamber (s.a.s.), “Biliyor musunuz bu şahıs ne

ile dua etti?” dedi ve cevaben şunu ekledi : “Allah’a yemin ederim kendisiyle dua

edildiğinde kabul edilen, kendisiyle istendiğinde isteklerin verildiği Allah’ın en

büyük ismi (ism-i a’zam) ile dua etti.”13

7. Hz. Sevban (r.a.) anlatıyor : “Efendimiz (s.a.s.) namazını bitirince üç defa

istiğfar eder ve şöyle derdi :

اللَّهُمَّ أَنْتَ السَّلَامُ وَمِنْكَ السَّلَامُ تَبَارَكْتَ يا ذَا الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ

Allah’ım! Sen selamsın, barış ve esenlik Sendendir. Saygıya gerçekten layık olan

Sensin. Ey Celal ve ikram sahibi olan Allah’ım”14

8. Hz. Enes b. Malik (r.a.) anlatıyor : “Allah’ın Resulü şöyle dua ederdi :

اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ الْعَجْزِ وَالْكَسَلِ وَالْجُبْنِ وَالْهَرَمِ وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الْمَحْيَا وَالْمَمَاتِ وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ

Allah’ım! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, bunaklıktan, canlıların

fitnesinden, ölülerin fitnesinden ve kabir azabından Sana sığınırım”15

9. Bir gün Peygamber Efendimiz (s.a.s.) etrafında bulunan ashabına , “Kur’ân’da en

büyük ayet hangisidir?” diye sordu. Sahabeden birisi,

اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ

(yani Ayetü’l-Kürsi) deyince Efendimiz mübarek ellerini göğsüne, bir rivayette

sırtına vurarak şöyle dedi : “Tebrik ederim Ebû Münzir! İşte ilim budur!”16 Bazı

rivayetlerde ism-i azamın bu ayetlerde bulunduğu da aktarılmıştır. Hazreti Ali ise

şunları aktarıyor : “Allah Resûlü’nün minberde şöyle dediğini duydum : ‘Her kim

kıldığı her namazın akabinde Âyetü’l-Kürsi’yi okursa, onun cennete girmesine

hiçbir şey engel olamaz. Kim de yatağına uzandığında Âyetü’l-Kürsi’yi okursa,

Allah onu evi, komşusu ve etrafındaki diğer insanlar hakkında emniyet ve güvene

kavuşturur.”17

Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelütehaya ve etemmüt teslimat)’e salavât getirmek

Rabb’imizin emri olduğu gibi konu ile ilgili çok sayıda hadis-i şerif de

bulunmaktadır. Yüce Allah şöyle buyuruyor : “Muhakkak ki Allah ve melekleri

Peygamber’e hep salât ederler. Ey iman edenler siz de O’na salât edin ve tam bir

içtenlikle selam verin.” (Ahzab, 33/56). Hadis-i şeriflerde ise şunları görüyoruz :

“Yanında adım zikrolunup da bana salavât getirmeyen kimsenin burnu sürtülsün.”18,

“Kim bana bir defa salât getirirse, Allah da ona on salât getirir ve on günahını

affeder; on derece yükseltir.”19, “Kıyamet günü bana insanların en yakını, bana en

çok salavât edendir.”20, “Gerçek cimri, yanında anıldığım hâlde bana salavât

etmeyendir.”21, “Yeryüzünde Allah’ın seyyah melekleri vardır. Onlar ümmetimin

selâmını (anında) bana ulaştırırlar.”22
Selamdan Hemen Sonra İstiğfar Etmek Tesbihtir

Kul her ne kadar çok dikkat edip titizlik gösterse de, Allah’ın büyüklüğe uygun

(Mabud’un celâline layık olan) keyfiyette ibadetlerini yerine getirmede kusurdan

uzak olamayacaktır. Bu gerçeğe işaret etmek için birçok taat ve ibadetten sonra

istiğfar meşru kılınmıştır. Örneğin farz namaz kılan kimse için selamdan hemen

sonra üç defa istiğfar etmesi, teheccüd kılanın seher vakitleri dilediği kadar

istiğfar etmesi ve hacının hacdan sonra istiğfar etmesi meşru kılınmıştır.

(Aslında emredilmiş veya tavsiye edilmiştir demek de mümkündür). Nitekim ayetlerde

şu ifadeleri görüyoruz : “Onlar (gerçek mü’minler) seherlerde istiğfar

edicilerdir.” (Âl-i İmran, 3/17), “Sonra, insanların sel gibi aktığı yerden siz de

akın edin ve Allah’tan af dileyin! Çünkü Allah çok affedicidir, merhamet ve ihsanı

boldur.” (Bakara, 2/199)

Aynı şekilde abdestin sonunda ve her toplantının bitiminde istiğfarın meşrû ve

tavsiye edildiği de rivayet edilmektedir. Nitekim Efendimiz (s.a.s.) herhangi bir

toplantıdan kalkarken de istiğfar ederdi. Nasr sûresinde Efendimiz’e istiğfarın

emredilmesinden anlaşıldığı nakledilen vefat haberinde ince bir remiz de

bulunmaktadır. Bu işaret, dinin emrinin kemal bulmasıyla davet görevinin sona

yaklaşmış olduğuna delaletten anlaşılmıştır.23

Buraya kadar verilen malumattan, günümüzde farz namazlardan sonra yapılan

tesbihâtın hemen her kelimesinin ayet ve hadislere dayandığı açıkça görülmektedir.

İlk dönemlerden beri, bazen müezzinler tarafından sesli olarak, bazen de cemaatin

her ferdi tarafından sessiz olarak yapılan tesbihât, bazı âlimlerin hadis-i

şerifleri değerlendirme kriterlerinden ötürü olsa gerek, İslâm âleminin bazı

bölgelerinde farklılıklar gösterse bile, bütünü Hz. Peygamber (s.a.s.)’in söz ve

uygulamalarına dayanmaktadır. Tabii ki, engin bir ruh hayatı yaşayan mana

erlerinin Cenâb-ı Hak’la irtibatlarının seviyesine göre de bazı ifadeler seçmesi

ve özel virdler ve tesbihâtlar düzenlemeleri de söz konusu olmuştur. Zira bir farz

namazı kıldıktan sonra diğer namaz vaktine kadar yerlerinden kalkmayan nice Allah

âşıkları vardı ki, bu süreyi zikir ve tesbihle geçiriyorlardı. Elbette üç beş

dakika içinde camiyi terk eden kişilerle aynı tesbihle yetinmeleri düşünülemezdi.

Onlar da Efendimiz’den nakledilen birçok uygulamayı birleştirerek uzun uzun

tesbihâtta bulundular. Bu arada Kur’ân ayetlerinden bazı bölümleri ve Allah’ın

güzel isimlerini de tesbihâtlarına eklediler.

Tasavvuf ve tarikat ehlinin mürid ve talebelerini manen yetiştirmek ve nefsin

köleliğinden onları kurtarmak için tevhid kelimesi, Allah’ın güzel isimleri,

salavât ve diğer değişik dualardan oluşan virdler okuttukları; bu arada zaman

zaman topluca hatmeler yaptıkları bilinmektedir. Bu hatmeleri (zikir, ders, ayin

vb. isimler de verilmektedir) daha çok namazdan sonraki tesbihâtın ardından

yapmaları, namaz sonrasının tesbih ve zikir için en uygun zaman dilimi olduğunu

gösterdiği gibi, kişinin ruh haletine uygun olarak farklı şekil ve dizilişlerle

serbestçe tesbihât yapabileceğini de ortaya koymaktadır. Zira Allah’la irtibat,

şekilden daha çok öze ve ihlâsa bakmaktadır.

Bazı gönül ehli âlimler ise, bütün Müslümanları bir tarikata benzeterek, namaz

sonrası tesbihâtı bu tarikatın zikir ve virdi, Hz. Peygamber (s.a.s.)’i bu zikrin

serzakiri (zikrin başını çeken); her namaz vaktinde dünya çapında dizilen namaz

saflarını da zikir halkaları olarak değerlendirmekte ve insanların yaptığı bu

umumî zikre canlı-cansız bütün varlıkların, bütün atom ve hücreleriyle

katıldıklarını, dolayısıyla bütün kâinatın koro halinde teşekkür, övgü, niyaz ve

dileklerini Yüce Yaratıcılarına arz ettiğini düşünmekte, hissetmekte, müşahede

etmekte ve anlatmaktadırlar.

Tesbihât sırasında kendilerine öte âlemlere pencereler açılan, kalplerine ilhamlar

yağan, böylece engin mana derinliklerine dalan nice âlim, tesbihâtın kelime ve

cümlelerinden güzel anlamlar da çıkarmışlardır. Üstad Bediüzzaman’dan birkaç misal

vermek istiyoruz.

أَلْفُ أَلْفُ صَلَاةٍ وَ أَلْفُ أَلْفِ سَلَامٍ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ

“Binlerce salat ve binlerce selam sana olsun ey Allah’ın Resulü” Cümlesi, namaz

tesbihâtında okunurken inkişaf eden latif bir nükteyi uzaktan uzağa gördüm.

Tamamını tutamadım, fakat işaret nevinden bir iki cümlesini söyleyeceğim. Gördüm

ki : Gece âlemi, dünyanın yeni açılmış bir menzili gibidir. Yatsı namazında o âleme

girdim. Hayalin çok genişlemesinden ve insanın mahiyetinin bütün dünya ile ilgili

olmasından ötürü, koca dünyayı o gecede bir menzil gibi gördüm. İnsanlar ve diğer

canlılar görünmeyecek derecede küçüldüler. Sadece o menzili şenlendiren,

ünsiyetlendiren ve nurlandıran sadece şahsiyet-i maneviye-i Muhammediyeyi (s.a.s.)

hayalen müşahede ettim.

Bir adam bir eve girdiği zaman, evdekilere selâm verdiği gibi, “Binler selâm sana

Ya Resulallah!” diyecek bir arzuyu içimde coşar buldum. Sanki bütün insanlar ve

cinler sayısınca selâm ediyorum. Yani “sana tecdid-i biat, memuriyetini kabul,

getirdiğin kanunlarına itaat, emirlerine teslim ve taarruzumuzdan selâmet

bulacağını” selâm ile ifade edip, benim dünyamın eczaları ve şuurlu canlıları olan

bütün cinleri ve insanları konuşturup, her birinin adına bir selâmı, anlatılan

manalarla takdim ettim. Hem O (s.a.s.) getirdiği nur ve hediye ile benim bu

dünyamı nurlandırdığı gibi, herkesin bu dünyadaki özel dünyalarını nurlandırıyor,

nimetlendiriyor diye, o hediyesine karşı teşekkür ile karşılık vermek için “Binler

salavât sana insin!” dedim. Yani Senin bu iyiliğine karşılık veremiyoruz, belki

Yaratıcı’mızın rahmet hazinelerinden gelen ve semavat ehli sayısınca rahmetlerin

üzerine olmasını niyaz ile teşekkürlerimizi bildiriyoruz, şeklindeki anlamı

hayalen hissettim.

O Zât-ı Ahmediye (s.a.s.) ubûdiyeti cihetiyle -halktan Hakk’a teveccühü hasebiyle-

rahmet manasındaki salâtı ister. Peygamberliği cihetiyle -Hak’tan halka elçiliği

haysiyetiyle- selâm ister. Nasıl ki cinler ve insanlar sayısınca selâma lâyıktır

ve onlar sayısınca umumî tecdid-i biatı takdim ediyoruz. Öyle de, semavat ehli

sayısınca, rahmet hazinesinden her birinin namına bir salâta lâyıktır. Çünkü

getirdiği nur ile her şeyin kemali görünür, her varlığın kıymeti ortaya çıkar, her

varlığın Allah’a karşı vazifesi görünür ve her yaratılan varlıkta İlahî gaye

tecelli eder. Onun için her şey, lisan-ı hal ile olduğu gibi, lisan-ı kali (dili)

de olsaydı, “Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Resulallah” diyecekleri kesin olduğundan

biz umum onlar adına manen

أَلْفُ أَلْفُ صَلَاةٍ وَ أَلْفُ أَلْفِ سَلَامٍ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ بِعَدَدِ الْجِنِّ و الْإِنْسِ وَ بِعَدَدِ الْمَلَكِ وَ النُّجُومِ
deriz. “Cinler, insanlar, melekler ve yıldızlar sayısınca, binlerce salat ve

binlerce selam sana olsun ey Allah’ın Resulü”24

2. Bu makam münasebetiyle hatıra gelen bir salâvatın bir nüktesini beyan ediyorum.

Namaz tesbihatının âhirinde Şâfiîlerde gayet müstamel ve meşhur bir salâvat olan

اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰي سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلٰي آلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ بِعَدَدِ كُلِّ دَاءٍ وَ دَوَاءٍ وَ بَارِكْ وَسَلِّمْ عَلَيْهِ وَعَلَيْهِمْ كَثيِرًا كَثيِرًا

“Allah’ım! Efendimiz olan Muhammed’e ve O’nun âline, bütün dertler ve tedavi edici

ilaçlar sayısınca bol bol salât, selam et; hayır ve bereket ver.”in ehemmiyeti

şöyle anlaşılabilir : İnsanın yaradılışında ve bütün kainatla ilgili olmasında çok

sırlar gizlidir. İnsan her zaman, her dakika Yaratıcı’sına sığınmak, yalvarmak,

hamd ve şükretmek durumunda olduğundan, onu dergâh-ı İlahiyeye yönelten en keskin

ve etkili sebep hastalıklar olduğu gibi; insanı, en güzel şekliyle şükretmeye sevk

eden ve tam manasıyla minnettar edip hamd ettiren tatlı nimetler ise, başta

şifalar, devalar ve afiyetler olduğundan bu salâvat-ı şerife gayet müşerref ve

anlamlıdır. Ben bazen

بِعَدَدِ كُلِّ دَاءٍ وَ دَوَاءٍ

‘bütün dertler ve tedavi edici ilaçlar sayısınca’ dedikçe, yeryüzü bir hastaneye

dönüşüyor ve maddî-manevî bütün dertlerin ve ihtiyaçların ilaçlarını ihsan eden

gerçek Şifa Verici’nin apaçık varlığını, umûmî şefkatini, kutsal ve geniş

rahîmiyetini hissediyorum.25 (B. S. Nursî, Şualar, 8 )

3. Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahu Ekber kelimeleri velayet-i Ahmediye ve

ubûdiyet-i Muhammediye cihetinde, namazdan sonraki tesbihâtta, öyle bir zikir

dairesinde, bir tarîkat-ı Muhammediyenin (s.a.s.) virdidirler ki, her namaz

vaktinde yüz milyonlarca mü’min beraber, o büyük zikir halkasında, ellerinde

tesbihler, bu kelimeleri otuz üçer defa tekrar ederler. İşte böyle gayet muhteşem

bir zikir halkasında hem Kur’ân’ın, hem imanın, hem namazın özü ve çekirdeği olan

o üç mübarek kelimeyi namazdan sonra otuz üçer defa okumak ne kadar kıymetli ve

sevablı olduğu elbette anlaşılır.26
Netice

Cenab-ı Hakk’ı anmanın en güzel yolu tesbihtir.

Tesbih etmede en güzel ifade سُبْحَانَ اللَّهِ ‘sübhanallah’tır.

Tesbih her zaman olur; ancak en uygun zaman namaz sonrası anlardır.

Tesbih, tevhid ve takdisin en güzel ifadesidir.

Ve insanın tesbihi, kâinatı oluşturan bütün varlıkların fıtrî tesbih korosuna

iradî-şuurlu katılımdır.



---oOo---



--------------


DİPNOTLAR
1. İsfehanî, Müftredat, 324 (sebeha mad.); Elmalılı, IX, 6241.
2. Bkz. : Elmalılı, VII, 4729.
3. Bkz. : Elmalılı, VII, 4951.
4. Buharî, Tevhid 58.
5. Müslim, Musâfirûn 84; Müsned, V, 167.
6. Ebu Davud, Edeb 98.
7. Buharî, Daavat 18; Tirmizî, Salat 185; Ebû Davut, İmaret 20.
8. Buharî, Daavat 18.
9. Tirmizi, Daavat, Hadis No : 3396
10. Zuhayli, İslâm Fıkhı Ansiklopedisi, II, 115
11. Buharî, Cihad 25, Daavat 36; İbn Mace, Dua 3.
12. Ebû Davud, Edeb 101; Müsned, IV, 234.
13. Müsned, VI, 461.
14. Müslim, Mesacid 135; Ebû Davud, Vitir 25; Müsned, V, 275.
15. Buharî, Cihad 25, Daavat 36.
16. Müsned, Hadis No : 19679.
17. Beyhaki, Şuabu’l-Îmân, 2/458 (2395).
18. Tirmizî, Daavât 110; Müsned, II, 254.
19. Nesâî, Sehv 55.
20. Tirmizî, Salât 357.
21. Tirmizî, Daavât 110.
22. Nesâî, Sehv 46.
23. Bkz. : Alûsî, Rûhu’l-Meanî, 30/257.
24. B. S. Nursî, Lemalar, 271.
25. B. S. Nursî, Şualar, 8.
26. Daha geniş bilgi için bak : B. S. Nursî, Şualar, 236.

----------------
DİPNOTLAR2
31) Müslim, (Ebu Hüreyre'den)
32) Buhârî ve Müslim, (Ebu Hüreyre'den)
33) Müstağfirî (İbn Ömer'den garib olarak)
34) Irâkî bu hadisin bu ibare ile nakline tesadüf etmediğini kaydeder.
35) Rıfâe b. Râfî b. Mâlik. Bedir savaşına iştirâk eden ashâb-ı kiramdandır.
Muaviye b. Ebî Süfyan'ın iktidara geldiği döneme kadar
yaşamıştır.
36) Buhârî
37) Nesâî, İbn Hibban ve Hâkim, (Ebu Said'den)
38 ) Hâkim, (Abdullah b. Amr'dan)
39) İbn Mâce ve Hâkim
40) Müslim
41) Müslim
42) Müslim
43) Buhârî ve Müslim
44) Müslim
45) Nesâî
46) Tirmizi, Nesâî, İbn Hibban ve Hâkim
47) Müslim
48 ) İbn Mâce
49) Ebu Dâvud ve Tirmizî
50) Ebu Dâvud, Nesâî ve Tirmizî, (Abdullah b. Amr'dan)
51) Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce ve Hâkim
52) Müslim
53) Buhârî ve Müslim
54) Nesâî ve Hâkim
55)Nesâî, Hâkim ve Tirmizî
56) Kitab'ul-İlim, yedinci bölümde geçmişti.
57) Tirmizî, (Ebu Said'den)
58 ) Müslim, (İbn Mes'ud'dan)
59) İbn Mâce, (Ka'b b. Mâlik' den)
60) Tirmizî, İbn Mâce ve Hâkim, (Câbir'den)

---------------
Kaynaklar :

Ahmedhulusi.
Sorularla İslamiyet
suffagah
tayfun webtasarimgrubu
Y. Y. Üniv. İlahiyat Fak. Öğrt. Üyesi
Prof. Dr. Abdulhakim Yüce
ihya. info
Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla İslam Fıkhı,




Alıntı
#2
Teşekkür ederim paylaştığın için ellerine sağlık.




Alıntı


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi