Konuyu Değerlendir
  • 5 Oy - 3.6 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Radyasyon - Radyoaktivite Hakkında Bilgiler
#1
Oku-1 
[Resim: v270321-nb5ba161682536038910.png]

Radyasyon - Radyoaktivite Hakkında Bilgiler

Radyasyon Nedir?

Radyasyon ortamda taşınan enerji olarak tanımlanabilir. Bu enerji, parçacıklar ve elektromanyetik dalgalar (‘foton’ denilen kütlesi bulunmayan enerji paketçikleri) aracılığıyla taşınır. Bir atoma enerji aktarılarak atomdan elektron koparılmasına iyonlaşma denir. Eğer taşınan enerji, atomlarda iyonlaşmaya sebep oluyor ise ‘iyonlaştırıcı radyasyon’ adını alır.

Alfa parçacığı, beta parçacığı ve nötron parçacık radyasyonuna, gama ışını ve x-ışınları ise elektromanyetik radyasyona örnektir ve hepsi iyonlaştırıcı radyasyondur.

Eğer radyasyon (taşınan enerji) atomlarda iyonlaşmaya sebep olmuyorsa iyonlaştırıcı olmayan radyasyon olarak adlandırılır. Bu radyasyon ile taşınan enerji, atomdan elektron koparmak için yeterli olmadığı için iyonlaşmaya sebep olmaz. İyonlaştırıcı olmayan tüm radyasyon çeşitleri elektromanyetik radyasyondur. İletişimde kullanılan radyo dalgaları, mikrodalgalar ve görünür ışık iyonlaştırıcı olmayan(elektromanyetik) radyasyona örnektir.

Radyoaktivite, fazla enerjiye sahip atom çekirdeklerinin fazla enerjilerini radyasyon yayımlayarak bırakması olayına denir. Bu olaya aynı zamanda radyoaktif bozunma da denir. Radyoaktif bir çekirdeğin bozunma olayı olasılıklara bağlı bir süreçtir ve belirli bir zaman süresinde bozunma olasılığı hesaplanabilir ancak kesin olarak ne zaman bozunma olacağı belirlenemez. Radyoaktif atomların birim zamanda yaydıkları radyasyon aktivite olarak adlandırılır.

Bir radyoaktif maddenin başlangıçtaki aktivitesinin ya da diğer bir deyişle atom sayısının yarıya inmesi için geçen süreye yarı-ömür denir. Yarı-ömür, aktivitenin azalması ile ilgili bir parametre olduğu için çok önemlidir.

İyonlaştırıcı Radyasyon Çeşitleri

İyonlaştırıcı radyasyon alfa radyasyonu, beta radyasyonu, gama radyasyonu, nötron radyasyonu ve x-ışını radyasyonu olarak gruplandırılır.

Alfa radyasyonu, 2 proton ve 2 nötrondan oluşan bir Helyum atomu çekirdeğidir. Kütlesi diğer radyasyon çeşitlerine göre daha fazladır ve protonlardan dolayı 2 elektrik yüküne sahiptir. Alfa bozunması, atom numarası büyük olan atom çekirdeklerinde görünür ve alfa bozunması yapan radyoaktif çekirdeğin proton ve nötron sayısı iki azalır. Alfa radyasyonu ağır ve 2 yük değerine sahip olduğu için girdiği ortam içinde Coulomb etkileşmeleri gerçekleştirerek iyonlaşmaya sebep olur ve enerjisini çok çabuk kaybeder. Bu yüzden alfa radyasyonunun etkileştiği ortam içinde nüfuz etme gücü çok zayıftır. Bir kağıt parçası ya da insan cildi alfa radyasyonunu durdurmak için yeterlidir.

Beta radyasyonu, genelde eksi (ya da nadiren artı) yüke sahip elektrondur. Aslında, elektron denince öncelikle eksi yüklü parçacık (ki buna ‘negatron’ da denir) anlaşılır; artı yüklü olan ise ‘pozitron’ diye anılır. Pozitron radyasyonu artı bir ( 1) yüküne, elektron radyasyonu eksi bir (-1) yüküne sahiptir. Dolayısıyla beta radyasyonu ortam içinde Coulomb etkileşmesi yaparak iyonlaşmaya sebep olur ve enerjisini kaybeder. Beta radyasyonunun kütlesi ve yükü alfa parçacığından daha az olduğu için etkileştiği ortam içinde nüfuz etme gücü alfa parçacığından daha fazladır. Beta parçacıkları, beta kaynağı vücut dışında ise, insan cildini geçebilir ancak önemli organlara ulaşamaz. İnce bir alüminyum plaka beta parçacıklarını durdurmak için yeterlidir.

Nötron radyasyonu (veya parçacığı) çekirdekteki nükleer tepkimeler sonucunda yayımlanır. Nötron radyasyonu bir yüke sahip olmadığı için bulunduğu ortam içinde Coulomb etkileşmesi yapmaz. Nötron radyasyonu ancak bir atom çekirdeği ile etkileştiğinde(çarpıştığında) enerjisini kaybeder. Bu sebeple nüfuz etme gücü çok yüksektir. Nötron radyasyonunu azaltmak için su gibi nötron ile etkileşme özelliği yüksek malzemeler kullanılmalıdır.

Gama radyasyonu, radyoaktif çekirdek tarafından yayımlanan elektromanyetik radyasyondur. Alfa ya da beta bozunması yapan radyoaktif çekirdeğin enerji seviyesi bozunmadan sonra hala yüksek ise, çekirdek kararlı olabilmek için gama radyasyonu yayımlayarak enerjisini azaltır. Gama bozunması yapan çekirdeğin proton ve nötron sayısında bir değişme olmaz. Gama radyasyonu, etkileştiği ortam içinde üç temel etkileşme yaparak enerjisini bırakır. Bu etkileşmeler Compton saçılması, çift oluşumu ve fotoelektrik olay olarak adlandırılır. Gama radyasyonu yüksek enerji değerine sahip olduğu için nüfuz etme gücü çok yüksektir. Gama radyasyonunu azaltmak için kurşun plaka(levha) kullanılabilir.

X-ışınları, elektromanyetik radyasyondur ve bir atomun elektron enerji seviyelerinde bir düzensizlik olduğunda yayımlanırlar. Bu düzensizliğe örnek olarak, çekirdeğe yakın enerji seviyelerinden elektron kopartılması ya da çekirdeğin yakınındaki enerji seviyesinden bir elektron yakalaması verilebilir. Bu olaylar nedeniyle elektron bulutunun enerji düzeylerinde oluşan boşluklar diğer enerji düzeylerindeki elektronlar tarafından doldurulur ve bu işlem sonrasında x-ışınları ortaya çıkar. X-ışınları Compton saçılması ve fotoelektrik olay gibi etkileşmeler yaparak enerjisini bırakır.

Radyoaktivite

Radyoaktivite (Radyoaktiflik / Işınetkinlik) bir enerji türü. Nükleer reaksiyonlar sırasında ortaya çıkar. İnsan vücudunun olduğu gibi, bir çok nesnenin de içinden geçebilir. Yalnızca toprağın, kayaların ve özellikle kurşunun içinden rahatça geçemez. Radyasyon yayan nesneler, radyoaktif olarak adlandırılır.

Çevremizde her zaman için bir miktar radyasyon bulunur, fakat radyasyonun fazlası insan sağlığını tehdit ettiği gibi, daha ileri safhalarda ölüme yol açabilir.

Doğal radyasyon uranyum gibi bazı kimyasal elementler ile uzay boşluğundaki yıldızlar ve bazı nesneler tarafından üretilir. Bazı nesneler bir saniyeden çok daha az süreyle radyoaktif kalabilirler, bazıları ise binlerce yıl radyoaktif özelliğini koruyabilir.

Radyasyon özel makineler sayesinde de üretilebilir, bu makinelere Siklotron (ivme makinesi), doğrusal hızlandırıcı veya parçacık hızlandırıcı adı verilir. Bazı bilim adamları bu makineleri üzerinde çalışabilecekleri radyasyonu üretebilmek için kullanırlar. Röntgen cihazları az miktarda üretilen (X ışınları) sayesinde insan vucudunun iç kısımlarının görüntülenmesini sağlar....

Radyoaktivite (Radyoaktiflik / Işınetkinlik), atom çekirdeğinin, tanecikler veya elektromanyetik ışımalar yayarak kendiliğinden parçalanmasıdır, bir enerji türüdür.Çevremizde her zaman için bir miktar radyasyon bulunur, fakat radyasyonun fazlası insan sağlığını tehdit ettiği gibi, daha ileri safhalarda ölüme yol açabilir. Doğal radyasyon uranyum gibi bazı kimyasal elementler ile uzay boşluğundaki yıldızlar ve bazı nesneler tarafından üretilir. üÇekirdek tepkimesi sırasında ortaya çıkar. üİnsan vücudunun da, birçok nesnenin de içinden geçebilir. üYalnızca toprağın, kayaların ve özellikle kurşunun içinden rahatça geçemez.ü Radyasyon yayan nesneler, radyoaktif olarak adlandırılır.üBazı nesneler bir saniyeden çok daha az süreyle radyoaktif kalabilirler, bazıları ise binlerce yıl radyoaktif özelliğini koruyabilir.üRadyasyon özel makineler sayesinde de üretilebilir, bu makinelere Siklotron (ivme makinesi), doğrusal hızlandırıcı veya parçacık hızlandırıcı adı verilir. üRöntgen cihazları az miktarda üretilen (X ışınları) sayesinde insan vücudunun iç kısımlarının görüntülenmesini sağlar.üNükleer silahlar (atom bombaları), yapıları tahrip etmek ve insanları öldürmek amacıyla çok hızlı bir şekilde çok yüksek miktarda radyasyon ortaya çıkarırlar. üNükleer reaktörler elektrik üretmek için kullanılmaktadırlar.

RADYASYON NEDİR

Radyasyonveya Işınım, elektromanyetik dalgalar veya parçaciklar biçimindeki enerji yayımı ya da aktarımıdır. Radyoaktif maddelerin, alfa, beta ve gama gibi ışınları yaymasına veya Uzayda yayılan herhangi bir elektromanyetik ışını meydana getiren unsurların tamamına da radyasyondenir. Bir maddenin atom çekirdeğindeki nötronların sayısı, proton sayısına göre oldukça fazla ise; bu tür maddeler kararsız bir yapı göstermekte ve çekirdeğindeki nötronlar alfa, beta, gama gibi çeşitli ışınlar yaymak suretiyle parçalanmaktadırlar. Çevresine bu şekilde ışın saçarak parçalanan maddelere radyoaktif madde ("ışınımsal madde") denir. vAlfa Işınları Bir atom çekirdeğinin parçalanmasından meydana çıkan helyum çekirdeklerine (2 proton, 2 nötron) alfa parçacıkları denir. Alfa ışınları bu parçacıkların yayılmasından oluşur.ÖRNEK:Bir radyum-226, 88 proton ve 138 nötrona sahiptir. Bu durumda nötron sayısı, proton sayısına göre daha fazla olduğu için, atomun çekirdek yapısı sağlam değildir. Bu yüzden radyum, çekirdeğinden bir helyum çekirdeği ayırarak parçalanır ve radyumdan, 86 proton ve 136 nötrona sahip olan yeni element radon oluşur. Radyum çekirdeğinden ayrılan 2 protonlu helyumdan alfa ışınları oluşur:
vBeta IşınlarıBeta ışınları da alfa ışımaları gibi bir atom çekirdeğin parçalanmasından oluşur. Bu parçalanmada çekirdekten 2 proton değil, bir elektron veya bir pozitron ayrılır. Bu elektron, çekirdeğin içindeki bir nötronun bir protona dönüşmesinden oluşur ve asla atomun kendi elektronu değildir. Çekirdeğin içindeki bir protonun bir nötrona dönüşmesinde bir pozitron oluşur. Bu çekirdekte oluşan elektronlara beta- parçacıkları denir, pozitronlara ise beta+ parçacıkları. Bu parçacıklardan beta- veya beta+ ışınları oluşur. üBeta- ışınları oluşması için çekirdeğin içinde bir nötron, bir proton ve bir elektrona dönüşür:ÖRNEK: Bir 55 protonlu sezyum atomundan beta- parçalanmasında 56 protonlu baryum atomu oluşur: Beta+ parçalanmasında çekirdekten bir elektron değil, bir pozitron ayrılır. Bu pozitron bir protonun bir nötröna dönüşmesinden oluşur: Bu durumda atomun proton sayısı bir eksilir.

ÖRNEK:

11 protonlu sodyum çekirdeğinden bir positron ayırarak 10 protonlu nuna dönüşür:
vGama IşınlarıGama ışınlarının dalga boyu ışığın dalga boyundan daha kısa olmasına rağmen ışık gibi fotonlardan oluşur ve ışık hızıyla yayılır. Atom çekirdeğinden bir alfa veya bir beta parçacığı ayrıldıktan sonra çekirdekte fazladan enerji oluşur. Gama ışınları, atomun fazladan sahip olduğu enerjiyi çekirdeğinden ayırmasından oluşur. Yüksek enerji seviyesine sahip olan atom çekirdeğinin yapısı kararsız olur. Kararlı bir yapıya sahip olmak için çekirdekten enerji ayrılır. Gama ışınları çekirdekten ayrılan elektromanyetik enerjidir.ÖRNEK: Enerji seviyesi yüksek olan baryum atomu kararsız yapılıdır ve bu enerjiyi gama ışınları şeklinde çekirdeğinden ayırır:üGama parçacıklarının enerjisi kütlesiyle eşit değer de olduğu için Einstein’ ın ?=??! formülüyle enerji miktarına göre gama parçacıklarının kütlesi hesaplanabilir:üBu formül ile hesaplanmış olan gama parçacıklarının kütlesi bir elektron kütlesi ile aynıdır. üGama ışınları bilinen röntgen ışınlarının aynısıdır. Tek farkı çekirdeğin enerjisinden oluşmasıdır.
ØZararsız Radyasyon Alfa, Beta ve Gama ışınları elektromanyetik spektrumun en üstünde yer alır, insan sağlığına zararı tartışılmaz. Bunun hemen altındaki X ışınlarının da insan sağlığına zararlı olduğu bilinir. X ışınlarının altındaki UV (morötesi) bölgesi de, cilt kanseri başta olmak üzere birçok zarar verir. Ozon tabakasındaki incelmelerden kaynaklanan; güneşin kanser yapıcı etkisi budur.UV bandının hemen altında Görünür ışık bölgesi vardır. Direkt olarak göze (retinaya) ve çok yüksek şiddette uygulanmadığı sürece bir zararı bilinmemektedir. Tam aksine çevremizi görebilmek için görünür ışığa ihtiyacımız vardır. Görünür ışığın "Zararsız ışınım" sınıfına girdiği söylenebilir. Görünür ışığın altında, "ısınmamızı" sağlayan IR (Infra Red-Kızıl ötesi) bandı vardır. IR bandında radyasyon yapan kaynaklara örnek olarak mangal, kömür sobası, kalorifer peteği.. Elektrikli IR ısıtıcılar verilebilir. IR bandı da ikiye ayrılır. Üst IR bölgesindeki kızıl ışık veren elektrikli IR ısıtıcılar, mangal vs; Alt IR bölgesindekiler ise kalorifer peteği ve ışık vermeyen elektrikli ısıtıcılar gibi kaynaklardır. IR bandındaki ışınımın da zararsız olduğu kabul edilir.IR bölgesinin altında mikrodalga ve radyo dalgaları bulunur. Bu banttaki elektromanyetik radyasyon kaynaklarına Cep telefonunuz, baz istasyonları ve mikrodalga ısıtıcılar örnek verilebilir. Bu kaynakların yakın ve yüksek güçte olması, IR gibi vücutta ısınmaya sebep olur. Ancak bu ısınma deriye değil, vücudun derinliklerine işleyebildiğinden hem hissedilmesi zordur, hem de bu aşırı ısınma insana zararlı olabilir. Tam kesin olmamakla birlikte, bu tür ısınmanın kanserejon etkilerinin olabileceğini düşünen bilim çevreleri vardır. Ancak gücün çok yüksek, mesafenin de çok yakın olması durumunda IR' de olduğu gibi yanma (pişme) belirtileri derhal görülür.
ØRadyasyonun ZararlarıX ışınları, ultraviyole ışınlar ışınlar, görülebilen ışınlar, kızıl ötesi ışınlar, mikro dalgalar, radyo dalgaları ve manyetik alanlar, elektromanyetik tayfın parçalarıdır. Elektromanyetik dalgaları, frekans ve dalgaboyu tanımlanır. Alfa, beta, gama, X ışınları ile kozmik ışınlar ve nötronlar çok yüksek frekanslarda olduğundan, elektromanyetik parçacıklar kimyasal bağları kırabilecek enerjiye sahiptir. Bu bağların kırılması sonucu iyonlaşma olur.İyonlaşabilen elektromanyetik ışınımları, hücrenin genetik materyali olan DNA' yı parçalayabilecek kadar enerji taşımaktadır. DNA'nın zarar görmesi ise hücreleri öldürmektedir. Bunun sonucunda doku zarar görür. DNA'da çok az bir zedelenme, kansere yol açabilecek kalıcı değişikliklere sebep olur.Çevre sorunları sınır tanımaksızın artmakta ve çeşitli kirleticiler kilometrelerce uzaklara taşınarak etki gösterebilmektedir. Örneğin; Çernobil kazası nedeni ile yayılan radyoaktif atıkların, toprak ürünlerinde yol açtığı kirlilik bilinmektedir. Çernobil reaktöründe oluşan kazada, doğrudan etki sonucu 30'dan fazla insan hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmış, sakatlanmış ve hastalanmıştır. Binlerce insan ise belirtileri sonradan çıkacak olan genetik etkilerle, nesilden nesile geçebilecek kalıcı izler taşımaktadır. Çernobil'deki kaza sebebiyle atmosfere karışan ışınımsal maddelerin, atmosferik devinimlerle uzaklara taşınmasıyla, düştükleri yerlerde radyasyona neden olmuştur.

RADYOTERAPİ NEDİR?

Radyoterapi, bazen ışın tedavisi olarak da adlandırılır, radyasyon adı verilen yüksek enerjili partiküllerin hastalıkların tedavisinde kullanılmasıdır. Alman fizikçi Wilhelm Conrad Röntgen'in 1895 yılında X ışınını bulmasından kısa bir süre sonra bu güçlü ışınlar tümör tedavisinde kullanılmaya başlanmıştır. Geçen yüzyıl zarfında teknik ilerleme ve hastalığın daha iyi anlaşılmasıyla tedavide büyük başarılar kazanılmıştır. Her gün artan sayıda kanser hastasında, gelişen radyoterapi teknikleri sayesinde organları korunarak kür sağlanmaktadır. Günümüzde hızla ilerleyen bilgisayar teknolojisi ve ileri teknoloji ürünü cihazlarda yüksek enerjili X ışınlarının elde edilmesi bunu mümkün kılmaktadır.RADYOTERAPİ ETKİSİNİ NASIL GÖSTERİR?Yüksek dozda radyasyon hücreleri öldürür veya büyüyüp bölünmelerini engeller. Tümör hücreleri bir çok normal hücreden daha hızlı bölündüklerinden radyoterapi bir çok tümör türünü başarıyla tedavi edebilir. Normal hücreler de radyasyondan etkilenir, ama tümör hücrelerinde olmayan özel onarım mekanizmalarıyla bu etkiden kısa sürede kurtulurlar. Normal hücreleri korumak amacıyla doktorlar günlük radyasyon dozunu düşük tutup toplam tedavi süresini zamana yayarlar. Doktorlarınız ayrıca olabildiğince normal dokuyu korumaya ve radyasyonu hastalıklı bölgeye yönlendirmeye özen gösterirler.

RADYOTERAPİ NASIL UYGULANIR?

Radyoterapi iki şekilde uygulanır, içerden veya dışardan. Bazı hastalara hem içerden hem de dışardan da uygulanabilir. Hastaların çoğuna tedavileri sırasında dışardan radyoterapi uygulanır. Genellikle bu uygulama sırasında hastalar hastaneye yatırılmaz, tedaviye ayaktan gidip gelirler. Dışardan uygulanan radyoterapide bir makinada üretilen yüksek enerjili x ışınları hastalıklı bölgeye yönlendirilir. Dışardan uygulanan radyoterapi de kullanılan cihazlar farklı özellikler gösterir. Örneğin bazı cihazlar cilt gibi yüzeysel dokularda yerleşmiş hastalıkların tedavisinde kullanılırken, bazıları daha derin yerleşimli dokuların tedavisinde etkilidir. Radyoterapide en sık kullanılan cihazlardan biri Lineer Hızlandırıcı' dır (LinearAkseleratör). Bazı cihazlar ise içlerinde çeşitli radyoaktif maddeler (Cobalt 60 gibi) barındırırlar. İçerden uygulama sırasında radyoaktif kaynak vücut içerisine yerleştirilir. Radyoterapinin bu şekline brakiterapi veya implant tedaviside denir. Implantlar kapsül, firkete, tel, plastik kateter veya tohum şeklinde olabilir. İmplantlar direk olarak tümörün içerisine yerleştirilebileceği gibi vücut boşluklarına da yerleştirilebilinir. Bu radyoaktif kaynaklar bazı hastalarda sürekli olarak dokuda kalırken, bazı uygulamalarda tedavi bittikten sonra vücuttan alınır.

RADYOAKTİVİTE NEDİR? NASIL KEŞFEDİLDİ?

Radyoaktivite,bazı maddelerin atomlarının bozunarakparçacık veya enerji yaymasıdır. Radyoaktiviteyi 1896 yılında Fransız fizikçi H. Becquerel keşfetti.Radyoaktivitenin bulunuşuABD Patent Ofisi Başkanı J.Duell’in 1899’da “Dünyada keşfedilecek bir şey kalmadı.” dediği söylenir. C. Röntgen 1895’te X-ışınlarını bulmuştu. Sadece bu buluş bilebinlercekeşfin önünü açtı ve Duell’i mahcup etti. Fransız fizikçi H.Becquerel, X-ışınlarının keşfinden çok etkilenmişti.Karanlıkta parlayan uranyum tuzunun X-ışını da üretebileceğine inanıyordu.Uranyum tuzlarını üzeri siyah kağıt kaplı fotoğraf camlarının üzerine koydu ve güneşe bıraktı. Yeterince güneşte kalınca,uranyum tuzundan X-ışınları çıkmasını umuyordu. Ancak hava bulutlu olduğu için, uranyum tuzları ve fotoğraf camlarını çekmeceye koyup,havanın açılmasını bekledi. Birkaç gün sonra,ümidi olmasa da fotoğraf camlarını banyo etti. Sonuç inanılmazdı,yeterince güneş görmediği halde, uranyum tuzu fotoğraf camlarını karartmıştı. Becquerel, ışınlar siyah kağıdı geçipfotoğraf camını kararttığına göre, X-ışını olmalı diye düşündü. Deneyleri tekrarlayınca, güneşegerek olmadığını, uranyum tuzlarının kendiliğindenışın yaydığını keşfetti (1896). Madam Curie kısa süre sonra toryum tuzlarının da bu ışınları yaydığını buldu. Ardından polonyum elementini keşfetti. Polonyum da ışın yayıyordu. Bu ışınlara “radyoaktivite” (etkinlik yayma) adını verdi. Madam Curie, eşi P. Curie ve H. Becquerel 1903 yılında Nobel ödülü kazandılar.

Radyoaktiviteyi bulan Henri BecquerelAtomdan küçük nesne var mı?Atom kelimesi Yunanca “atomos” bölünemez kelimesinden gelir. M.Ö. 450 yılında Democritos “Bir maddeyi sürekli bölersek, bölünemeyecek bir noktaya ulaşırız, bu atomdur” demişti. J. Dalton, 1810’da atomu “Her elementin atomu diğerinden farklıdır, atomlar bölünemez ve yok edilemez” şeklinde tanımladı. Bu tanımtüm dünyada kabul edildi. Ancak 1897’de İngiliz fizikçi J.J. Thomsonatomların yapısında elektronlarolduğunu keşfetti. Elektronların hidrojen
2atomundan 1800 kez dahahafif olduğunu da buldu. O güne kadar,dünyada atomdan küçük nesne olmadığına inanılıyordu. Her şey alt üst olmuştu. E. Rutherford, uranyumdan çıkan ışınların, gama ışını ilealfa ve beta parçacıklarıolduğunu keşfetti. Bu, uranyum atomu kendi kendine bölünüp dışarıya parçacıklar fırlatıyor demekti. Atom bölünemez veyok edilemezdi, aksi düşünülmemiştiama atomun bölündüğü kanıtlanmıştı. Fizik ve kimyanın temel kavramları yok oldu. Anlaşıldı ki atomlar küçük parçacıklardan yapılmıştı ve bölünebilirdi.Nobel ödülünü 1908’de kazanan Rutherford, radyoaktivitenin yarıya inmesi için geçen süreyi “yarı ömür” olarak tanımladı. Atomların ortasında küçük bir çekirdek ve etrafında dönen elektronlar olduğunu da 1911’de açıkladı. Azotatomu oksijen atomuna dönüşür mü?Rutherford,bilim dünyasını 1919’da bir kez daha sarstı. Radyoaktif bir maddenin önünetüp içinde azot gazı yerleştirdi. Radyoaktif maddeden çıkan alfa parçacıklarının,azot gazına yaptığı etkiyi inceledi. Bir süre sonra azot tüpünden dışarıya, artı yüklü parçacıklar çıktığını buldu. Bunlara “proton” adını verdi. Azot atomualfa parçacığı ile çarpışınca, azotbir proton kaybediyor ama kendisi de oksijen atomuna dönüşüyordu. Halbuki yıllarca kitaplar, bir elementin atomu başka elementin atomuna dönüşemez diye yazmıştı. Berilyum metaline çarpan alfa parçacıklarının“nötron” ürettiği İngiltere’de keşfedildi. Bölünemez denilen atomların elektron, proton ve nötron adlıparçacıklardan oluştuğu kanıtlandı.

2atomundan 1800 kez dahahafif olduğunu da buldu. O güne kadar,dünyada atomdan küçük nesne olmadığına inanılıyordu. Her şey alt üst olmuştu. E. Rutherford, uranyumdan çıkan ışınların, gama ışını ilealfa ve beta parçacıklarıolduğunu keşfetti. Bu, uranyum atomu kendi kendine bölünüp dışarıya parçacıklar fırlatıyor demekti. Atom bölünemez veyok edilemezdi, aksi düşünülmemiştiama atomun bölündüğü kanıtlanmıştı. Fizik ve kimyanın temel kavramları yok oldu. Anlaşıldı ki atomlar küçük parçacıklardan yapılmıştı ve bölünebilirdi.Nobel ödülünü 1908’de kazanan Rutherford, radyoaktivitenin yarıya inmesi için geçen süreyi “yarı ömür” olarak tanımladı. Atomların ortasında küçük bir çekirdek ve etrafında dönen elektronlar olduğunu da 1911’de açıkladı. Azotatomu oksijen atomuna dönüşür mü?Rutherford,bilim dünyasını 1919’da bir kez daha sarstı. Radyoaktif bir maddenin önünetüp içinde azot gazı yerleştirdi. Radyoaktif maddeden çıkan alfa parçacıklarının,azot gazına yaptığı etkiyi inceledi. Bir süre sonra azot tüpünden dışarıya, artı yüklü parçacıklar çıktığını buldu. Bunlara “proton” adını verdi. Azot atomualfa parçacığı ile çarpışınca, azotbir proton kaybediyor ama kendisi de oksijen atomuna dönüşüyordu. Halbuki yıllarca kitaplar, bir elementin atomu başka elementin atomuna dönüşemez diye yazmıştı. Berilyum metaline çarpan alfa parçacıklarının“nötron” ürettiği İngiltere’de keşfedildi. Bölünemez denilen atomların elektron, proton ve nötron adlıparçacıklardan oluştuğu kanıtlandı. Atomun yapısını aydınlatan Ernest Rutherford
3Radyoaktif element üretebilir miyiz? Bilim adamları farklı maddelerin atomlarını alfa parçacıkları ile çarpıştırmaya başladı. Bu deneyler çok basitti,çünkü incelenecek maddenin önüne uranyum veya radyum gibi radyoaktif bir madde koymak yeterliydi. Radyoaktif maddeden çıkan alfa parçacıkları, önlerine konulan maddeye yani maddenin atomlarına çarpıyordu. Çok sayıda madde denendi ve bazıları beklenmedik sonuçlar verdi. Madam Curie’nin kızı Irene Curie, eşi ile birlikte bu tür bir deney yaparken 1934’te “yapay radyoaktiviteyi” keşfetti. Alüminyum metaline çarptırdıkları alfa parçacıkları, doğada olmayan “radyoaktif fosfor” üretti. Irene ve eşi Frederic bu buluş nedeniyle 1935’te Nobel ödülü kazandı.

Üçü de Nobel kazanan Madam Curie, eşi Pierre ve kızları IreneRadyoaktiviteden nasıl yararlanılır?Radyoaktiviteden tıp, sanayi, ziraat, elektronik gibi alanlarda pek çok amaçla yararlanılır. Atom bombasıve nükleer reaktörlerde uranyum, troid kanseri teşhis ve tedavisinde ise radyoaktif iyot kullanılıyor. Gama ışınlarından tıbbi cihaz ve gıdaların sterilize edilmesi için yararlanıyoruz. Uçak gövdesi veya doğalgaz borularında yapılan kaynak yerleri radyoaktivite yardımıyla kontrol ediliyor. Röntgen veya bilgisayarlı tomografi ile tıbbi teşhis için X-ışınları kullanılıyor. Karbon-14 arkeolojide, yaş tayini için en yararlı yöntemlerden biridir.Radyoaktivitenin bulunuşu yeni bir çağı başlattı. Ancak atom bombası, yüz bin insanın ölümüne neden oldu. Umarız atom enerjisi barışçıl amaçlar dışında bir daha kullanılmaz.

Radyasyon hakkında herşey

İnsanlar yeryüzünde var oldukları günden bu yana radyasyonla birlikte yaşıyor, doğal ve yapay yollardan radyasyona maruz kalıyor. Radyasyon doğal, yapay veya iyonlaştırıcı radyasyon ve iyonlaştırıcı olmayan radyasyon radyasyon olmak üzere ikiye ayrılıyor.

Doğal radyasyon kaynaklarının başında toprak ve güneş geliyor. Güneşin yanı sıra uzayın derinliklerinden ve hatta galaksilerden, atmosfer içindeki atomlarla etkileşerek gama radyasyonu olarak dünyaya gelen kozmik ışınlar da doğal radyasyon kaynakları olarak biliniyor. Işık görünen, ısı da hissedilen bir radyasyon kaynağı.

Dünyamız da bir miktar radyoaktif. Yani havasında, suyunda, toprağında doğal radyoaktif maddeler bulunuyor. Yeryüzünde granit, kum taşı, kireç taşı gibi bazı kayalar, uranyum, toryum ile potasyum-40 gibi doğal radyoaktif maddeleri yapısında bulunduruyor. Bunlardan elde edilen malzemelerle kullanılarak yapılan binalar da doğal radyasyon kaynağı.

Radyasyonun tehlikeli olması ışınlama derecelerine, yani maruz kalınan radyasyon miktarına bağlı. Yapay radyasyon kaynaklarından korunmak için pek çok yöntem bulunmakla birlikte, doğal radyasyonun tümünden korunmak mümkün olmuyor. Ancak miktarın azaltılması için bazı önlemler alınması gerekiyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının verilerine göre, doğal radyasyon nedeniyle tüm canlılar yıllık ortalama 2,8 milisivert (mSv) radyasyona maruz kalıyor. Bu miktarın yüzde 85’i doğal kaynaklardan yani topraktan, güneşten ve uzaydan gelen kozmik ışınlardan kaynaklanıyor. Geriye kalan yüzde 14’ü tıbbi ışınlamalar ve yüzde 1’i de insan yapımı (nükleer silah denemeleri nedeniyle atmosfere salınmış radyoaktivite ve nükleer santral) unsurlardan kaynaklanıyor.


EN SAĞLIKLI EV AHŞAP EV

İnsan hayatı boyunca en fazla maruz kaldığı doğal radyasyon radon gazı (Dünyanın oluşumundan itibaren yerkürenin içinde bulunan uranyum, toryum gibi radyoaktif maddeler bozunarak radon gibi maddelere dönüşüyor). Topraktan sızan bu
gaz özellikle kapalı alanlarda toplanıyor.

Brezilya, Hindistan’ın bazı plajları, İran’ın bazı bölgeleri ile Norveç, İsveç gibi kuzey ülkelerinde doğal radyasyon daha çok bulunuyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının verilerine göre radonda dünya ortalaması 400 Bekerel/metreküp (Bq/m3), Türkiye ortalaması ise 52 Bq/m3. Yani Türkiye’de korkulacak düzeyde bir radon birikimi söz konusu değil.


Buna rağmen kapalı ortamlara çok dikkat etmek gerekiyor. Bu gaz binalarda yer altından sızarak binalarda duvar ve tesisat boşluklarına sızarak odaların içerisine giriyor. Ortalama olarak da kapalı bir ortamda 24 saate bir en üst seviyeye ulaşıyor.

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) Radyasyon Sağlığı ve Güvenliği Dairesi uzmanı, "Bu gazdan korunmanın tek çaresi en az 24 saatte bir evleri 15 dakika havalandırmaktır" diye konuştu.

Radon gazı topraktan çıkan ve yerden yükselen bir gaz olduğunu, bu nedenle giriş veya bodrum katlarında oturan insanların radona daha çok maruz kaldığına da işaret eden Arıkan, "Havalandırılmamış odada bir de sigara içilirse, radon ve sigara kanseri tetikleyen en önemli unsurlardan biri" dedi.

Öte yandan eski evlerde yıpranmış tesisat ve duvar boşluklarından da radonun daha hızlı çıktığı ifade ediliyor. Radon, çimento, kiremit gibi topraktan üretilen yapı malzemelerinde de bulunduğu için ahşap evlerin daha sağlıklı olduğunu da belirtiliyor.

GIDALARDAKİ RADYASYON

Toprakta olan doğal radyasyon nedeniyle gıdalarda da radyasyon bulunuyor. Gıdalar içinde de ayçiçeği, havuç, patates, kuru yemiş, maden sularında diğer gıdalara göre daha yüksek radyasyon bulunuyor.

Düşük düzeyli radyasyondan korkulmaması gerektiğini, hatta bunların vücut için ihtiyaç olarak bile nitelendirilebileceğini kaydeden TAEK uzmanı, "Toprakta bulunan her şey bizim vücudumuzda da var. Bu zararlı radyasyon değil ama radyoaktivite vardır. Bu şuna benzer vücudunuzun demire de ihtiyacı var, çinkoya da. Bunları almanız gerekiyor" dedi.

RÖNTGEN ÇEKİLİNCE RADYOAKTİF OLUNMUYOR

Hastanede çekilen filmlerin de iyonlaştırıcı radyasyon kaynağı olduğuna işaret eden TAEK uzmanı, film çektirince radyoaktif olunmadığını ve film çektiren kişinin de sanıldığı gibi etrafa radyasyon yaymadığını belirtti.

TAEK uzmanı, "Filmler x ışını denilen radyasyonla çekiliyor. Lambadan gelen ışık gibi düğmeye basıldığı zaman ışık geliyor, düğmeye basıldığında da bitiyor. Vücutta birikimi söz konusu olmuyor" diye konuştu. Nükleer tıpta vücuda verilen radyoaktif maddeler nedeniyle hassa belli bir süre dışarıya çıkarılmıyor, hatta bu kişilerin idrarları, dışkıları bir süre korunuyor, zararsız seviyelere çekildikten sonra da atılıyor.

YAPAY RADYASYON KAYNAKLARI

Yapay radyasyon kaynakları, insan yapısı yapay radyasyon kaynakları x ışınlarının ve nükleer reaktörlerin keşfinden sonra insanlığın hizmetine yaygın olarak sunuldu.

Yapay radyasyonun fabrikalarda, eğitimde, endüstride, tarımda bir çok uygulama alanı bulunuyor. Cep telefonları, elektrikli aletler, fön makinesi, traş makinesi, mikrodalgalar iyonlaştırıcı olmayan radyasyon kaynaklarından bazıları.

İyonlaştırıcı olmayan radyasyonun çok net sonuçları olmasa da bazı bilim adamları psikolojik etkilerinden kansere kadar birçok şeye yol açtığını belirtiliyor. Radyasyonun zararları tam olarak tespit edilmediği için bu tür kaynakların minimize edilmesi gerektiğine işaret eden Arıkan, TAEK olarak bu nedenle hava alanlarına konulmak istenen insan görüntüleyen cihazlara izin vermediklerini belirtti. Arıkan alışveriş merkezleri ve havaalanlarındaki güvenlik kapılarının metal dedektör olduğunu ve radyasyon bulunmadığına da dikkat çekti.

RADYASYONA MARUZ KALMAK HAKKINDA

“Radyasyon” kelimesini üç farklı insana sorun, muhtemelen üç farklı tepki alırsınız. Teyzeniz, radyasyonun kanserini nasıl yok ettiğini söyleyebilir. Komşunuz, radyoaktif atıkların çevreyi ve ekolojik dengeyi bozduğundan bahsedebilir. Çizgi romanı seven arkadaşınız ise gama ışınlarının Bruce Banner’ ı Hulk’ a nasıl dönüştürdüğünü açıklayabilir. Radyasyon görünmez dalgalar veya ışınlar içinde yolculuk eden enerjidir. Her zaman etrafımızdadır ve birçok formda gelir. Radyasyona maruz kalmak günlük bir olaydır, her zaman Dünya’daki yaşamın bir parçası olmuştur. Bazen tehlikelidir; bazen değildir.

Çoğu insan Marie Curie’ nin kocası ve araştırma ortağı Pierre ile birlikte radyasyonu keşfettiğini söyleyecektir. Bu bir nevi doğrudur. Curie, radyum elementini 1898’de keşfetti, bu da ona tarihte “Nobel Ödülü alan ilk kadın” yapacak bir başarıydı. Bununla birlikte, 3 yıl önce 1895 yılında Wilhelm Röntgen adlı bir bilim insanı ilk olarak X-ışınlarını ve radyoaktivite (daha sonra Curie tarafından “ışın” kelimesini temel alan bir terim olan) fenomenini keşfetti. Röntgen’in keşfedilmesinden hemen sonra, Henri Becquerel adlı bir Fransız bilim adamı, X-ışınlarının nereden geldiğini anlamaya çalıştı ve bu sırada uranyumun güçlü bir “ışın” yaydığı ortaya çıktı. Becquerel’ in doktora öğrencisi olan Marie Curie ise bu ışınlara enerjilerini veren bazı belli kimyasal elementleri keşfetti ve bu duruma ‘radyoaktivite’ adını verdi. Böylece Marie Curie, doktora araştırmasını Becquerel’ in bulgularına dayandırarak radyumun keşfedilmesine neden oldu.

Bilim adamları 1890’lardan bu yana radyasyon hakkında bilgi sahibi olsalar da, bu doğal güç için çok çeşitli kullanımlar geliştirdiler. Günümüzde radyasyon tıpta, sanayide, elektrik üretiminde, tarım, arkeoloji (karbon buluşması), uzay araştırmaları, jeoloji (madencilik dahil) ve diğerleri gibi alanlarda uygulamalara sahiptir.

Radyasyon hem doğal hem de insan yapımıdır. Vücudumuz her gün-toprak ve yeraltı gazlarından güneş ve uzaydan gelen kozmik radyasyona kadar-doğal radyasyona maruz kalır. Tıbbi icatlar, televizyonlar, cep telefonları ve mikrodalga fırınlar gibi kendi buluşlarımızdan da radyasyona maruz kalıyoruz. Radyasyon mutlaka her zaman tehlikeli değildir. Gücüne, türüne ve maruz kalma uzunluğuna bağlıdır.

İki tür radyasyon vardır. İyonlaştırıcı olmayan radyasyon (düşük frekans) ve İyonlaştırıcı radyasyon (yüksek frekans). Her iki tür de aşırı miktarda zararlı olabilir.

İyonlaştırıcı olmayan radyasyon, etkileşime girdiği maddede iyonlar oluşturmayan radyasyondur. Atomları hareket ettirmek veya “uyarmak” için yeterli enerji yayar. Elektrik ve manyetik alanlar, radyo dalgaları, mikrodalgalar, kızılötesi, ultraviyole ve görünür ışıma içerir. Örneğin, mikrodalga fırınlar yemek pişirmek için iyonlaştırıcı olmayan radyasyon kullanır. Radyasyon, gıdada bulunan ve ısı oluşturan suyu titretir. Bu ısı yemeği pişirir.

İyonlaştırıcı radyasyon ise, kararsız radyoaktif madde atomları tarafından üretilen enerji veya parçacıklardır (protonlar, elektronlar veya nötronlar). Biyolojik hücrelere zarar verebilecek bir atomun yapısını değiştirmek için yeterli enerji yayar. Örneğin, güneş yanığı bir tür radyasyon hasarıdır. İyonlaştırıcı radyasyon, hem doğal olarak oluşan radyoaktif minerallerin hem de uzaydan gelen kozmik radyasyonun bir sonucu olarak çevrede bulunur, ayrıca tıp ve sanayi gibi bazı insan faaliyetleri tarafından üretilir ve nükleer tesislerdeki ve nükleer bomba patlamalarındaki kazalardan kaynaklanabilir. Nükleer tesislerde, teknisyenler dört çeşit iyonlaştırıcı radyasyona odaklanır: alfa, beta, gama ve nötronlar. Alfa radyasyonu çoğu nesneye nüfuz edemeyecek kadar zayıf, beta radyasyonu daha güçlü, gamma radyasyonu en güçlü olanıdır. Nötronlar birçok nesneye nüfuz edebilir, ancak su ile yavaşlar.

Radyasyonun Ölçülmesi

Radyasyon görülmez, duyulmaz, hissedilmez, kokusu ve tadı alınmaz, dokunarak algılanmaz bu nedenle teşhis, tedavi, radyasyondan korunma ve olası radyasyon kazası durumlarında; radyasyonun tipini, enerjisini, şiddetini ölçmek ve varlığını belirlemek için bu işe özel olarak geliştirilmiş cihazlara ihtiyaç duyulur. Radyasyondan korunma ve olası kaza/saldırı durumlarında tehdidin tipini ve büyüklüğünü anlamak için radyasyonun tipinin ve radyoaktivitenin büyüklüğünün bilinmesi gerekir. Radyasyonu algılamak ve ölçmek için kullanılabilecek cihazlar iki şekilde sınıflandırılır:

Çalışma prensibine göre radyasyon ölçüm cihazları: 1) Dedektörler: gaz dolu dedektörler, iyon odaları, orantılı sayaçlar, Geiger-Müller, sintilasyon dedektörleri, yarı iletken dedektörler, nötron dedektörleri. 2) Dozimetreler: radyasyonun canlılar üzerindeki etkilerini tespit etmede kullanılan dedektörlerdir. Doğrudan okunabilen (aktif) dozimetreler; cep dozimetreleri, direkt okunabilen cep dozimetreleri, dijital elektronik cep dozimetreler. İşlemden geçirilerek okunabilen (pasif) dozimetreler: film dozimetreler, termolüminesans dozimetreler (TLD), optik olarak uyarılmış/optik uyarmalı lüminesans dozimetreler

Kullanım alanlarına göre radyasyon ölçüm cihazları: 1) Kontaminasyon Monitörleri, 2) Doz Hızı Ölçerler, 3) Alan Monitörleri, 4) Spektrometreler, 5) Kişisel Dozimetreler.

Radyasyon ölçümünde kullanılan cihazlar seçilirken öncelik kullanım alanı olmalıdır. Uygun cihaz seçilip kullanılmaya başlandıktan sonra, cihazların uygun aralıklarla pil durumu, arka plan radyasyonu okuma değeri ve kalibrasyonu kontrol edilip, gerekirse bakımı yapılmalıdır. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK)’nun mevzuatları gereği radyasyon tehlikesi olan bütün alanlarda ölçüm yapılması zorunludur. Bu mevzuatlar cihaz seçiminde yardımcı olabilmektedir.

Radyasyon Ölçüm Birimleri

İyonlaştırıcı radyasyonla yapılan çalışmalarda güvenilir sonuç elde etmek ve radyasyonun zararlı biyolojik etkilerini ifade edebilmek için radyasyon miktarının (dozunun) ya da etkilerinin bilinmesi yani ölçülmesi gereklidir. Radyasyon miktarının ölçülmesinde klasik sistem ve SI (Le Système International d’Unités) birimi kullanılmaktadır. Bunlar; aktivitenin, ışınlanma dozunun, soğrulan dozun, soğrulan doz hızının, eşdeğer dozun ve etkin dozun birimlerini içerir.

[Resim: v270321-ncf42161682646203850.png]

RADYASYONUN SAĞLIĞA ETKiLERi

İyonlaştırıcı radyasyon, canlı hücrelerde atomları etkilemek için yeterli enerjiye sahiptir ve genetik materyalleri (DNA) parçalayabilecek kadar enerji taşır. İyonlaştırıcı radyasyon zarar verir. Neyse ki, vücudumuzdaki hücreler bu hasarı onarmada son derece etkilidir. Radyasyon canlı vücudunda kalıcı değişikliklere de sebep olabilir. Hasar doğru bir şekilde onarılamazsa DNA parçalanır. DNA’ nın parçalanması demek hücrenin ölmesi demektir. Bunun sonucunda doğal olarak dokular zarar görür ve kanser ortaya çıkarabilir. DNA’ da meydana gelen hasarlar sonucu genetik etkiler de ortaya çıkar. Hamile bayanların çocuklarında organ bozuklukları meydana getirebilir. Radyasyona maruz kalan birkaç nesil boyunca bu bozukluklar ve kanser vakaları devam edebilir. Radyasyonun etkileri çocuklar ve gelişme çağındaki gençlerde daha çok görülebilir. İlk etkilenen organlar gözlerdir. Yakından televizyon izleyen çocuklarda göz bozuklukları ve katarakt hastalıkları oluşmasının sebebi bu radyasyondur.

Radyasyon doğada kolay yok olmayan bir maddedir. Radyoaktif madde ile yüklenmiş toz bulutları atmosfere yerleşerek dünyanın başka bir yerinde radyoaktif yağışlar meydana getirebilirler. Örneğin Çernobil Faciası sadece Ukrayna’ da meydana gelmiştir fakat Karadeniz bölgesini ve tüm Avrupa’ yı etkilemiştir. Ayrıca yüklü bulutlar yıllarca radyoaktif yağmurlar ile içme sularına ve toprak üzerindeki bitkilere karışmış, bunları tüketen canlılara ulaşarak vücutlarını etkilemiştir. Japonya Fukuşima Nükleer Santrali’ nde meydana gelen kaza sonucu da radyoaktif maddeler 2 sene sonra okyanusun öbür ucundaki Kanada kıyılarına kadar ulaşmıştır.

RADYASYONDAN KORUNMA

Radyasyondan korunmada, Birleşmiş Milletler Atomik Radyasyonun Etkileri Bilimsel Komitesi (UNSCEAR), Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA), Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (EURATOM), Uluslararası Radyasyon Birimleri Komisyonu (ICRU), Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Uluslararası Standartlar Organizasyonu (ISO) gibi uluslararası birçok kuruluş bulunmaktadır. Bu konuda çalışan ilk kurum ise, 1928 yılında Stockholm’de kurulan Uluslararası Radyolojik Korunma Komisyonudur (ICRP). Ülkemizde ise bu görevi Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) üstlenmiştir.

Radyasyon korunması ulusal ve uluslararası yasalarla sağlanmaktadır. Her ülkenin, radyasyon çalışanları ve toplum üyeleri için oluşturduğu radyasyon güvenliğini sağlayıcı yasa, tüzük ve yönetmelikleri bulunmaktadır. ICRP’ nin, dünya genelinde radyasyon ve biyolojik etkileri üzerine yapılan araştırmaların sonuçlarına dayanarak radyasyon korunmasının daha etkin yapılması amacı ile zaman zaman yayınladığı öneriler ışığında bu ulusal yasa, tüzük ve yönetmelikler de güncelleştirilmektedir. Ülkemizde de Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, ICRP önerilerini de göz önüne alarak hazırladığı radyasyon güvenliğine ilişkin ilke, önlem ve hukuki sorumluluk sınırlarını belirleyen tüzük ve yönetmelikleri hükümete sunmakta, bunların yasallaştırılmasını sağlayarak uygulanmalarını denetlemektedir. Bu ulusal tüzük ve yönetmeliklere göre radyasyon üreten ve radyoaktif madde içeren tesis veya cihazlar, TAEK’ den izin alınmadan herhangi bir amaç için kurulamaz, bulundurulamaz ve kullanılamaz.

Radyasyon güvenliği tüzüğü; iyonlaştırıcı radyasyon kaynaklarını bulunduran, kullanan, imal, ithal ve ihraç eden, alan, satan, taşıyan ve depolayan, resmi ve özel kurum ve kuruluşlar ile gerçek kişilerce uyulması gereken kuralları kapsar. Genel hükümler, görevler ve yetkiler, temel standartlar, lisans, izin, denetim, çeşitli hükümler alt başlıklarında bu esasların sınırları çizilmiştir. Radyasyon güvenliği yönetmeliği; iyonlaştırıcı radyasyon ışınlamalarına karşı kişilerin ve çevrenin radyasyon güvenliğini sağlamak amacıyla, radyasyon güvenliğinin sağlanmasını gerektiren her türlü tesis ve radyasyon kaynağının zararlı etkilerinden kişileri ve çevreyi korumak için alınması gereken her türlü tedbir ve yapılması gereken uygulamaları kapsar.

Ülkemizde uygulanan Radyasyon Güvenliği Tüzük ve Yönetmelikleri, ICRP’ nin radyasyon korunması bakımından ortaya koyduğu 3 temel ilkeye dayanmaktadır. Bu ilkeler:

a) Uygulamanın gerekliliği: Net bir fayda sağlamayan hiçbir radyasyon uygulamasına izin verilemez.
b) Optimizasyon: Ekonomik ve sosyal faktörler göz önüne alınarak, bütün radyasyon uygulamalarında maruz kalınacak dozun mümkün olduğu kadar düşük tutulması için gerekli önlemler alınmalıdır.
c) Doz sınırları: Mesleği gereği radyasyonlarla çalışanlar ve halk için yılda alınmasına müsaade edilen doz sınırları aşılmamalıdır.

YAPAY RADYASYONDAN KORUNMAK İÇİN ÖNERİLER

Yapay radyasyon konusunda araştırma yapan Gazi Üniversitesi Noniyonizan Radyasyondan Korunma Merkezi’nin elektromanyetik radyasyondan korunmak için önerileri şöyle:

"-Kullanmadığınız elektrikli aletleri ya kapalı tutunuz ya da fişten çıkarınız. Çünkü cihazlar "stand by" konumunda kaldığı sürece elektromanyetik kirlilik yaratıyor.

-Düşük radyasyonlu bilgisayar ekranı kullanmaya özen gösteriniz ya da ekran filtresi kullanınız, mümkünse plazma ekran tercih ediniz.

-Ekonomi (halojen ve flüoresan) lambaları okuma lambası olarak kullanmamaya özen gösteriniz.

-Dinlendirici bir uykuya geçmek için en ideal koşulun yatak odasında TV ve bilgisayar bulundurmamak veya bu cihazların tamamen kapalı konumda olmasını sağlamak olduğunu hatırlayın.

-Elektrikli battaniyeyi yatağa girmeden kapatınız.

-Elektrikle çalışan radyolu çalar saatleri başınızdan mümkün olduğunca uzakta tutunuz, mümkünse pille çalışanlarını tercih ediniz.

-Güçlü elektromanyetik alanlar pineal bezden melatonin salgılanmasını etkiler. Saç kurutma makinesinin manyetik alanı yüksektir, bu nedenle sürekli kullanmak yerine aralıklarla kısa süreli kullanınız.

-Yatak odasında başucunuzdaki duvarla komşunuzda bir elektronik aletin bitişik durmamasını sağlamaya çalışınız.

-Cep telefonlarını sohbet amaçlı kullanmayınız. Cep telefonunuz kullanmadığınız sürede mümkünse kapalı olsun.

-Cep telefonu kullanımının beyin aktivitesinde etkili olduğu gösteren çalışmalar var. Çocuklarda sinir sistemi ve başın gelişimine devam ediyor olması dolayısıyla, çocukların ve gençlerin yetişkinlerden daha çok risk altında olduğu bir gerçektir. Bu nedenle 16 yaş altındaki çocukların cep telefonu kullanmamaları, kullanmalarının zorunlu olması durumunda ise günde 10 dakikayı geçmemeleri Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından önerilmektedir.

-Cep telefonu kullanırken kesinlikle kulaklık kullanınız. Cep telefonunu açıksa kendinizden en uzak mesafeye bırakınız. SAR<1 W/kg olan cep telefonlarını tercih ediniz.

-Dizüstü bilgisayarlar (LCD ekran) şarjlı kullanıldığında düşük EM alana sahiptir, uzakta şarj ediniz.

-Fotokopi makinelerinden (yüksek manyetik alan) en az 50 cm uzakta durunuz.

-Elektrikli tıraş makinesini mümkünse şarjlı kullanmayı tercih ediniz.

-TV ekranlarından (ön ve arkasından) en az 2 m uzakta bulununuz.

-Elektrikli daktiloları kullanmadığınızda fişten çıkartınız.

RADYASYONUN YARARI KONUSUNDA BİLİMSEL ÇALIŞMALAR

Bu arada dünyada radyasyonun yararlı olduğuna dair bilimsel çalışmalar da yapılıyor. Örneğin farelerde düşük seviyeli radyasyonla ilgili deneyler sonucunda, farelerin üremelerinin, hastalıklara karşı direncinin arttığı, enfeksiyonların da iyileştiği görüldü.

Radyasyonla tedavi yapılan kaplıcalar da çeşitli ülkelerde bulunuyor. Avrupa’da bulunan radon mağazalarında özellikle solunum sistemi rahatsızlığı olan insanlar tedavi görüyor.




Alıntı


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi