Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 2.43/5 - 7 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
KUTUP TAKLASI MI GELiYOR KUTUPLAR MI DEĞİŞİYOR - ARAŞTIRMA DERLEME MAKALEM
#1
   

KUTUP TAKLASI MI GELiYOR KUTUPLAR MI DEĞİŞİYOR - ARAŞTIRMA DERLEME MAKALEM

KUTUP TAKLASI MI GELiYOR KUTUPLAR DEĞİŞİYOR DÜNYA'NIN MANYETİK ALANI KUTUPLAR NEREYE KAYIYOR

Dünya’daki son kutup kayması 780 bin yıl önce yaşanmış

DÜNYA'NIN MANYETİK ALANI DEĞİŞİYOR: KUTUPLAR NEREYE KAYIYOR?

Pusulanın iğnesi bir gün, kuzey yerine güneyi gösterecek. Gezegenimizin manyetik kutupları, binlerce yıl süren dönemlerin ardından, yer değiştiriyor. Bize olağandışı gibi görünen bu durum, aslında milyarlarca yıldır tekrarlanıyor. Ne var ki, insanoğlu tarihi boyunca böyle bir değişimle hiç karşılaşmadı. Dünya'nın manyetik alanı, bizi kozmik ışınım gibi tehlikelerden koruyan bir kalkan. Manyetik kutupların yer değiştirmesi sırasında, manyetik alanın önemli ölçüde azaldığı düşünülüyor. Bu nedenle, değişim sürecinin özellikle gezegenimizdeki yaşam üzerinde birtakım etkilerinin olması kaçınılmaz. Bilim adamları, şimdi yeni bir değişim sürecinin başlamak üzere olduğunu vurguluyorlar. Hatta birçoğuna göre, bu süreç çoktan başladı bile.

PERİYODİK TERSİNME

Manyetik alandan yalnızca pusulayla yönümüzü bulurken yararlanmıyoruz. Aslında, yeryüzündeki yaşamın ona bağlı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Çünkü manyetik alan, bizi uzaydaki zararlı ışınımdan korumakla kalmıyor, yeryüzünde ve denizlerde yaşayan birçok canlı, yönlerini bulabilmek için de manyetik alandan yararlanıyor. Peki, ya bu alan bir gün yok olursa, ya da tersinirse(yer değiştirirse) ne olur? Araştırmalar, gezegenimizin manyetik alanının düzenli olarak yer değiştirdiğini gösteriyor. Yer değiştirme süreci, 100 bin ila 1 milyon yılda bir gerçekleşiyor ve ortalama 5 bin yılda tamamlanıyor. Bu süreler bize uzun gibi görünebilir. Ancak yapılan son araştırmalar, yeni bir tersinmenin eşiğine gelmiş olabileceğimizin ipuçlarını veriyor.

Yer değiştirme(tersinme) sürecinde, manyetik alan ciddi bir kararsızlık yaşıyor. Hatta bu sırada, uzun bir süre iki kutuplu manyetik alanın şiddeti önemli ölçüde düşüyor. Çok kutuplu bir manyetik alan oluşuyor. Manyetik alanın şiddetinde son birkaç yüzyıl içinde gözlenen hızlı düşüş, bilim çevrelerinin dikkatini çekiyor. Geçmişle ilgili kayıtlara bakıldığında, böyle bir düşüşün bir kutup tersinmesi öncesi gerçekleşen tipik bir durum olduğu görülüyor.

OZON TABAKASININ BOZULMASI

Manyetik alanın şiddetinde ve biçiminde oluşacak değişiklikler, yüklü parçacıkların atmosfere giriş biçimini etkileyecek. Bu durum, kutup ışıklarına ilgi duyanları belki sevindirecek; ancak yeryüzüne ulaşan zararlı ışınımın önemli ölçüde artmasına neden olacaktır. Eğer bu durum atmosferdeki ozonun bozunmasına yol açarsa, morötesi ışınımın yeryüzüne daha fazla ulaşması kaçınılmaz olacaktır. Bu olayın elektronik alt yapıya vereceği zararın yanında; daha korkutucu olan, aşırı radyasyonun yol açacağı kanser ve genetik mutasyonlardır.

Bazı araştırmacılar, belli dönemlerde canlıların büyük bölümünün soyunun tükenmesini, manyetik kutupların değişim sürecine bağlıyorlar. Yeryüzüne ulaşan yüklü parçacıklar, ayrıca iletişim hatlarına ve yörüngede dolanan uydulara ciddi zararlar verebilirler.

PUSULANIN İBRELERİ DEĞİŞİR

Manyetik alanın kaybolması, manyetik kutupların yer değiştirme sürecinde orta noktaya karşılık geliyor. Yer değiştirme(tersinme) tamamlandığında, pusulaların ibreleri kuzey yerine güneye, Antarktika'ya yönelecek. Eski kayalar içine hapsedilmiş manyetik mineraller, son 100 milyon yıl içinde, yaklaşık 170 kere kutup yer değiştirmesi(tersinme) yaşandığını gösteriyor. Dünya'nın en son manyetik tersinmesi ise, 780 bin yıl önce yaşanmış. Dünya'nın eski zamanlarında, tersinim periyodunun her 100 ya da 1000 senede bir olduğu düşünülüyor.

JEOMANYETİZMA VE PALEOMANYETİZMA

Manyetik alanın tersinmesini ve zamanını araştıran bilim dalları vardır. Bu bilim dalları; Jeomanyetizma ve Paleomanyetizma'dır. Bu iki bilim dalı, Yer'in çekirdeğinden uzaya kadar Yer manyetik alanını, Yerküre yapısı, dinamiği ve gelişimini konu alan çalışmaları kapsar.

JEOMANYETİZMA

Jeomağnetizma uzmanları, günümüzde yerin magnetik alanını ölçerek, yermagnetik alanının kökenini araştırmaya çalışırlar.

Yer'in manyetik alanının özelliklerini kısaca açıklayalım: Havada yatay bir düzlem üzerinde, serbestçe hareket edebilen bir mıknatıs çubuğun veya aynı durumda olan pusula ibresinin, bir ucu sağa, sola hareket ettikten sonra; Yerküresi'nin coğrafik kuzey kutbuna yönelir. Ancak ibrenin hareketsiz duruma geldiği anda gösterdiği bu yön, tam olarak coğrafik kuzey kutup noktası değildir. Buna yakın yerin kuzey manyetik kutbudur ve bu iki nokta arasında 11,6 derecelik bir açı vardır. Pusula ibrelerinin gösterdiği yön ile, coğrafik kutup noktası arasındaki açıya, sapma açısı veya deklinasyon açısı denir ve (D) harfi ile gösterilir. Bu açı, her yerde farklı değerler alır. Sapma açısının sıfır olduğu yerlerde, pusula ibresi, aynı zamanda coğrafik kuzey kutbunu gösterir.

PALEOMANYETİZMA

Kayaçlardaki doğal kalıcı manyetizmanın yönlerinin ölçülerek, Yer'in manyetik alanının, jeolojik, arkeolojik ve kozmik geçmişteki durumunun incelenmesi yöntemine, paleomanyetizma denir.

Paleomanyetik araştırma, arazi üzerinde, çok sayıda yönlü kayaç örneği almakla başlar. Volkanik kayaçlarda birçok lav akıntılarından, sediment kayaçlarda ise, en az on binlerce senelik serilerinden değişik örnekler toplamak gerekir.

Paleomanyetizma uzmanları, kıtalar ve okyanuslardan elde edilen kayaç ve sedimanlarda varolan fosil(kalıntı) mıknatıslanmayı yorumlarlar. Bu kayaç ve sedimanlar; okyanus tabanı yayılması, kıtaların kayması ve yer manyetik alanın, kutup yer değiştirmeleri gibi kayıtları üzerinde barındırırlar. Jeomanyetizma ve paleomanyetizma çalışmalarında bir diğer anahtar kavram; manyetik minarelerin fiziksel ve kimyasal yapısıdır. Ayrıca elektromanyetik dalgalarla yer içinde yapılan indüksiyon, Gezegenimiz içindeki derin yapılar hakkında bize bilgi verir.

MANYETİK KUTUPLARIN DEĞİŞİM İZLERİ KAYALARDA

uygun yer kayalar. Manyetit ve hematit gibi demir oksitleri mıknatıslanma özellikleri sayesinde geçmişin kayıtlarını tutarlar. Yanardağ patlamaları sırasında akan lavlar, mıknatıslanma özelliği olan demir bileşiklerini de yeryüzüne taşır. Sıcak lavlar sıvı halde olduğundan, içerdikleri demir bileşikleri Dünya'nın manyetik alanına göre yönlenirler. Lav katmanı yaklaşık 580°C'ye soğuduğunda katılaşır. Ve hareket edemeyen demir bileşikleri, lavın katılaştığı andaki manyetik alanın yönünü kaydetmiş olurlar. Bu kayaların tarihlendirmesi yapılarak ve içerdiği demir oksit minerallerinin yönüne bakılarak, manyetik alanın ne zaman ne biçimde olduğu anlaşılabilir. Hatta manyetik alan şiddeti bulunabilir. Manyetik alan tersinmelerinin kronolojisi belirlenirken, ilk olarak yeryüzündeki kayaların geleneksel tarihlendirme yöntemleri kullanılarak yaşları bulunuyor. Bu, araştırmacıların kayaların ne kadar süre önce oluştuğunu, dolayısıyla ne zaman mıknatıslandıklarını bulmalarını sağlıyor.

OKYANUS TABANINDAKİ İZLER

Daha duyarlı ölçümler, okyanus tabanın tarihlendirilmesiyle yapılabiliyor. Okyanus tabanını oluşturan kabuk, çok düzenli ve sürekli bir biçimde oluşuyor. Okyanus ortası sırtlardan dışa doğru ilerleyen kabuktaki mıknatıslanma anormallikleri, gezegenimizin manyetik alanındaki değişimleri gösteriyor.

LAV AKINTILARININ YÖNÜ

Kutupların yer değiştirmesi süreçleriyle ilgili herkesin düşünce birliğinde olduğu bazı noktalar da var. Öncelikle, manyetik alanın şiddeti, tersinme sırasında, öncesine ve sonrasına göre düşük oluyor. Bu durum, Oregon'daki Steens Dağı'ndaki gibi lav akıntılarıyla oluşmuş katmanlardan elde edilen çok sayıda veriyle desteklenmiştir. Steens Dağı'ndan elde edilen veriler, o sırada meydana gelen tersinme sürecinin başka dönemlere ait başka kayıtlarda da olduğu gibi, toplam 5000 yılda tamamlandığını gösteriyor.

California Üniversitesinden Rob Coe ve ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezince yürütülen çalışmada, kutupların değişme süreci başından sonuna izlenebiliyor. Coe ve Prevot, alan yönünün çok daha kısa sürede önemli ölçüde değiştiğini gösterdi. Bu ancak, manyetik alanın birkaç gün gibi çok kısa bir süre içinde, önemli ölçüde yön değiştirmesiyle açıklanabilir. Lav akıntısı bir yerde biriktiğinde, dışarıdan içeriye doğru, alttan ve üstten soğumaya başlar. En son, birikintinin ortası soğur. Soğuma uzun sürmediği için, genellikle bir katmanın her yerinden alınan örnekler aynı yönü gösterir. Ancak, Steens Dağı'ndaki bu iki katmanın altından ve üstünden alınan örnekler bir yönü gösterirken, katmanların ortasından alınan örnekler, bir başka yönü işaret ediyor. Bu katmanlardan biri, katmanın soğuma süreci boyunca manyetik alan yönünün 80° kadar değiştiğini gösteriyor. Böyle bir katmanın, yaklaşık 13 günde soğuyabileceğini tahmin eden araştırmacılar, değişimin de bu süre içinde gerçekleştiği sonucuna vardılar. Coe ve Prevot'un Steens Dağı'ndaki verilerle ilgili bu ilk yorumları, 1995 yılında Nature dergisinde yayımlandı.

Özellikle bir konuda, manyetik alanın tersinmesini tetikleyen mekanizmanın ne olduğu konusunda hala kimsenin net bir düşüncesi yok.

MANYETİK ALAN ŞİDDETİ AZALIYOR VE KALKAN ZAYIFLIYOR

ABD'deki Minnesota Üniversitesinden Stefanie Brachfeld ve Subir Banerjee'nin, geçtiğimiz aylarda yayınladıkları veriler, gezegenimizin toplam manyetik alan şiddetinin, 500 yıl önce azalmaya başladığını ve bunun dikkate değer bir azalma olduğunu göstermektedir.Manyetik alanın azalması, şimdiden bazı yerlerde kendini belli ediyor. Örneğin, günümüzde ölçülen en düşük manyetik alan şiddeti, Atlantik Okyanusu'nun güneyinde bir bölgede bulunuyor. Bu bölge, yapay uydulara zarar verebilecek düzeyde, yüklü parçacıklar içeriyor.

Alçak yörünge de dolanan ve yörüngeleri bu bölgeden geçen uydularda bazı bozulmalar gözleniyor. NASA'nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi'nden Jim Heirtzler, gezegenimizin manyetik kutuplarındaki alan şiddetinin azaldığını söylüyor. Ve çok kutuplu hale gelmesi nedeniyle, birkaç yüzyıl içinde, belli bölgelerdeki manyetik alan şiddetinin, sıfıra kadar düşebileceğini ilave ediyor.

Normalde manyetosfer, bu parçacıklara karşı yeryüzünden yaklaşık 64.000 kilometre yüksekte, küresel bir kalkan oluşturur. Bu kalkanın zayıflaması, ya da manyetik alanın çok kutuplu hale gelerek parçalanması söz konusudur. Bunun sonucu olarak, Güneş rüzgarıyla gelen yüksek enerjili parçacıkların, atmosfere ulaşması, atmosferde ve yeryüzünde bazı yıkımlara yol açması bekleniyor.

CANLILAR ŞAŞKINA DÖNER

Manyetik kutupların değişme süreci, en çok canlılar etkileyecektir. Özellikle göç eden canlıların etkilenmesi kaçınılmaz. Çünkü bu canlılar, yönlerini bulurken büyük oranda manyetik alandan yararlanıyorlar. Yeryüzündeki türlerin büyük bölümünün, belli dönemlerde ortadan kalktığı biliniyor. Kuşlar, deniz kaplumbağaları, arılar ve balinalar gibi birçok tür bu değişimden etkilenecek. Ancak, bu canlı türleri birçok defa manyetik kutup tersinmelerini yaşamışlar.
Yeraltındaki sıcaklık dağılımı, sismik dalgaların kullanıldığı tomografi yöntemleriyle belirleniyor. Kırmızı bölgeler sıcak, mavi bölgelerse soğuk yerleri gösteriyor. 2750 km derinlikte, dış çekirdek-manto sınırındaki sıcak bölgeler, bu bölgenin ısıl yapısının düzgün olmadığını gösteriyor. Bu durumun, dış çekirdek ve mantodaki sıvı hareketini etkilediği ve manyetik alanda değişimlere sebep olduğu düşünülüyor
Yeraltındaki sıcaklık dağılımı, sismik dalgaların kullanıldığı tomografi yöntemleriyle belirleniyor. Kırmızı bölgeler sıcak, mavi bölgelerse soğuk yerleri gösteriyor. 2750 km derinlikte, dış çekirdek-manto sınırındaki sıcak bölgeler, bu bölgenin ısıl yapısının düzgün olmadığını gösteriyor. Bu durumun, dış çekirdek ve mantodaki sıvı hareketini etkilediği ve manyetik alanda değişimlere sebep olduğu düşünülüyor

KUZEY KUTBU KAYIYOR: "HANGİ HIZLA VE NEREYE?"

Dünya'nın kuzey manyetik kutbu, Kanada'yı 'terk etti'. En az 400 yıldır, Kanada'ya ait olan Dünya'nın manyetik kutbu, bu ülkeyi "terk etti". Bugünlerde Arktik'te bilim gezisini tamamlayan Kanada Doğal Kaynakları Jeomanyetik Laboratuvarı Başkanı Leri Nüitt Ottava şöyle diyor:

"Yer değiştirme özelliğine sahip olan manyetik kutup, örneğin XVII yüzyılın başından beri Kanada Arktiği'nin sınırları içerisindeyken, Kanada sınırlarının 200 mil dışına çıkmıştır. Hassas ölçümler, manyetik kutbun bizim sınırlarımızın dışına çıktığını göstermiştir, fakat hala eskisi gibi ona en yakın ülkeyiz."

1904 yılında kutup araştırmacısı Rual Amundsen, manyetik kutbun, Kanada Arktik bölgesinde olduğunu tesbit etmişti. Yaklaşık 1600 yılların sonundan beri Kanada'da bulunmaktaydı.

Kısa zaman öncesine kadar kutbun, kuzey ve kuzeybatı yönünde yılda 10 km ilerlediği sanılırdı. Fakat 2001 yılında bilim adamları, hızın yılda 40 km'ye ulaştığını ve XXI yüzyılın ortalarında, kutbun, Rusya topraklarında olabileceğini belirtmişlerdir.

Dünya'nın manyetik alanı zayıflamakta ve bilim adamlarına göre bu da, tüm canlı yaşam formu için tehlike oluşturmaktadır.

KUTUPLAR TAKLA MI ATACAK?

Dünya'nın manyetik alanı zayıfladıkça, gezegendeki tüm canlı varlıkları ciddi tehlike altına sokmaktadır. Bilim adamlarının hesaplarına göre bu süreç, yaklaşık olarak 150 yıl önce başlamış ve son zamanlarda hızlanmıştır. Şu anda manyetik alanı, %10- %15 zayıflamıştır. Uzmanlara göre bu olay, önümüzdeki dönemde manyetik alanların kuzey ve güney manyetik kutupları yer değiştirirken takla atması durumu ile ilgilidir.

Bu süreç devam ettikçe, gezegenin manyetik alanı giderek zayıflayacak, sonra pratik olarak yok olacaktır. Arkasından da, ters kutuplaşmaya sahip olarak yine ortaya çıkacak. Daha önce, kuzey kutbunu gösteren pusulanın okları, şimdi güney kutbunu gösterecektir. Çünkü konum değiştireceklerdir.

SONUÇ

Manyetik alan, Dünya yaşam formu üzerinde çok önemli etki etmektedir. Bir taraftan gezegeni uzayın derinliklerinden ve Güneşten gelen zararlı yüklenmiş parçacıklardan korurken; diğer taraftan da her yıl göç eden canlı varlıklara yol gösterici görev yapmaktadır. Bu alanın yok olması durumunda, hiç kimse tam olarak Dünya'da ne olabileceğini tahmin edememektedir.

Bundan 800 bin yıl önce hayatta olsaydınız o zaman jeomanyetik kutup değişimini birebir tecrübe edebilirdiniz…

Elinizdeki manyetiğe duyarlı pusula, kuzey olduğundan emin olduğunuz yönü size güney olarak gösterecekti. Bunun nedeni elinizdeki manyetik pusulanın fabrika ayarlarının Dünya’nın kutuplarını baz alarak ayarlanmış olmasıdır. Yani şu anda Dünya’nın jeolojik kuzey kutbuyla, manyetik kuzey kutbu aynı yöndedir. Manyetik kutupların değişimi gerçekleşirse pusulanın kuzey-güney işareti 180 derece hata payına sahip olacak. Yeni pusulalara ihtiyaç olacağı için bu durumdan belki de en çok pusula üreticileri fayda sağlayacak…

Dünya’daki son kutup kayması 780 bin yıl önce yaşanmış

Bilim insanları Dünya’nın kuzey-güney kutuplarının yer değişiminin ortalama 200.000 ila 300.000 yılda bir gerçekleştiğini, okyanus tabanlarından alınan tortu çekirdekleri sayesinde tespit edebiliyorlar. Yalnız aynı veriler bu değişimlerin rastgele görünen aralıklarla da meydana geldiğini işaret ediyor. Örneğin, en son meydana gelen Brunhes-Matuyama olarak isimlendirilen jeomanyetik yer değişim yaklaşık 780.000 yıl önce gerçekleşmiş.

Dünya'daki son kutup kayması 780 bin yıl önce yaşanmış
Dünyanın sonunu getirmeyecek!

Anlaşılan o ki bu değişim oldukça doğal bir jeolojik oluşum ve bazı haberlerde spekülasyon yapıldığı gibi Dünya’nın sonunu getirmeyecek! Peki bu değişimin bazı dramatik etkileri olabilir mi? Örneğin en çok sorulan sorulardan biri  de “Değişim esnasında ‘manyetik zırh’ hala Dünya’yı Güneş’in zararlı ışınlarından koruyabilecek mi?”
Kutup kayması sırasında manyetik alan olacak mı?

Manyetik kutupların değişimi esnasında manyetik alan sıfır olmayacak, fakat daha zayıf ve daha karmaşık olacaktır. Örneğin ekvator bölgesinde manyetik kutuplara sahip olunabileceği gibi “kuzey” ve “güney” manyetik kutbun eşzamanlı varlığı da söz konusu olabilir. Ayrıca, geçici ve tamamlanmamış değişimler de olabilir; örneğin manyetik kutuplar coğrafi kutuplardan – hatta ekvatordan geçip – uzaklaşabilir ve sonra eski yerine geri gelebilir. En son geçici (tamamlanmamış) değişim, Laschamp olayı, yaklaşık 41.000 yıl önce meydana gelmiştir.

Manyetik kutup kayması ile radyasyon seviyesi artabilir

Tüm bu değişimler esnasında zayıflayan ve karmaşıklaşan manyetik alan tabi ki Dünya yüzeyinde ve üzerinde güneşten kaynaklanan radyasyon seviyelerinin artmasına neden olacaktır. Fakat bizi hayatı anlamda endişelendirecek bir durum olmayacak. Zayıflatılmış bir manyetik kalkanla nelerin olabileceğini, anormal derecede büyük güneş enerjisi patlamalarının manyetik alanımızla etkileşimine dayalı olarak hareket eden jeomanyetik fırtınaların etkilerinden anlayabiliriz.

2003 yılında güneşte gerçekleşen şiddetli patlamaların sonucu Dünya atmosferine normalin çok üzerinde radyasyon parçacıkları girmiştir. Ekim ayının sonunda gerçekleşen bu olay bir nevi Cadılar bayramına hazırlık gibi olduğundan bu jeomanyetik güneş fırtınası Cadılar Bayramı Fırtınası olarak kayıtlara geçti. Cadılar Bayramı Fırtınası İsveç’te yerel elektrik ağ kesintilerine yol açmış, uydu tabanlı iletişim cihazlarına ve sistemlerine zarar vermiş ve uçakların kutuplara yakın yüksek enlemlerden kaçınmaları gerektiği uyarısı yapılmıştır. Tüm bunların yanı sıra bu fırtına kutup ışıkları  ile olağanüstü görsel bir şölen sunmuştur.

Peki bir sonraki jeomanyetik değişim ne zaman?

Gerçek olan şu ki bu değişim hızlanıyor ama çok yakın zamanda değil! Dünya’nın manyetik alanı ile ilgili yapılan gözlemler sonucunda bilim insanları yirminci yüzyılın başlarında yılda ortalama 10 mil yer değiştiren manyetik alanın şu anda yaklaşık yılda 40 mil yer değiştirdiğini tespit ettiler. Tüm bu verileri göz önünde bulundurarak yaklaşık 2000 yıl içinde bu değişimin gerçekleşebileceğini ön görüyorlar. Fakat kesin olarak bir tarih verebilmek (en azından şimdilik) oldukça zor gözüküyor.

Jeomanyetik değişim nasıl ve neden gerçekleşiyor?

Dünya’nın manyetik alanı, gezegenimizin sıvı çekirdeğinde, erimiş demirin yavaş yavaş hareket etmesine bağlı olarak meydana geliyor. Atmosfer ve okyanuslar gibi, bu sıvı demirin hareketi de fizik yasalarına tabidir. Bu nedenle, atmosfer ve okyanusa bakarak meteoroloji tahminlerini gerçekleştirebildiğimiz gibi, bu sıvı demirin hareketini izleyerek de “çekirdeğin durumunu” da tahmin edebiliyor olmamız gerekir. Atmosferi okyanusları direk gözlemleyebilmemize rağmen birkaç gün sonrası için hava tahminlerini tutturmakta zorlanmaktayız. Düşünün ki 3000 km yerin altında olan direk gözlem alamadığımız fiziksel bir olayla ilgili tahmin yapmamız gerekiyor!
Jeomanyetik değişimler tespit edilebilir mi?

En azından şu anda öncesine göre elimizde daha çok veri var. Uydular sayesinde manyetik alandaki değişimleri tespit edebiliyor olup bu da yerin derinliklerindeki sıvı çekirdeğin hareketi ile ilgili bilgi çıkarımlarında bulunmamıza yardımcı oluyor. Bir nevi bu veriler bizim yeraltı gözlüklerimiz oluyor. Yakın zamanda yapılan çekirdekteki jet-akımları keşfi buradaki dinamikleri daha iyi anlayabilmemiz adına bilim dünyası için oldukça heyecanlı bir keşifti.

Çok yakın zamanda çekirdek içinde jet akışının keşfedilmesi, aslında çekirdeğin dinamiklerini anlamamız yolunda ne kadar yol katettiğimizin oldukça güçlü bir göstergesi. Sayısal simülasyonlarla laboratuvar ortamında gerçekleştirilen deneyler birlikte analiz edildiğinde bu alandaki anlayışımız ivme kazanıyor. Belki de yer çekirdeği dolayısıyla manyetik değişim ile ilgili doğru tahminler yapabilmek düşündüğümüzden çok daha yakın!

Dünya’nın manyetik alanı zayıflıyor mu?

Avrupa Uzay Ajansı (ESA) uyduları tarafından yapılan gözlemler, Dünya’nın manyetik alanının hızla zayıfladığını gösterdi. Yaşanan değişim, manyetik kutup noktalarının yer değiştirmesine bağlanıyor.

Avrupa Uzay Ajansı (ESA) tarafından Dünya’nın manyetik alanını gözlemleyen Swarm projesi kapsamında elde edilen veriler, gelecek için endişe verici bilgiler sundu. Yörüngedeki uydulardan elde edilen en son veriler, Dünya’nın yüzeyinde 600 bin kilometrelik bir alana yayılan manyetik alana ait en zayıf bölgenin, Batı Yarımküre üzerinde genişlediğini gösterdi. Üç Swarm uydusunun analizleri, Hint Okyanusu üzerindeki manyetik alanın ise güçlendiğini ortaya koydu.

Bilim insanları, manyetik alanın neden zayıfladığı sorusuna henüz bir cevap bulamadı. ESA Swarm Projesi Müdürü Rune Floberghagen ise bu durumun ‘manyetik alanların yer değiştirmeye hazırlanmasından kaynaklanıyor olabileceğini’ söyledi. Uydulardan elde edilen veriler, kuzey manyetik kutup noktasının Sibirya’ya kaymakta olduğunu gösterirken, Floberghagen’in teorisi de desteklendi.

Livescience sitesine açıklama yapan Floberghagen, ‘bu tür bir yer değişiminin doğal olduğunu ve birkaç yüzyıl olmasa da binlerce yıl içinde yaşanacağını’ belirtti. Floberghagen geçmişte manyetik kutup noktalarının defalarca yer değiştirdiğini de not düştü.

manyetik jeomanyetik Hareketlenme giderek hızlanıyor!

Hareketlenme giderek hızlanıyor!

Birkaç yüz bin yılda yaşanan manyetik kutup noktalarının yer değişimi, kısaca pusulada kuzeyle güneyin yer değiştirmesi olarak tanımlanabilir. Bilim insanları, manyetik alanın yer değişimi esnasında gücünde de değişim olduğunu ancak günümüzde bu gücün fazlasıyla hızlı bir şekilde zayıfladığına dikkat çekti.
10 kat hızlandı

Manyetik alanın her yüzyılda yüzde 5 oranında zayıfladığı tahmin edilirken, en son ölçümler bu oranın 10 yılda bir gerçekleştiğini yani 10 kat hızlandığını gösterdi. Sonuçlar, bir sonraki manyetik kutup noktaları değişiminin beklendiği 2000 bin yıl sonra değil, daha erken gerçekleşebileceğine işaret etti.

Floberghagen ve meslektaşları, manyetik kutup noktalarının Dünya için kıyamet getireceği konusunda pek endişeli değil. Geçmişteki değişimlerin Dünya’da kitlesel yok olum veya radyasyon zararı yaşattığına dair kesin bir delil bulunmuyor. Ancak elektrik şebekeleri ve iletişim sistemlerinin manyetik alan değişiminden büyük hasar alabileceği düşünülüyor.

Dünya’nın çekirdeğinde bulunan etrafı erimiş metalle çevrili demir küre sayesinde ortaya çıkan manyetik alan, görünmez bir zırh gibi gezegenimizi kozmik radyasyondan koruyor. Manyetik alandaki değişimin erimiş metalin hareketinden kaynaklandığını belirten Floberghagen, “Amerika kıtası üzerindeki manyetik alan zayıflıyor olsaydı, bu çekirdeğin Amerika’nın altında kalan yüzeyinde erimiş metal akışının yavaşladığı anlamına gelirdi” örneğini verdi.

Dünya’nın manyetik alanı son zamanlarda hızla zayıflıyor ve gücünü yitiriyor. Peki manyetik kutuplar tersine dönecek mi? Pusulalar kuzey kutbu yerine, artık güneyi mi gösterecek? Bizi güneş rüzgarı ve kozmik ışınların yol açtığı ölümcül radyasyondan koruyan manyetik alan yok olursa soluduğumuz atmosfer de yok olacak mı? Yaşamın tehlikede olup olmadığını yeni bilimsel verilerle görelim.

Dünya’nın doğal kalkanı

Uzay Gemisi Dünya’nın tıpkı Yıldız Gemisi Atılgan gibi koruyucu kalkanı, gerçek bir güç alanı var ve buna Yer’in manyetik alanı diyoruz. Gezegenin erimiş demir-nikel dış çekirdeği ile katı demir-nikel iç çekirdeğinin birbirine sürtünmesi ve ısıyla etkileşmesiyle üretilen manyetik alan çizgileri kutuplardan uzaya yükseliyor.

Güney ve kuzey kutbundan dağınık saç telleri gibi çıkan manyetik alan çizgileri, yine kutuplarda birleşerek Yeryüzünü soğan kabuğu gibi saran çok katmanlı bir güç alanı oluşturuyor. Peki Yeryüzünü uzaydan kuşatan iki kutuplu dev bir mıknatıs gibi davranan manyetik alan, bizi uzaydan gelen ölümcül radyasyondan nasıl koruyor?

Dünya’nın manyetik alanını oluşturan güç çizgileri, güneş rüzgarı karşısında çok katmanlı soğan kabuğu gibi tek tek soyularak bizi zararlı radyasyondan koruyor.

Mıknatıslı Dünya

Yer’in manyetik alanı yüklü parçacıkları elektromanyetik kuvvetle etkiliyor. Elektronlar ve hidrojen çekirdekleri gibi enerjik parçacıkların yolunu büken güç çizgileri, bunları otobandaki bir araç gibi adeta kendi şeridinde gitmeye zorluyor. Böylece kozmik radyasyonun atmosfere çarparak zarar vermesini ve yeryüzüne ulaşarak insan DNA’sında kanserojen mutasyonlara yol açmasını önlüyor.

Bu da iyi bir şey; çünkü Güneş’ten ve uzayın derinliklerinden gelen yüksek hızlı parçacıklar Dünyamızı her saniye bombalıyor. Koruyucu manyetik alan bunların büyük kısmını saptırarak uzaklaştırıyor ve uzaya geri yansıtıyor; ancak Güneş Sistemi’ndeki diğer gezegenler o kadar şanslı değil:

    Örneğin, Mars’ın soğuyarak katılaşmış olan küçük çekirdeği, son 4 milyar yıldır gezegenin atmosferini koruyacak manyetik alanı üretemiyor. Bu nedenle güneş rüzgarı Mars atmosferini radyasyonla parçalayarak çoktan uzaya savurmuş ve tüketmiş bulunuyor. Gerçi Dünya’nın yerçekimi Mars’tan güçlü ve dolayısıyla atmosfer tutma kabiliyeti daha yüksek.

Ancak, aynı zamanda Güneş’e Mars’tan ortalama 220 milyon km daha yakınız ve bu da daha yoğun radyasyona maruz kalmamıza neden oluyor. Öyle ki Yer’in manyetik alanı olmasaydı atmosfer 4 milyar yılda büyük ölçüde incelirdi. Bu da bildiğimiz anlamında yaşamın oluşması ve yayılmasını engellerdi. Üstelik bilimsel veriler manyetik alanın gittikçe zayıfladığını ve belki de ters dönmek üzere olduğunu gösteriyor. Manyetik alan ters dönerse bize ne olacak?

Manyetik alan gittikçe güneye kayıyor

Dünya manyetik alanını kaybederse ne olur? Ölümcül kozmik ışınlar ve güneş rüzgarı yeryüzündeki yaşamın yok olmasına yol açar mı? Doğrusu bu sorunun kesin cevabını bulmak üzeriyiz. Yer’in manyetik alanı son zamanlarda hızla zayıflıyor ve bu da manyetik kutupların ters dönecek olmasına işaret ediyor olabilir. Bu ne demek derseniz; pusuluların günümüzde kuzeyi gösterdiğine dikkat edin.

Manyetik alan ters dönerse pusulalar güneyi gösterecek. Ancak, bu kuantum fiziğine tabi bir güç alanı olduğu için manyetik kuzey kutbu, İzmir’den İstanbul’a giden bir otomobil gibi yavaş yavaş yer değiştirmeyecek. Bunun yerine kuzey kutbundaki manyetik düğüm gittikçe zayıflayacak ve tıpkı bir elektronun spin yönünü değiştirmesi gibi aniden ters dönecek.

    Fizikçiler manyetik kutupların ters dönmesine yermanyetik tersinme diyorlar ki bu süreçte Yer’in manyetik alanı kısa bir süre için ortadan kalkabilir. Kısa süre derken de Dünya’ya göre çok kısa süre… Yoksa bizler binlerce yıl boyunca radyasyona karşı korumasız kalacağız. Bu da sağlık sorunlarına yol açmadan evvel, yeryüzündeki bütün elektronik cihazları yakarak uygarlığın çökmesine neden olabilir. Manyetik alanı olmayan bir dünya için yepyeni teknolojiler geliştirmemiz gerekecek.

Peki manyetik alanın zayıfladığını nereden biliyoruz derseniz ölçtük de ondan! Zaten Dünya’nın coğrafi ve manyetik kutupları örtüşmüyor. Örneğin, manyetik kuzey kutbu şimdilik Kanada’nın altında kalıyor; ama yılda 60 km hızla güneybatıya kayarak Rusya’nın altına yaklaşıyor. Peki bu kaymanın manyetik alanın tersine döneceğini gösterdiğinden nasıl emin oluyoruz? Yine aynı cevabı vereceğim: Gördük de ondan.

Yer’in manyetik alanı defalarca ters döndü

Yerkabuğundaki manyetik metalleri analiz eden yerbilimciler, manyetik alanın geçmişte defalarca ters döndüğünü ortaya çıkardılar. Nitekim Dünya’nın manyetik alanı son 84 milyon yılda 183 kez ters döndü. Bunun izlerini de yerkabuğundaki demir gibi ferromanyetik metaller katmanlarında bıraktı.

Ferromanyetik ve ferrimanyetik metaller, Dünya’nın manyetik kuzey-güney kutupları arasındaki güç çizgilerinin akış yönünde hizalanıyor. Böylece manyetik kutup kuzeyde iken oluşan maden yatakları kuzeyi ve güneyde iken oluşan yataklar da güneyi gösteriyor (buna mıknatıslanma diyoruz).

Kısacası bu metallerin kendi iç pusulası bulunuyor. Siz de bu hizalanmanın nasıl gerçekleştiğini görmek için bir kağıda demir tozu döküp mıknatıs tutabilir ve toz parçacıklarının görünmez manyetik alan çizgileri üzerinde nasıl dizildiğini bakabilirsiniz. Peki Yer’in manyetik alanı demiri ve diğer ferromanyetik metalleri nasıl mıknatıslıyor?


Yer’in manyetik alanı iki kutupludur

Öyle ki manyetik kuzey kutbundan yeraltına dalarak dış çekirdeğe ulaşan güç çizgileri, manyetik güney kutbundan yüzeye çıkarak tekrar kuzey kutbuna akıyor. Elektronları da bu akış yönünde taşıyor. Dünya’nın manyetik alanı ters döndüğünde enerji akışı da ters dönüyor.

Ancak, manyetik alanımızın iki kutuplu olmasının nedeni bizzat elektromanyetik kuvvetten etkilenen ve elektrik akımını oluşturan elektron parçacıklarının birer mikroskobik mıknatıs olmasıdır. Öyle ki elektronların da kendi çevresindeki dönme eksenine göre kuzey ve güney manyetik kutupları vardır.

    Ben de solak evren yazısında evrenimizdeki bütün elektronların sol elli olduğunu, yani uzaydaki hareket yönüne göre (vektör) hep soldan sağa döndüklerini söylemiştim. İşte elektronların ve Dünya’nın manyetik kuzey kutbu da soldan sağa dönüşe göre kuzeyde kalan noktadır.

Bunu bildiğimize göre Dünya’nın kutuplarının nasıl ters döndüğünü anlamak da kolay. Dış çekirdeği oluşturan elektronların büyük kısmı baş aşağı olduğu zaman manyetik kutuplar da ters dönüyor; çünkü elektronlar hangi yöne bakarsa baksın hep soldan sağa dönmek istiyor!


Demir atomlarının mıknatıslanması

Madem ki bütün elektronlar iki kutuplu birer minyatür mıknatıstır; öyleyse bir demir çubuk alarak görünmez bir çizgiyle çubuğu ikiye böler ve bir tarafındaki elektronların normal olarak dönmesini, diğer taraftaki elektronların da baş aşağı dönmesini sağlarsınız o demir çubuğu iki kutuplu standart bir düz mıknatısa (doğrusal mıknatısa) dönüştürmüş olursunuz.

Sonuçta manyetik kuzey kutbu olan elektronların büyük kısmı çubuğun sağında ve manyetik kutbu ters yönde (güneyde) olan elektronların büyük kısmı da çubuğun solunda dizilirse bu iki grubun eşyönlü manyetik alanları üst üste binerek birbirini güçlendirir. Böylelikle de demiri kendine çeken iki kutuplu bildiğimiz mıknatıs oluşur (elektronların polarize olması, kutuplanması).

    Dilerseniz bu iki paragrafı sindirerek tekrar okuyun. Az önce size mıknatısların nasıl üretildiğini anlattım. Özetle bir metaldeki atomların çevresinde dönen dış elektronların yaklaşık yarısının manyetik kuzeye ve diğer yarısının da manyetik güneye bakacak şekilde dönmesine mıknatıslanma veya manyetikleşme diyoruz ki isim hali manyetizmadır.

Ferromanyetik metalleri mıknatıslamanın ise iki yolu vardır: manyetik mıknatıslama ve elektriksel mıknatıslama. Sonuçta elektronlar elektromanyetik kuvvetten etkilenirler ve bu fizik kuvvetinin de elektrik yükü ile manyetik alandan oluşan iki temel özelliği vardır. Siz de elektronları elektrik alanı veya manyetik alanla dizebilirsiniz. Öyle ki dış çekirdeği oluşturan sıvı demir önce dinamo etkisiyle ürettiği elektrik alanı ile manyetize oluyor. Ardından demir yataklarını manyetize ediyor.

İlgili yazı: İnternetinizi Uçuracak En İyi 10 Modem
Dünyanın-manyetik-alanı-tersine-dönecek-mi
Bütün elektronlar iki manyetik kutbu olan doğal birer mikroskobik mıknatıstır.


Dünya’nın manyetik alan kaydı

Peki biz Dünya’nın manyetik alanının tersine döndüğü zamanları işaretleyen manyetik kaydı yerkabuğundaki demir yataklarından nasıl okuyoruz derseniz bunu yukarıdaki sürece benzer şekilde yapıyoruz. Nitekim iki tür mıknatıslama var ve bunlara geçici ile kalıcı mıknatıslama diyoruz ki adından da belli oluyor: Kalıcı mıknatıslama ferromanyetik metalleri mıknatıs haline getiriyor.

Özetle ferromanyetik metaller mıknatıslanabilen metallerdir; ama bütün elementlerin dış elektronları manyetize edilemez. Ancak, yerkabuğunun manyetik kaydını nasıl okuduğumuz görmek için bir detayı da bilmemiz gerekiyor. O da ferromanyetik ile ferrimanyetik arasındaki farktır:

    Bazen yerkabuğundaki demir atomlarının elektronları iki manyetik kutup ve dolayısıyla doğal mıknatıs oluşturacak şekilde ayrışıp dizilmez. Bu atomlar iç içe geçmiş olarak farklı yönlerde dizilebilirler ve bu karışık diziliş de mıknatısa dönüşmelerini engeller. İyi ki de engeller! Yoksa yerkabuğu kendi manyetik alanını oluşturur ve yolda yürürken bile bütün kredi kartlarımızı silerdi. ?

Kısacası Dünya’daki metal yataklarının büyük kısmı ferrimanyetik haldedir; ancak bunların elektronları genel olarak ya manyetik kuzeye ya da güneye bakar. Biz de toprak altındaki ferrimanyetik metal katmanlarının manyetik güneye baktığı dönemleri tespit ederek o zamanlarda Dünya’nın manyetik alanının ters dönmüş olduğunu söyleriz.
Manyetik kayıt ve kıtaların kayması

Bu konudaki en büyük yardımcımız ise kıtaların kayması ve birbiriyle çarpışarak yüksek dağları oluşturmasıdır. Bu dağlar normalde ulaşamayacağımız derinlikteki metalleri yeryüzüne çıkarır. Nitekim Dünya’nın manyetik alanının 84 milyon yılda 183 kez ters döndüğünü de bu şekilde ortaya çıkardık kiher 500 bin yılda bir kez ters döndüğünü ve pusulaların güneyi gösterdiğini görüyoruz.


En son 700 bin yıl önce ters döndü

Dünya’nın manyetik alanı son olarak 700 bin yıl önce ters döndü. Biz de son dönemlerde zayıflaması ve hızla Rusya’ya doğru kaymasından yola çıkarak manyetik alanın ters dönmesi yakındır diyebiliriz. Ne de olsa ortalama ters dönme süresini 200 bin yıl geçmişiz ama böyle dersek de yanılmış oluruz; çünkü manyetik alanın ters dönmesi periyodik değil, rastgele gelişen bir olaydır.

Öyle ki bugünkü ters dönme olasılığı ile 500 bin yıl önce ters dönme ihtimali istatistiksel olarak aynıdır. Öyleyse neden telaş ediyoruz? Bunun sebebi manyetik alanın hızla değişiyor olmasıdır. Dünyanın manyetik alanı son zamanlarda hızla Rusya’ya kayıyor ve bu da ters dönmek üzere olduğunu gösteriyor olabilir. Peki manyetik alanın ters dönme olasılığı nedir?

    Bunu görmek için Dünya’nın manyetik alanının nasıl oluştuğuna bakmamız lazım. Yukarıda genel olarak mıknatısların nasıl oluştuğunu gördük; ama Dünya’nın manyetik alanı, yerkabuğundaki metallerin mıknatıslanmasından çok daha farklı bir şekilde oluşuyor.

Manyetik alanı gezegenin dış çekirdeği oluşturuyor; ancak buna geçmeden önce bir noktaya daha dikkat etmemiz gerekiyor: Metal sıcaklığına… Mıknatıslanma elektronların dizilişine bağlıdır dedik; ama demiri ısıtıp eritirseniz atomların dizilişini bozarak manyetizmayı sıfırlarsınız. Bu durumda Dünya’nın sıcak çekirdeği nasıl manyetik alan üretiyor?
Dinamo etkisi ile

Sıvı dış çekirdek yüzde 80 oranında erimiş demirden oluşuyor. Katı iç çekirdek de aynı oranda demir içeriyor; ama iç çekirdek dev bir mıknatıs değil. Bu sebeple büyük ölçüde manyetize olmuş da değil. Öyleyse Dünya’nın manyetik alanı nereden geliyor? Dünya’nın manyetik alanını katı iç çekirdeğin çevresinde dönen sıvı dış çekirdek dinamo etkisiyle üretiyor. Şimdi dinamo etkisini görelim:


Arzın merkezine seyahat

Dünya’nın çekirdeğine doğru uzun ve derin bir yolculuğa çıkmaya hazır mısınız? Merak etmeyin, yol uzun ve bunun için yerin 6000 km altına inmemiz gerekecek; ama anlatması çok daha kısa sürecek:

Dünya’nın iç içe geçmiş olan iki çekirdeği var ve sıvı dış çekirdek 2890 km derinde başlayarak 2400 km derine iniyor. Katı dış çekirdek ise 5290 km derinde başlayarak 1220 km derine, yani Yer’in merkezine ulaşıyor. Özetle dış çekirdek iç çekirdeği kalın ve yuvarlak bir kabuk gibi sarıyor.

    5430 santigratla neredeyse 5505 derecelik Güneş yüzeyi kadar sıcak olan iç çekirdek, gezegenin yüzde 20’si ve uydumuz Ay’ın yüzde 70’i büyüklüğünde olup kütlesi de Dünya’nın 1/60’na eşittir. Yoğunluğu 13 gram/cm3 ve basıncı da deniz seviyesinin 3,3 ila 3,6 milyon katıdır. Dış çekirdeğin sıcaklığı ise iç kesimlerde 3730–7730 dereceye ulaşır.

Dış çekirdeğin iç çekirdek kadar sıcak olmadığı halde sıvılaşmasının sebebi ise düşük basınçtır. Elbette ki dış çekirdeğin basıncı bizi ezip parçalamaya yeter. Öte yandan, iç çekirdeğin maruz kaldığı basınç o kadar yüksek ki 2440 km çapındaki bu dev demir-nikel topunun erimesine engel oluyor. Peki bu neden Dünya’nın manyetik alanı için iyi bir şey derseniz:


Manyetik alanı dengelediği için

Evet, sıvı dış çekirdek katı iç çekirdeğin çevresinde dönerek dinamo etkisi yaratıyor ve böylece Dünya’nın manyetik alanını üretiyor. Oysa çekirdek tümüyle erimiş olsaydı çok dengesiz ve girdaplı bir şekilde dönecekti. Bu da kutupları sürekli yer değiştiren çok kararsız bir manyetik alan üretecekti. Dolayısıyla yeryüzündeki canlıları kozmik ışınlardan korumakta yetersiz kalacaktı.

Nitekim son araştırmalar iç çekirdeğin son 600 milyon yılda katılaştığını, en azından bugünkü büyüklüğüne bu süre içinde eriştiğini gösteriyor. Bu durumda canlıları kozmik radyasyondan koruyan manyetik alanımız da son 600 milyon yılda yerine oturmuş olabilir.

Öyle ki Güneş’in zararlı morötesi ışınlarını kesen ozon tabakasının 2 milyar yıl önce oluşmasına ek olarak hayvanlar, bitkiler ve balıklar gibi karmaşık canlıların son 500 milyon yılda ortaya çıkmasının bir nedeni de manyetik alanın dengelenmesi olabilir. Peki manyetik alanı yaratan dinamo etkisi nedir?

Dünya bir dinamodur

Bir demir çubuğu alıp tıpkı rüzgar türbinlerinde olduğu gibi, silindir şekilli bobinlerin içinde döndürürseniz (yani demiri elektromıknatısların ürettiği sabit manyetik alan içinde döndürürseniz) elektrik üretirsiniz. Tabii bunun tersi de geçerlidir. Bir mıknatısı sabit elektrik alanı içinde çevirirseniz bu kez de manyetik alan üretirsiniz. Dünya’nın sıvı çekirdeği bu şekilde manyetik alan oluşturuyor.


Yer’in manyetik alanı ve dinamo etkisi

Oysa dış çekirdek standart bir türbinden çok daha karmaşık bir şekilde manyetik alan üretiyor. Sonuçta burada basit bir rüzgar gülünden değil, Dünya gezegeninden söz ediyoruz. Ben de manyetik alan oluşumunu daha iyi anlamamız için bunu bir otomobil motoruna benzeteceğim. Tıpkı motorun çalışma düzenini açıklar gibi manyetik alan üretimini de aşama aşama anlatacağım:

Öncelikle her motorun bir başlatma mekanizması vardır. Örneğin, benzinli motorlarda çalışma döngüsünü başlatmak için bujiyle elektrik vererek yakıtı ateşlersiniz. Tesla elektrikli otomobil motorları da pilden gelen enerjiyle çalışır. Peki dış çekirdek manyetik alanı üretmek için gereken enerjiyi nereden sağlıyor? Dünya’nın oluşumundan kalan zayıf manyetik alandan:

İlgili yazı: Çifte Sarmal DNA Neden Sağ Elli?
Dünyanın-manyetik-alanı-tersine-dönecek-mi
Dünya’nın manyetik alanı güneş rüzgarındaki zararlı parçacıkları kutuplara yönlendirir. Saptıramadığı parçacıklar kutuplardan gezegenin içine batar. Bunları Finlandiya gibi ülkelerde aurora (kutup ışıkları) olarak izleriz.


Manyetik motorun ana elemanları

Gezegenimiz cüce gezegenler, mini gezegenler, dev asteroitler ve hatta Theia adlı Mars büyüklüğündeki bir gezegenimsinin 4,48 milyar yıl önce eski Dünya’ya çarpmasıyla oluştu. Bütün bu şiddetli çarpışmalar gezegenin iç ısısını yükseltti. Ayrıca Dünyamız Güneş Sistemi’ni meydana getirecek gezegen öncesi diskte (dönerken tabak gibi düzleşmiş olan gaz ve toz bulutu) ortaya çıktı.

Bütün bunlar ne demek derseniz: Dinamo etkisi için hareketli parçalara ve başlangıç enerjisine ihtiyacımız var dedik. A) Hareketli parça dış çekirdektir ve dış çekirdeğin dönmesini gezegen öncesi diske borçluyuz. Bu disk saatin ters yönünde dönüyordu.

Dünyamız da öteden beri saatin ters yönünde dönüyor. Gerçi dış çekirdek Dünya’ya ters yönde, yani saat yönünde dönüyor (buna geri geleceğim); ama sonuç olarak dış çekirdek Dünya’nın kendi çevresinde dönmesi yüzünden dönüyor.  Bu da dinamonun hareketli parçasını üretiyor.

    B) Başlangıç enerjisi ısı enerjisidir. Sonuçta dünyamız gökcisimlerinin çarpışıp birleşmesiyle oluştu. Bütün bu süreçte yüksek ısı oluştu. Yerkabuğu kısa sürede soğuyup katılaştı; ama Dünya’nın iç kesimleri izole olduğu için fazla soğumadan bugüne kadar geldi. Özetle A ve B faktörleri Dünya’nın dinamosunu oluşturdu. Peki bu dinamo ile Yer’in manyetik alanını nasıl üretiriz?


Yer’in manyetik alanı nasıl oluşuyor

Önce dinamonun nasıl çalıştığını özetleyelim. Sonra bir otomobilin motorunun çalışma aşamaları gibi parça parça anlatırız:

    Dünya’nın gezegenin oluşumundan kalan zayıf bir manyetik alanı var.
    Dış çekirdek iç çekirdek çevresinde dönerken güçlü bir elektrik alanı üretiyor (dinamo etkisi)
    Bu elektrik alanı Dünya’nın orijinal zayıf manyetik alanı üzerinde dönerek daha güçlü bir manyetik alan oluşturuyor.
    İki manyetik alanın birleşmesiyle ikisinin toplamından çok daha güçlü olan global manyetik alan ortaya çıkıyor. Peki orijinal manyetik alan nasıl oluştu?

Burada 3 faktör var:

    Dünya gezegeni 4,54 milyar yıl önce oluşurken Güneş’in güçlü manyetik alanı gezegendeki ferromanyetik metalleri manyetize etti.
    Dünya kendi çevresinde dönüp katılaşırken bu manyetik alan gezegeni sarıp kalıcı oldu.
    4,48 milyar yıldan daha önce Dünya’ya çarpan Mars büyüklüğündeki Theia gezegeni Yeryüzü’nü tekrar eritti, ısıttı ve kendi çevresinde daha hızlı dönmesine yol açtı. Böylece orijinal manyetik alanı pekiştirerek dönme etkisiyle bütün gezegeni eşit sarmasını ve günümüze kadar silinmeden kalmasını sağladı.


Yer’in manyetik alanı ve dış çekirdek

Dış çekirdeğin dinamo etkisiyle dönmesini sağlayan temel neden, Dünya’nın iç kesimlerinin bugün de çok sıcak olmasıdır. Peki neden? Sonuçta Dünya çekirdeğinin 4,5 milyar yılda çoktan soğuyarak katılaşması gerekirdi. Bu faktörleri de sıralayalım:

    Dünya cüce gezegenler, mini gezegenler, asteroitler ile kuyrukluyıldızların çarpışıp birleşmesiyle oluştu. Bu çarpışmalar da yüksek ısı ürettiği için Yeryüzü başından beri sıcaktı.
    Theia çarpışması Dünya’nın kütlesini ve dolayısıyla enerjisini artırdı. Aynı zamanda gezegenin kendi çevresinde daha hızlı dönmesini sağladı. Bu da Dünya 2.0’ın daha sıcak olmasını sağladı.
    Theia’nın çekirdeği Dünya çekirdeğiyle birleşerek daha büyük ve ağır bir çekirdek üretti. Bu süreçte gezegenimizdeki radyoaktif elementlerin miktarını artırdı. Radyoaktif elementler de bozunurken daha çok ısı üretti ve üretmeye devam ediyor.
    Dünya’nın iri cüsseli bir gezegen olması soğumasını ayrıca geciktiriyor; çünkü büyük ve ağır cisimlerin iç kısımları çevreden daha kolay izole olur. Bu da iri cisimlerin iç sıcaklığını korumasını kolaylaştırır. 30 metre boy ile 50-150 tona erişen mavi balinalar işte bu kadar iri oldukları için derin deniz sularında üşümeden yüzerler.
    Dinamo etkisi Dünya’nın orijinal manyetik alanını güçlendirdi; ama yeterince güçlü bir manyetik alan üretmesi için ek bir ısı kaynağı daha kullanıyor. O da dış çekirdek ve iç çekirdek sınırında görülen sürtünme etkisi ve türbülanstır. Dünya’nın manyetik alanının ters dönmesi açısından buna aşağıda geri geleceğim.

Kısacası Dünya bir atom pilidir

Evet, Çernobil nükleer kazası, radyoaktif atıklar ve olası bir nükleer savaşta ortaya çıkacak radyasyon yüzünden nükleer enerjinin çevreyi kirlettiğini düşünebilirsiniz. Haklısınız; ama buna rağmen Dünyamız dev bir radyoizotop termoelektrik güç jeneratörü ve elektromıknatıstır.

Özetle Dünya’nın bugün Güneş’ten 22 milyar km uzakta olan Voyager 1 sondasını çalıştıran uzun ömürlü atom pillerinden (RTG) hiçbir farkı yoktur. Peki bu nasıl olabilir? Aslında basit: Radyoaktif elementler bozunurken ısı üretiyor. Bu da Dünya’nın orijinal ısısını artırarak dış çekirdeği eritiyor (radyoizotop termik güç santrali).

Sıvı dış çekirdek hem yüksek ısı nedeniyle, hem Dünya’nın kendi çevresinde dönmesi nedeniyle iç çekirdek çevresinde dönüyor. Böylece önce güçlü bir elektrik alanı (termoelektrik motor/dinamo) sonra da daha güçlü bir manyetik alan üretiyor (elektromıknatıs).

Ferrimanyetik metallerde elektronlar sıra sıra dikey diziler halinde bir kuzeyi, bir güneyi gösterir. bu metalin mıknatıslanmasını önler. Ancak, yeraltındaki demir yataklarının manyetik alanın ne zaman ters döndüğünü gösteren manyetik izler taşımasını sağlar.


Yer’in manyetik alanı ne kadar güçlü?

Manyetik alanımızın şiddeti yeryüzünde 25 ila 65 mikrotesladır (0,25−0,65 gauss). Oysa bu buzdağının görünen yüzü: Dış çekirdeğin üzerinde ise manyetik alan şiddeti 50 kat artarak 25 gauss’a erişiyor. Peki Dünya’nın manyetik alanı neden tersine dönüyor? Bunu anlamak için önce dış çekirdeğin neden ters yönde döndüğüne bakalım:

Dış çekirdeğin ürettiği elektrik alanı bir elektrik motoru gibi çalışarak iç çekirdeğin Dünya yönündeki dönüş hızını artırıyor. Böylece iç çekirdek Dünya ile aynı yönde ama biraz daha hızlı dönüyor. Öte yandan Newton’ın etki-tepki yasası gereği; aynı elektrik alanı, dinamo olarak çalışan dış çekirdeği ters yönde itiyor ve Dünya’nın ters yönünde dönmesine neden oluyor.

    Ancak, Dünya’nın oluşumundan kalan dış çekirdek aslında Dünya ile aynı yönde dönmek istiyor. Özellikle de Dünya’nın dönme hızı Theia çarpışmasıyla artmış olduğu için (aradan geçen zamanda yavaşlamasına rağmen) dış çekirdek ters yönde dönmeye direniyor. Bu nedenle ve elektrik alanının zorlamasıyla Dünya’ya ters yönde, ama Dünya’dan daha yavaş dönüyor.

Sonuç olarak iç ve dış çekirdeğin ters yönlerde farklı hızda dönmesi sıvı dış çekirdekte türbülans yaratarak manyetik alanın dengesizleşmesine yol açıyor. Öyleyse manyetik alanın ortalama her 500 bin yılda ters dönmesinin nedeni bu alanın biraz kararsız olmasıdır. Ancak, dış çekirdeğin çalkantılı bir şekilde dönmesine yol açarak manyetik alanı kararsızlaştıran başka faktörler de var. Nedir bunlar?


Pütürlü ve türbülanslı çekirdekler

Öncelikle iç çekirdek sanıldığı kadar pürüzsüz dev bir demir-nikel topu değil, pütürlü ve cüruflu bir küredir. Pütürlü olmasının sebebi ise basitçe katı metalden değil, kristalize metalden oluşmasıdır.

Sonuçta iç çekirdek eriyecek kadar sıcak; ama Dünya’nın merkezindeki yüksek basınç nedeniyle eriyemiyor. Ayrıca dış çekirdeğin son 600 milyon yılda katılaşmasıyla ortaya çıkmış bulunuyor. Bu da kristalize olarak parça parça katılaşmasına yol açıyor.

    İç çekirdeğin pütürlü ve engebeli yüzeyi, çevresinde dönen dış çekirdeğin de sürtünme etkisiyle çalkalanmasına yol açıyor. Sürtünme ek ısı üretiyor ve bu da çalkalanmayı artıyor. Dahası, dış çekirdeğin iç çekirdekle temas eden alt yüzünün bazı noktalarda daha sıcak olmasına neden oluyor.

Sonuçta dış çekirdeğin iç yüzündeki sıcaklık farkları türbülansı iyice artırıyor. Böylece sadece iç çekirdeğin parça parça katılaşarak pürüzlü olmasına sebep olmuyor. Aynı zamanda bazı yerlerinin kısmen eriyerek tekrar tekrar katılaşmasına yol açıyor. Bu da dış çekirdeğin girdaplar oluşturarak daha fazla çalkalanmasını sağlıyor. Bir pozitif geri besleme mekanizması oluşuyor ki bu da çok iyi bir şey:

Dış çekirdekten mantoya yükselen sıvı demir hortumları Dünya’nın manyetik alanını güçlendiriyor. Kıtaların kayması ve volkanik hareketlerle birlikte gezegene hayat veren ısıyı taşıyor.


Yerin manyetik alanı ve demir hortumları

Yukarıda Dünya’nın iç çekirdeğinin son 600 milyon yılda katılaşmasının manyetik alanı stabilize ederek güçlendirdiğini ve böylece balıklar, sürüngenler, ağaçlar gibi kompleks canlıların ortaya çıkmasını kolaylaştırdığını söylemiştim.

İşte bu süreç bir yandan dış çekirdekte türbülansı artırarak Dünya’nın manyetik alanının dengesizleşmesine yol açarken, diğer yandan da manyetik alanın güçlenmesi için gerekli dengeyi sağlayan katı iç çekirdeğin oluşmasına yardım ediyor! ? Nasıl oluyor derseniz; bilgelik yolundaki insanların kumsalda üst üste dizdikleri taşlar gibi bir denge durumu söz konusu.

Bir yandan manyetik alanı dengeleyip güçlendirecek bir katı iç çekirdek isterseniz. Öte yandan, çekirdeğin tümüyle soğuyup katılaşarak manyetik alan üretimini durdurmasını istemezsiniz. Peki ikisini birden nasıl yapacaksınız? Denge ile:

    Dış çekirdek çalkalanarak dönüyor. Bu nedenle parça parça katılaşıyor.
    Pütürlü iç çekirdek çalkalanmayı artırıyor ve bu da çekirdeğin kısmen eriyerek tekrar katılaşmasına neden oluyor.
    Sonuçta dış çekirdeğin soğuyarak katılaşması yavaşlıyor ve bu gecikme sayesinde, Dünya’mızı koruyan güçlü bir manyetik alan oluşturmaya devam edebiliyor.


Mantodaki elektrokimyasal akışkan kaya topakları dev gibidir. Dahası kıta boyunda olan bu şekilsiz şeyler, yerkürenin çalkantılı manyetik alanındaki dengesizliklerin belirtisi olabilir. Aynı zamanda ısıyı dengesiz şekilde yüzeye taşıyarak volkanik faaliyetleri hızlandırıyor olabilir.


Yer’in manyetik alanı uzaya çıkıyor

Ancak, Dünya’nın güçlü manyetik alanının sadece bu şekilde ortaya çıktığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Dış çekirdeğin iç çekirdeğe dengesiz bir şekilde sürtünmesi tabii ki manyetik alanımızı güçlendiriyor; ama aynı zamanda, dış çekirdekte oluşan manyetik alanın yeryüzüne ve uzaya çıkmasını da sağlıyor!

Öyle ya, Dünya’nın manyetik alanı Dünya’nın içinde kalsaydı bizi zararlı kozmik ışınlar ve güneş rüzgarından nasıl koruyacaktı? Öyleyse dış çekirdeğin dinamo etkisiyle ürettiği manyetik alanın Dünya’ya nasıl yayıldığını ve soğan kabuğu gibi çok katmanlı bir güç alanı şeklinde gezegenimizi uzaydan nasıl sardığını görelim.

Dünyanın-manyetik-alanı-tersine-dönecek-mi


Yer’in manyetik alanı neden dikey?

Bu aslında düz mantık sorusu ve dikkatli düşününce siz de ne kadar kolay bir soru olduğunu göreceksiniz: Dünyamızın eksen eğikliği yaklaşık 23,5 derecedir. Kısacası Dünyamız, Güneş Sistemi’nin tutulum düzlemine neredeyse paralel olarak dönmektedir (Tutulum düzlemi, 4,54 milyar yıl önce Dünya’yı oluşturan gezegen öncesi gaz ve toz diskin orijinal dönüş açısıdır).

Öyleyse Dünya’nın manyetik alanının güç çizgilerinin de dış çekirdeğin çevresine, tıpkı çatala makarna sarar gibi; ama ekvatora paralel olarak sarılması gerekmez mi? Kısacası Dünya’nın manyetik alanının gezegenimize paralel olması gerekmez mi?

Sonuçta Dünya’nın oluşumundan kalan zayıf manyetik alanın güç çizgileri, tıpkı Jüpiter’in bulut kuşakları gibi gezegenimize paralel uzanıyor. Keza yerkabuğundaki ferromanyetik metaller ve mıknatıslar da gezegene paralel uzanıyor. Eh, dış çekirdek de Dünya ile aynı düzlemde dönüyor; yani Dünya soldan sağa dönerken dış çekirdeğin yukarıdan aşağı dönecek hali yok.
Öyleyse tekrar soruyorum

Neden sıvı dış çekirdeğin dinamo etkisiyle ürettiği manyetik alanın güç çizgileri, Dünya’nın enlemlerine değil de boylamlarına paralel uzanıyor? Neden manyetik alanımız yaklaşık olarak Dünya’nın coğrafi kutupları arasında gidip gelen dikey güç çizgileri oluşturuyor? Açıkçası pusulalar neden kuzeyi gösteriyor da örneğin Doğuyu göstermiyor? Şimdi bunu görelim:


Manyetik alanın donması

Dış çekirdek Dünya’ya paralel döndüğü için ürettiği manyetik alanın da paralel dönmesini bekleyebilirsiniz. Ancak, manyetik alan mekanik süreçlerle oluşsa da mekanik bir oluşum değildir. Manyetik alan elektromanyetik kuvvete tabidir. Bu bir.

İkincisi dış çekirdek önce elektrik alanı üretiyor ve bu da daha sonra manyetik alanı oluşturuyor dedik. Peki dış çekirdek manyetik alanı nasıl oluşturuyor? Kendi kendini mıknatıslayarak tabii! Yukarıda size mıknatısların nasıl oluştuğunu anlatmıştım. Bunlardan biri de metale elektrik vermekti.

Dış çekirdek de yüzde 80 oranında sıvı demirden oluşuyor ve kendi kendine elektrik veriyor. Şimdi, elektronların solak olması ve aynı zamanda mikro mıknatıslar olması yüzünden, ürettikleri elektrik alanı da her zaman manyetik alana dikey uzanır. Öyle ki elektrik alanı ve manyetik alan birbirine hep dik açı yapar. Peki ne yönde? Elektromanyetik alanın dalgalanma yönünde. Bakın burası çok önemli:


Yer’in manyetik alanı dikeydir

Dış çekirdek Dünya’ya dikey dönseydi dikey elektrik alanı ve yatay manyetik alan üretirdi. Oysa dış çekirdek Dünya’ya paralel döndüğü için yatay elektrik alanı üretiyor; yani elektrik alanı ekvatora paralel oluyor. Dolayısıyla manyetik alan da ekvatora dik oluyor ve Dünya’nın kutupları arasında gidip geliyor.

Böylece pusulaların neden Dünya’nın kutuplarını gösterdiğini anlamış oluyorsunuz. Şu anda pusulalar kuzeyi gösteriyor; çünkü güç çizgilerinden geçen elektronlar kuzeyden güneye ve güneyden kuzeye akıyor (yani güç çizgileri yukarıdan aşağı akıyor ki buna daha sonra geleceğim).

Ancak, Dünya’nın bizi uzaydan koruyacak bir manyetik alan üretmesi için dikey güç alanı oluşturmak tek başına yeterli değil. Bir de dış çekirdeğin çevresini dikey bobinler ve portakal kabuğu gibi saran bu manyetik alanı genişletip uzaya çıkarmak gerek. Evet, elektrik-elektronik bölümü öğrencilerimin bildiği dinamo etkisinden, amfi etkisinden; yani manyetik alanın genliğinin artmasından söz ediyorum.

Bu nasıl oluyor?

Dış çekirdek kendi ürettiği elektrikle manyetize olduğu zaman, demir atomu elektronlarının yönü dikey yönelimde sabitleniyor. Ancak, elektronların dış çekirdekten daha hızlı dönmesi veya yandaki atomlara sıçraması mümkün olmuyor.

Ayrıca elektrik alanının dış çekirdeği Dünya’nın tersi yönde itmesi yüzünden, elektronların dönüşü de Dünya’dan geri kalıyor. Bu sebeple elektronların güç çizgileri, tıpkı çok kıvrılan telefon kablosu gibi Dünya’ya dolanarak gittikçe gerilen enerji düğümleri meydana getiriyor. Nihayet, düğümlenen güç çizgileri lastik gibi koparak uzaya sıçrıyor

    Ancak, bu çizgiler dev bir mıknatıs gibi davranan dış çekirdeğin güç alanının etkisinde kaldıkları için Dünya’ya doğru bükülerek geri geliyor. Özetle güç çizgileri güney kutbundan kopup kuzey kutbundan Dünya’ya geri dönerek dış çekirdeğe batıyor. Böylece Dünya’yı uzaydan saran koruyucu manyetik alan ortaya çıkıyor.

Biz de dikey manyetik alanın bilimsel açıklamasını yaptık; ama dikey manyetik alanı oluşturan mekanizmayı henüz açıklamadık. Bunun için de iç çekirdekten dış çekirdeğe doğru binlerce km yükselen ve tabanı onlarca km genişliğinde olan dev demir hortumlarını görelim.


Bırakın kıtaların kayması ve manyetik alanı, dış çekirdek aynı zamanda yaşamın kaynağıdır; çünkü çekirdek ısısı olmasaydı Dünya’nın ortalama sıcaklığı 0 derecenin üstüne çıkmazdı. Gezegenimiz alttan ısıtmalı bir yaşam stadyumudur.


Yer’in manyetik alanı ve demir hortumları


Doğrusu Kansas’ta fırtına mevsiminde göreceğiniz hortumlar, Dünya’nın çekirdeğinden yükselen erimiş demir hortumlarının yanında hiç kalır.

Bu hortumların oluşmasının sebebi ise 1) katı iç çekirdeğin pürüzlü kristalize yüzeyi üzerinde çalkalanarak dönen sıvı dış çekirdek, 2) Dünya’nın kendi çevresinde dönmesinin yarattığı merkezkaç etkisine bağlı savrulma (Coriolis etkisi) ve 3) dış çekirdeği Dünya’nın ters yönünde iterek sıvı demirin iyice kıvrılmasına yol açan güçlü elektrik alanıdır.

    Dünya’nın merkezindeki dev demir hortumları, maruz kaldıkları muazzam basınca rağmen aşırı sıcak ve enerjik oldukları için (4000 derece) yılda 10 km hızla yukarı yükseliyor. Dış çekirdeğin dış yüzeyine ulaşınca ise soğuyarak yerçekiminin etkisiyle iç çekirdeğe geri çöküyor. Aynı zamanda mantonun dış çekirdekle temas ettiği alt yüzeyindeki kayaları da ısıtarak buharlaştırıyor.

Kısacası sıvı dış çekirdek dev bir demir-çelik fırını gibi davranıyor: Katı mantonun sıvı dış çekirdekle buluştuğu yerdeki boşluktan kaynaklanan ani basınç düşüşü ve dış çekirdeğin yüksek ısısı nedeniyle, mantonun içindeki metaller eriyip ayrışıyor. Eriyen metaller cüruftan ayrışarak dış çekirdeğe batıyor. Çekirdeğin elektrik alanı ve homojen sıcaklığı metali bir arada tutuyor.
İç çekirdek neden pütürlü?

Öte yandan, yüksek sıcaklıktan homojen olarak etkilenmeyen ve üstelik yalıtkan olduğu için elektrik alanından da pek etkilenmeyen cüruf taneleri, dış çekirdeğin üzerinde yer alan manto tabakasının alt yüzeyine tersten kar gibi yağarak dibe batıyor. Cürufun ayrışması iç çekirdeğin kristalize olarak pütürlü bir şekilde parça parça katılaşmasında önemli rol oynuyor. Dahası pürüzlü yüzeyin erimiş demir hortumları oluşturmasını da kolaylaştırıyor. Peki ama neden hortumlara bu kadar odaklanıyorum?


Yer’in elektrik alanını hortumlar üretiyor

Yazının başından beri Yer’in manyetik alanını dış çekirdeğin ürettiği elektrik alanı oluşturuyor dedik. Oysa bu elektrik alanının nasıl oluştuğunu söylemedik. Sonuçta sıvı dış çekirdek hiç çalkalanmadan dönseydi bu kadar güçlü bir elektrik alanı da üretemezdi; çünkü elektrik alanı çalkantılı dış çekirdeğin içinde oluşan statik elektrik akımlarından meydana geliyor.

Statik elektrik de sürtünmeyle üretilir ve dış çekirdek katı iç çekirdeğe sürtünerek statik elektrik üretiyor. Elektrik akımlarını genişleten, güçlendiren ve bütün dış çekirdeğe yayarak nihayet global manyetik alanı oluşturmasını sağlayan asıl faktör ise dev sıvı demir hortumlarıdır.

Oysa katı iç çekirdek fazlasıyla pütürlü olmasaydı hortumlar da o kadar büyük ve güçlü olmazdı. İç çekirdeğin bu kadar pütürlü olmasını ise sadece dış çekirdeğin iç yüzeyindeki ısı farkları ve mantoya aşağıdan yukarıya kar gibi yağan cüruf topaklarıyla açıklayamayız. Pürüzlenmeyi artıran başka bir sebep olmalı. Şansımıza o sebebin ne olduğunu biliyoruz: Theia.

İlgili yazı: Hint Okyanusu’nda 200 Milyon Yıllık Kayıp Kıta Bulundu
Dünyanın-manyetik-alanı-tersine-dönecek-mi
Dünya’nın iç çekirdeği elmastan sert demir kristallerinden oluşuyor.


Yer’in manyetik alanı ve iç çekirdek

Dünya’nın biraz şekilsiz, eğri büğrü, çirkin, pürüzlü ve kusurlu bir iç çekirdek oluşturmasını, gezegenimize 20 milyon yaşında iken çarpan Theia adlı Mars büyüklüğündeki gezegene borçluyuz. Öyle ki çarpışmanın sonucunda Theia’nın içerdiği oksijen ve sülfür gezegenin çekirdeğine battı.

İç çekirdek oluşmadan önce ortaya çıkan ve sıvı dış çekirdeğin akışkanlığı yüzünden daha zayıf olan demir hortumları Dünya’daki volkanik faaliyetler ile kıtaların kaymasını tetikledi. Böylece oksijen yeryüzüne çıktı ve yanardağ püskürmeleriyle havaya karıştı. Ancak dikkat edin: Bu bitkilerin daha sonra üreteceği oksijen değil, Dünya’nın oluşumu sırasında biriktirdiği orijinal oksijendir.

    Her durumda, çekirdek tümüyle sıvı iken oluşan demir hortumlarının sağladığı ısı enerjisi ve bunun ürettiği termal taşınım hareketleri (yeraltındaki sıcak kaya katmanlarının kıtaların kaymasıyla birlikte yüzeye ulaşması) oksijen atomlarını çekirdekten temizleyerek yüzeye çıkardı.

Zaten demir hortumlarının ürettiği termal taşınım bunu yapmasaydı oksijen atomları dış çekirdeği adeta zehirler ve manyetik alan üretmesine engel olurdu. Öte yandan, Theia’nın içerdiği ek sülfür gezegene battı ve işte bu sülfür stoku iç çekirdeğin oluşmasında büyük rol oynadı:


Kristalize olarak katılaşan iç çekirdek

Öyle ki dış çekirdek ve onun alt kısımlarının katılaşmasıyla oluşan iç çekirdek, yüzde 10 oranında nikel ve yüzde 80 oranında demirden oluşuyor. Buna ek olarak Dünya’nın sülfür kaynağının yüzde 90’ı çekirdekte yer alıyor ve bu oran Ay kütlesinin yüzde 10’una karşılık geliyor.

İşte bu yüzden dış çekirdek dağınık bir şekilde ve yavaş yavaş katılaşıyor! Yine bu yüzden kristalize olarak katılaşan ve pürüzlü bir yüzeye sahip olan iç çekirdek, sıvı dış çekirdeğin daha çok çalkalanmasına neden oluyor. Böylece sürtünme yoluyla daha güçlü bir elektrik alanı ve manyetik alan üretmesini sağlıyor.

    Bu süreç aynı zamanda daha hızlı dönen, daha büyük ve güçlü sıvı demir hortumları oluşturuyor. Bu hortumlar da dış çekirdeğin ürettiği manyetik alan çizgilerinin düğümlenerek kopmasını ve uzaya sıçrayarak koruyucu güç alanı meydana getirmesini kolaylaştırıyor.

Oysa Theia Dünya’ya çarpamasa ve yazının başında saydığım etmenlere ek olarak yeryüzünün sülfür (yani arıtlması gereken cüruf) içeriğini artırmasıydı, çekirdek çok daha hızlı ve düzgün katılaşacaktı. Böylece gezegeni koruyan güçlü manyetik alan hiç oluşmayacak ve kompleks hayat belirmeyecekti.


Felaketin eşiğinden döndük

Nitekim Dünya’nın katı çekirdeği 600 milyon önce oluşmadan evvel, dış çekirdeğin ürettiği manyetik alanın aşırı zayıflayarak ortadan kalkmak üzere olduğunu saptamış bulunuyoruz. Bu felaketi önleyen tek şey ise yaklaşık 2400 km çapındaki katı iç çekirdeğin oluşmasıdır ve onun katılaşmasını 600 milyon yıl öncesine dek geciktiren şey de Theia çarpışmasıdır (iç çekirdek daha önce oluşsaydı dış çekirdek bugüne dek çoktan katılaşır ve manyetik alan üretimini durdururdu).

Oysa Theia çarpışması Dünya’yı aşırı ısıtarak kısmen buharlaştırdı. Böylece çekirdeği yeterince sarsarak ısıttı ve tam da gerektiği kadar cürufla kirletti. Özetle Dünya’nın güçlü manyetik alanını üreten iç çekirdeğin kök sebebi Theia’dır. Öyleyse iyi ki çarptın Theia!

    Biz de buraya dek manyetik alanın nasıl üretildiğini, şeklini nasıl aldığını ve ne kadar güçlü olduğunu anlattık. Manyetik kutupların hızla kaymakta olduğunu ve bu nedenle manyetik alanın ters dönebileceğini de belirttik. Peki manyetik kuzey bugün nerede Yeryüzünde nerede bulunuyor?

Doğrusu hızla kayarak yer değiştiriyor: Pusulaların iğnesi 2001 yılında Kuzey Kanada’daki Ellesmere adasını gösteriyordu. O zamandan beri manyetik kuzey kutbu Kanada’nın kutup bölgelerinden Rusya’ya doğru yılda 55 ila 60 km hızla kayıyor. 2019 yılında manyetik kuzeyin konumu 86,448° Kuzey ve 175,346° Doğudur.


Dünyanın manyetik alanı zaten ters

Bu yazıda manyetik alanın dış çekirdekteki çalkalanmalar yüzünden gittikçe zayıfladığını ve belki de ters dönmek üzere olduğunu gördük. Ancak, manyetik alan zaten terstir ve biz ters dönecek derken aslında düz dönecektir. Bu nasıl oluyor derseniz mıknatıslarla anlatalım:

    Elektromanyetizma yasalarına göre manyetik alan güç çizgilerinin çıktığı kutba manyetik kuzey ve bu çizgilerin mıknatısın diğer ucuyla birleştiği noktaya da manyetik güney denir. Dünya’nın manyetik alan çizgileri ise coğrafi güney kutbundan uzaya çıkarak coğrafi kuzeyden yeraltına batıyor.

Dolayısıyla evet, düzgün imal edilen bütün pusulalar güney yarımkürede bile coğrafi kuzeyi gösterir. Ancak, kuzeydeki manyetik kutup aslında manyetik güney kutbudur.

Peki biz neden kafa karıştırıcı şekilde manyetik kutupları ters gösteriyoruz derseniz, bunun sebebi pusulaların elektromanyetizma teorisinden önce keşfedilmiş olmasıdır. İnsanlar kuzey yarımkürede ortaya çıktı. Bu yüzden de buluşlarını coğrafi kuzeye göre adlandırıldı. O zaman toparlayacak olursak:

Dünyanın-manyetik-alanı-tersine-dönecek-mi
Yer’in manyetik alanı yaşam kaynağı


Böylece Dünya’nın sıvı dış çekirdeğinin ürettiği manyetik alanın gezegenimizin atmosferini ve bizi güneş rüzgarıyla kozmik ışınlardan nasıl koruduğunu gördük. Hatta soluduğumuz havanın bir kısmının da iç ve dış çekirdeğin tetiklediği volkanik faaliyetlerle yeraltından yüzeye çıktığını anladık.

Çekirdek olmasaydı kıtaların kaymasının görülmeyeceğini, bunun da Dünya’da yeni canlıların ortaya çıkmasını önleyeceğini fark ettik. Yeryüzünde karmaşık hayatın ancak Dünya’nın manyetik alanı sayesinde var olduğunu iyice belledik.

Ancak, Dünya’nın manyetik alanı eski zamanlarda defalarca zayıfladı ve tersine döndü ki çoğu zaman da neredeyse tersine döner gibi oldu fakat coğrafi kuzeyi göstermeye devam etti. Son araştırmalar ise manyetik alan ters dönecekse bile bunun gerçekleşmesine en az 22 bin yıl olduğunu gösteriyor. Bunun Dünya’nın buzul çağlarına yol açan yalpalamasıyla ilgili olabileceği de düşünülüyor; ama bu teori henüz kanıtlanmadı.

    Her halükarda manyetik alanın ters dönmesi, bugüne dek gezegendeki hayata pek zarar vermedi. Bu yüzden yakın gelecekte zarar vermesi de beklenmiyor. Öte yandan, manyetik alan Dünya’daki elektrikli ve elektronik cihazları güneş fırtınalarından koruyor. Bu sebeple bir sürpriz yapar da tersine dönerse daha korunaklı cihazlar üretmemiz gerekiyor.

Solar döngü

Solar döngü, Güneş döngüsü veya güneş manyetik aktivite döngüsü, Güneş aktivitesi güneş yüzeyinde gözlenen güneş lekeleri sayısındaki varyasyonları açısından ölçülen yaklaşık periyodik 11 yıllık bir değişimdir. 17. yüzyılın başlarından beri güneş lekeleri gözlenmiştir ve güneş lekesi zaman serisi herhangi bir doğal fenomenin en uzun sürekli gözlenen (kaydedilmiş) zaman serisidir.
"Sunspot Cycle 24 için geçerli tahmin 2013 yazında yaklaşık 69 maksimum düzeltilmiş bir güneş lekesi sayısı verir. Düzeltilmiş güneş lekesi sayısı Ağustos 2013'te 68,9'a ulaştı, bu yüzden resmi maksimum en az bu kadar yüksek olacak. Düzeltilmiş güneş lekesi sayısı son beş ay içinde tekrar bu ikinci zirveye doğru yükseliyor ve şimdi ilk zirve (Şubat 2012'de 66,9) seviyesini aştı. Birçok döngü çift doruğa ulaştı ama bu güneş lekesi sayısındaki ikinci zirvenin ilkinden daha büyük olduğu ilk döngüdür. Şu anda Döngü 24 içine beş yıl içinde bulunmaktadır. Şu anda öngörülen ve gözlenen boyut, 1906'nın Şubat ayında maksimum 64,2 olan Döngü 14'ten bu yana en küçük güneş lekesi döngüsüdür."[1]

Güneş lekelerinde 11 yıllık yarı-periyodikliğe eşlik eden Güneş'in büyük ölçekli dipolar (kuzey-güney) manyetik alan bileşeni de her 11 yılda bir takla atar; ancak, dipolar alanda zirve güneş lekesi sayısında zirve gerisinde, eski iki döngü arasında en az meydana gelen. Güneş radyasyonu ve güneş materyalinin ejeksiyon düzeyleri, sayısı ve güneş lekeleri boyutu , güneş patlamaları, ve koronal döngüler tüm senkronize bir dalgalanma sergilemektedir.

Bu döngü, Güneş'in görünüşündeki değişiklikler ve auroralar gibi karasal fenomenler tarafından yüzyıllardır gözlemlenmiştir. Güneş lekesi döngüsü ve geçici aperatiser süreçler tarafından tahrik güneş aktivitesi uzay hava ve darbe uzay ve darbe uzay ve yer tabanlı teknolojilerin yanı sıra Dünya'nın atmosferi ve aynı zamanda muhtemelen yüzyıllar ve daha uzun ölçeklerde iklim dalgalanmaları oluşturarak Güneş Sistemi gezegenlerin çevre yönetir.
Güneş'te manyetizma evrimi

Güneş lekesi döngüsünü anlamak ve tahmin etmek, uzay bilimi ve evrenin başka yerlerinde manyetohidrodinamik fenomenlerin anlaşılması açısından önemli sonuçlar doğurarak astrofiziğin en büyük zorluklarından biri olmaya devam etmektedir.

Tanım

Güneş döngüleri yaklaşık 11 yıllık bir ortalama süresi var. Güneş maksimum ve güneş minimum maksimum ve minimum güneş lekesi sayımları dönemleri bakın. Döngüler en az bir den diğerine yayılır.

Gözlemsel tarih

Samuel Heinrich Schwabe (1789–1875). Alman astronom, güneş lekelerinin uzun gözlemleri ile güneş döngüsünü keşfetti

Güneş lekeleri ilk olarak 1609'dan itibaren Galileo Galilei, Christoph Scheiner ve çağdaşları tarafından sistematik olarak gözlemlenmiştir. Güneş döngüsü 1843 yılında Samuel Heinrich Schwabe tarafından keşfedildi , gözlemler 17 yıl sonra güneş lekelerinin ortalama sayısında periyodik bir varyasyon fark[2] . Ancak Schwabe 1775 yılında yazdı Christian Horrebow önce oldu: "bu yıl belirli bir dizi ders sonra, Güneş'in görünümünü sayısı ve lekelerin büyüklüğü ne olursa olsun kendini tekrarlar görünür" 1761 ve Kopenhag gözlemevi Rundetaarn itibaren yaptığı gözlemler dayalı.[3] Rudolf Wolf bu ve diğer gözlemleri derleyip inceledi, döngüyü 1745'e kadar yeniden inşa etti ve sonunda bu yeniden yapılanmaları Galileo ve çağdaşlarının on yedinci yüzyılın başlarındaki güneş lekelerinin ilk gözlemlerine itti.

Wolf'un numaralandırma şemasından sonra, 1755-1766 döngüsü geleneksel olarak "1" olarak numaralandırılır. Wolf bugün kullanılmaya devam eden standart bir güneş lekesi sayı indeksi, Wolf endeksi oluşturdu.

1645 ve 1715 arasındaki dönem, birkaç güneş lekeleri bir süre, Maunder minimum olarak bilinir , Edward Walter Maunder sonra, kim kapsamlı bu tuhaf olay araştırılmış, ilk Gustav Spörer tarafından kaydetti .

On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Richard Carrington ve Spörer bağımsız döngüsünün farklı bölgelerinde farklı güneş enlemlerinde görünen güneş lekeleri fenomeni kaydetti.

Döngünün fiziksel temeli George Ellery Hale ve işbirlikçileri tarafından açıklığa kavuşturulmuştur, 1908'de güneş lekelerinin güçlü bir şekilde manyetize edildiğini göstermiştir (Dünya'nın ötesindeki manyetik alanların ilk tespiti). 1919'da güneş lekesi çiftlerinin manyetik polaritesinin:

    Bir döngü boyunca sabittir;
    Bir döngü boyunca ekvator karşısında ters mi;
    Kendini bir döngüden diğerine çevirir.

Hale'in gözlemleri, manyetik döngünün orijinal durumuna (polarite dahil) dönmeden önce iki güneş döngüsünü veya 22 yılı kapsadığını ortaya koymuştur. Hemen hemen tüm belirtileri polariteye duyarsız olduğundan, "11 yıllık güneş döngüsü" araştırma odağı olmaya devam etmektedir; ancak, 22 yıllık döngünün iki yarısı genellikle aynı değildir: 11 yıllık döngüler genellikle Wolf'un güneş lekesi sayılarının daha yüksek ve daha düşük toplamları arasında geçiş (Gnevyshev-Ohl kuralı).[4]

1961'de Harold ve Horace Babcock'un baba-oğul ekibi güneş döngüsünün güneş üzerinde bir bütün olarak ortaya çıkan bir spatiotemporal manyetik süreç olduğunu belirledi. Onlar güneş yüzeyi güneş lekeleri dışında manyetize olduğunu gözlemledi, bu (zayıf) manyetik alan ilk bir dipol sipariş etmektir , ve bu dipol güneş lekesi döngüsü ile aynı dönemde polarite ters uğrar. Horace'ın Babcock Modeli, Güneş'in salınımlı manyetik alanını 22 yıllık yarı-sabit bir periyodikliğe sahip olarak tanımladı. ve poloidal güneş manyetik alan bileşenleri arasındaki salınımlı enerji değişimini kapsamaktadır.
Rudolf Wolf (1816–1893), İsviçreli astronom, güneş aktivitesinin tarihsel yeniden inşasını on yedinci yüzyıla kadar gerçekleştirdi.
Döngü geçmişi
11,400 yıl içinde güneş aktivitesinin yeniden inşası. 8.000 yıl önce eşit derecede yüksek aktivite dönemi işaretlenmiştir.
Radyokarbonda kaydedilen güneş aktivitesi olayları. Şu anki dönem sağda. 1900'den beri değerler gösterilmez.

Son 11.400 yıl içinde güneş lekesi numaraları karbon-14tabanlı dendroclimatology kullanılarak yeniden inşa edilmiştir. 1940'larda başlayan güneş aktivitesi düzeyi istisnai - benzer büyüklükte son dönem yaklaşık 9.000 yıl önce meydana geldi (sıcak Boreal döneminde)[5].Güneş, son 11.400 yılın sadece ~10'u boyunca benzer şekilde yüksek bir manyetik aktivite seviyesindeydi. Hemen hemen tüm önceki yüksek aktivite dönemleri mevcut bölüm daha kısa idi. Fosil kayıtları Güneş döngüsünün en az son 700 milyon yıldır istikrarlı olduğunu göstermektedir. Örneğin, Erken Permiyen sırasında döngü uzunluğu 10.62[6] yıl ve benzer neoproterozoic olduğu tahmin edilmektedir.[7]

2009 yılına kadar, 28 döngünün 1699 ve 2008 yılları arasında 309 yıla yayıldığı ve ortalama 11,04 yıl süre verdiği düşünüldü, ancak araştırmalar bunların en uzununun (1784-1799) aslında iki döngü olabileceğini gösterdi.[8] Eğer öyleyse ortalama uzunluk sadece 10,7 yıl civarında olacaktır. Gözlemler 9 yıl kadar kısa ve 14 yıl kadar gözlemlendiği için ve 1784-1799 döngüsü iki katına çıkarsa, iki bileşen döngüsünden birinin uzunluğu 8 yıldan az olmalıdır. Önemli genlik varyasyonları da oluşur.

Güneş aktivitesi tarihsel "büyük minima" bir listesi vardır.

Son döngüler

Döngü 25


Güneş Döngüsü 25 Aralık 2019'da başladı.[9] Çok zayıftan orta büyüklükten orta dereceye kadar değişen farklı yöntemlere dayanan güneş lekesi döngüsü 25[10] için çeşitli tahminler yapılmıştır. Bhowmik ve Nandy (2018) tarafından veri odaklı güneş dinamosu ve güneş yüzey akısı taşıma modellerine dayanan fizik tabanlı bir tahmin, mevcut minima'daki güneş kutup alanının gücünü doğru tahmin etmiş gibi görünüyor ve 24.[11] Özellikle, güneşin önümüzdeki on yıl içinde Maunder-minimum benzeri (pasif) bir duruma düşme olasılığını dışlarlar. 2019'un başlarında Güneş Döngüsü 25 Tahmin Paneli tarafından ön konsensüs yapıldı. NOAA'nın Uzay Hava Tahmin Merkezi (SWPC) ve NASA tarafından yayınlanan güneş döngüsü 25 tahminlerine dayanan panel, Güneş Döngüsü 25'in Güneş Döngüsü 24'e çok benzeyeceği sonucuna vardı. Onlar Döngüsü 25 önce Güneş Döngüsü minimum uzun ve derin olacağını tahmin, Döngüsü 24 önceki minimum gibi. Onlar gözden geçirilmiş güneş lekesi sayısı açısından verilen 95-130 bir güneş lekesi aralığı ile 2023 ve 2026 yılları arasında güneş maksimum gerçekleşmesi bekliyoruz.

Döngü 24

Güneş döngüsü 4 Ocak 2008'de başladı[12], erken 2010 yılına kadar minimal aktivite ile. Döngüde "çift tepeli" güneş maksimum. İlk zirve 2011'de 99'a, 2014'ün başında ise 101'e ulaştı.[13]

Döngü 23

Bu döngü 11,6 yıl sürdü, Mayıs 1996'da başlayan ve Ocak 2008'de sona erdi. Güneş döngüsü sırasında gözlenen maksimum düzeltilmiş güneş lekesi sayısı (aylık güneş lekeleri sayısı on iki aylık bir dönemde ortalama) 120,8 (Mart 2000) ve en az 1,7 idi.[14] Bu döngü boyunca toplam 805 gün boyunca güneş lekeleri yoktu.[15][16]
Olaylar

Güneş döngüsü manyetik aktiviteyi yansıttığı için, güneş lekeleri ve koronal kütle atımları dahil olmak üzere çeşitli manyetik olarak güneş olayları tahrik edilen güneş döngüsünü takip eder.

Güneş lekeleri

Güneş'in görünen yüzeyi, fotosfer, daha fazla güneş lekesi olduğunda daha aktif bir şekilde yayılır. Güneş parlaklığının uydudan izlenmesi, Schwabe döngüsü ile parlaklık arasında tepeden tepeye yaklaşık% 0,1'lik bir genlik ile doğrudan bir ilişki ortaya koydu. Büyük güneş lekesi grupları Dünya'nın görünümü boyunca döndüğünde, 10 günlük bir zaman ölçeğinde parlaklık% 0,3'e kadar azalır ve büyük güneş lekesi gruplarıyla ilişkili faktörler nedeniyle 6 aya kadar% 0,05'e kadar artar.

Günümüzde en iyi bilgi, güneş "yüzey" manyetik alanının görülebildiği MDI manyetogramı gibi SOHO'dan (Avrupa Uzay Ajansı ve NASA'nın ortak bir projesi) gelmektedir. Her döngü başladığında, güneş lekeleri orta enlemlerde belirir ve ardından minimum solar değere ulaşılana kadar ekvatora gittikçe yaklaşır. Bu desen en iyi sözde kelebek diyagramı şeklinde görselleştirilir. Güneş görüntüleri enlemsel şeritlere bölünür ve güneş lekelerinin aylık ortalamalı kısmi yüzeyleri hesaplanır. Bu, renk kodlu bir çubuk olarak dikey olarak çizilir ve süreç, bu zaman serisi diyagramını oluşturmak için her ay tekrarlanır.[17]

Koronal kütle çıkarma

Güneş manyetik alanı koronayı yapılandırır ve ona güneş tutulmaları zamanlarında görülebilen karakteristik şeklini verir. Karmaşık koronal manyetik alan yapıları, güneş yüzeyindeki sıvı hareketlerine ve güneşin iç kısmındaki dinamo hareketiyle üretilen manyetik akının ortaya çıkmasına tepki olarak gelişir. Henüz ayrıntılı olarak anlaşılmayan nedenlerden dolayı, bazen bu yapılar stabiliteyi kaybederek gezegenler arası boşluğa koronal kitle püskürtmelerine veya morötesi ve X-ışını radyasyonunun yanı sıra enerjik parçacıkların ani lokalize manyetik enerji salınımının neden olduğu parlamalara yol açar. Bu patlama olayları, Dünya'nın üst atmosferi ve uzay ortamı üzerinde önemli bir etkiye sahip olabilir ve şu anda uzay havası olarak adlandırılan şeyin temel itici güçleridir. Koronal kütle atımlarının ve işaret fişeklerinin meydana gelme sıklığı, döngü tarafından büyük ölçüde değiştirilir.

Herhangi bir boyuttaki işaret fişekleri, solar maksimumda minimumda olduğundan 50 kat daha sıktır. Büyük koronal kütle püskürtmeleri, maksimum güneş enerjisinde günde ortalama birkaç kez meydana gelir ve güneş minimumda birkaç günde bire kadar düşer. Bu olayların boyutu, hassas bir şekilde güneş döngüsünün aşamasına bağlı değildir. Aralık 2006'da solar minimuma çok yakın olan üç büyük X-sınıfı parlama; 5 Aralık'taki bir X9.0 parlaması, rekordaki en parlak olaylardan biri olarak duruyor.

Desenler

Üç güneş döngüsüne genel bir bakış, güneş lekesi döngüsü, galaktik kozmik ışınlar ve yakın uzay ortamımızın durumu arasındaki ilişkiyi gösterir.
2.300 yıllık Hallstatt güneş enerjisi değişim döngüsü

Waldmeier etkisi, daha büyük maksimum genliklere sahip döngülerin maksimum değerlerine ulaşmanın, daha küçük genlikli döngülerden daha az zaman alma eğiliminde olduğu gözlemini adlandırır.[18][19] Maksimum genlikler, önceki döngülerin uzunluklarıyla negatif olarak ilişkilidir, bu da tahmine yardımcı olur.[20] Güneş maksimumları ve minimumları, güneş döngülerinden daha büyük zaman ölçeklerinde de dalgalanmalar sergiler. Artan ve azalan eğilimler, bir yüzyıl veya daha uzun süre devam edebilir.[21]

Schwabe Döngüsü, adını Wolfgang Gleißberg'den alan 87 yıllık (70-100 yıllık) Gleissberg döngüsünün bir genlik modülasyonu olduğu düşünülmektedir.[22] Gleissberg döngüsü, bir sonraki güneş döngüsünün, 2010'da yaklaşık 145 ± 30'luk bir maksimum düzleştirilmiş güneş lekesi sayısına sahip olduğunu (bunun yerine 2010, döngünün minimum solar değerinden hemen sonraydı) ve sonraki döngünün 2023'te maksimum yaklaşık 70 ± 30'a sahip olduğunu ima etti. Korona ve Heliosfer'deki manyetik alanlardaki asırlık varyasyonlar, buz tabakaları ve ağaç halkaları gibi karasal rezervuarlarda depolanan Karbon-14 ve berilyum-10 kozmojenik izotopları kullanılarak [23] ve köprü oluşturan Jeomanyetik fırtına aktivitesinin tarihi gözlemleri kullanılarak tespit edilmiştir.[24]

Bu varyasyonlar, güneş atmosferinin tepesinden Heliosfer'e [25] manyetik akının ortaya çıkışını ölçmek için manyetik akı süreklilik denklemleri ve gözlemlenen güneş lekesi sayılarını kullanan modeller kullanılarak başarıyla yeniden üretilmiştir, bu da güneş lekesi gözlemlerinin, jeomanyetik aktivitenin ve kozmojenik izotopların Güneş aktivitesi varyasyonlarının yakınsak bir anlayışını sunar.
Varsayımlı döngüler

Yaklaşık 11 yıllık güneş lekesi döngüsünden daha uzun periyotlarla güneş aktivitesinin periyodikliği önerilmiştir: 210 yıllık Suess döngüsü (diğer adıyla "de Vries döngüsü", adı sırasıyla Hans Eduard Suess ve Hessel De Vries'den alınmıştır) radyokarbon çalışmalarından kaydedilmiştir, ancak 400 yıllık güneş lekesi kaydında "Suess Döngüsüne dair çok az kanıt" görünmektedir.

Hallstatt döngüsünün (adını Avrupa'da buzulların ilerlediği soğuk ve yağışlı bir dönemin adı verilen) yaklaşık 2.400 yıl sürdüğü varsayılıyor.[26][27][28] Henüz isimlendirilmemiş bir döngü 6.000 yılı aşabilir.[28]

105, 131, 232, 385, 504, 805 ve 2.241 yıllık karbon-14 döngülerinde, muhtemelen diğer kaynaklardan türetilen döngülerle eşleşen gözlenmiştir.[29]

Damon ve Sonett [30], 208 ve 88 yıllık karbon 14 tabanlı orta ve kısa vadeli varyasyonlarını önermişlerdir; 208 yıllık dönemi modüle eden 2300 yıllık bir radyokarbon dönemi öneriyor.[31]
Güneş manyetik alanı

Güneş'in manyetik alanı, atmosferini ve dış katmanlarını korona boyunca ve güneş rüzgarına kadar yapılandırır. Uzay-zamansal değişimleri, çeşitli ölçülebilir güneş olaylarına yol açar. Diğer güneş olayları, birincisi için enerji kaynağı ve dinamik motor görevi gören döngü ile yakından ilgilidir.

Etkileri
Güneş


Güneş lekesi sayı indeksi, TSI, 10.7cm radyo akısı ve parlama indeksinde görülen aktivite döngüleri 21, 22 ve 23. Her miktar için dikey ölçek, TSI ile aynı dikey eksende fazla çizmeye izin verecek şekilde ayarlanmıştır. Tüm miktarların zamansal varyasyonları, faza sıkı sıkıya bağlıdır, ancak genliklerdeki korelasyon derecesi bir dereceye kadar değişkendir.

Yüzey Manyetizması

Güneş lekeleri sonunda çürür ve fotosferde manyetik akı bırakır. Bu akı, türbülanslı konveksiyon ve büyük ölçekli solar akışlarla dağıtılır ve çalkalanır. Bu taşıma mekanizmaları, yüksek güneş enlemlerinde manyetize bozunma ürünlerinin birikmesine yol açar ve sonunda kutup alanlarının polaritesini tersine çevirir (yukarıdaki Hathaway / NASA / MSFC grafiğinde mavi ve sarı alanların nasıl tersine döndüğüne dikkat edin).Güneş manyetik alanının iki kutuplu bileşeni, maksimum güneş enerjisi süresi boyunca kutupları tersine çevirir ve güneş minimumda tepe gücüne ulaşır.

Uzay
Uzay aracı


CME'ler (koronal kütle püskürtmeleri), bazen güneş kozmik ışınları olarak da bilinen yüksek enerjili protonlardan oluşan bir radyasyon akışı üretir. Bunlar uydulardaki elektronik ve güneş hücrelerinde radyasyon hasarına neden olabilir. Güneş proton olayları ayrıca elektronik cihazlarda tek olaylı çöküş (SEU) olaylarına neden olabilir; aynı zamanda, maksimum güneş enerjisi sırasında azalan galaktik kozmik radyasyon akışı, parçacık akışının yüksek enerjili bileşenini azaltır.

CME radyasyonu, Dünya'nın manyetik alanının ürettiği kalkanın dışında kalan bir uzay görevindeki astronotlar için tehlikelidir. Gelecekteki görev tasarımları (örneğin, bir Mars Misyonu için) bu nedenle, astronotların böyle bir olay sırasında geri çekilmeleri için radyasyon korumalı bir "fırtına barınağı" içerir.

Gleißberg, ardışık döngülere dayanan bir CME tahmin yöntemi geliştirdi.[32]

Olumlu tarafı, maksimum güneş enerjisi sırasında artan ışınım, Dünya atmosferinin zarfını genişleterek, düşük yörüngeli uzay kalıntılarının daha hızlı bir şekilde yeniden girmesine neden oluyor.
Galaktik kozmik ışın akışı

Güneş püskürtmesinin gezegenler arası uzaya dışa doğru genişlemesi, galaksinin başka yerlerinden güneş sistemine giren yüksek enerjili kozmik ışınları dağıtmada etkili olan aşırı plazma yoğunlukları sağlar. Güneş patlaması olaylarının frekansı döngü tarafından modüle edilir ve buna göre dış güneş sistemindeki kozmik ışın saçılma derecesini değiştirir. Sonuç olarak, iç Güneş Sistemindeki kozmik ışın akışı, genel güneş aktivitesi seviyesi ile bağıntılıdır.[33] Bu anti korelasyon, Dünya yüzeyindeki kozmik ışın akısı ölçümlerinde açıkça tespit edilir.

Dünya atmosferine giren bazı yüksek enerjili kozmik ışınlar, ara sıra nükleer parçalanma reaksiyonlarına neden olacak kadar moleküler atmosferik bileşenlerle yeterince sert çarpışır. Fisyon ürünleri, Dünya yüzeyine yerleşen 14C ve 10Be gibi radyonüklitleri içerir. Konsantrasyonları, ağaç gövdelerinde veya buz çekirdeklerinde ölçülebilir ve güneş aktivitesi seviyelerinin uzak geçmişe yeniden yapılandırılmasına izin verir.[34] Bu tür rekonstrüksiyonlar, yirminci yüzyılın ortalarından bu yana genel güneş aktivitesi seviyesinin son 10.000 yılın en yüksekleri arasında yer aldığını ve bu süre zarfında farklı sürelerde bastırılmış faaliyet dönemlerinin tekrar tekrar meydana geldiğini gösteriyor.

Atmosferik
Güneş ışınımı


Toplam güneş ışıması (TSI), Dünya'nın üst atmosferinde meydana gelen güneş ışımalı enerji miktarıdır. TSI varyasyonları, uydu gözlemleri 1978'in sonlarında başlayana kadar tespit edilemezdi. 1970'lerden 2000'lere kadar uydularda bir dizi radyometre fırlatıldı.[35] TSI ölçümleri on uyduda 1360 ila 1370 W / m2 arasında değişiyordu. Uydulardan biri olan ACRIMSAT, ACRIM grubu tarafından başlatıldı. Örtüşmeyen ACRIM uyduları arasındaki tartışmalı 1989-1991 "ACRIM boşluğu", ACRIM grubu tarafından +% 0,037 / on yıl artış gösteren bir kompozite dönüştürüldü. ACRIM verilerine dayanan başka bir seri, PMOD grubu tarafından üretilir ve −% 0,008 / on yıl düşüş eğilimi gösterir. Bu% 0,045 / on yıllık fark, iklim modellerini etkiliyor.

Güneş ışıması döngü boyunca sistematik olarak değişir , hem toplam ışıma hem de ilgili bileşenlerinde (UV'ye karşı görünür ve diğer frekanslar).[36] Güneş parlaklığı, güneş enerjisi maksimum döngüsü ortasında, terminal güneş enerjisi minimumundan yüzde 0,07 daha parlaktır.[37] 1996-2013 TSI varyasyonunun birincil nedeni (% 96) fotosferik manyetizma gibi görünmektedir.[38] Ultraviyole ışığın görünür ışığa oranı değişir.[39]

TSI, güneş manyetik aktivite döngüsü ile faz olarak değişir ve genliği yaklaşık% 0.1, yaklaşık 1361.5 W / m2 ("güneş sabiti") civarında bir ortalama değer ile değişir.[40] Ortalama% −0.3'e kadar olan varyasyonlar, büyük güneş lekesi gruplarından ve +% 0,05'lik büyük faktörlerden ve 7-10 günlük bir zaman ölçeğindeki parlak ağdan kaynaklanmaktadır (TSI varyasyon grafiklerine bakınız).[36] Uydu çağı TSI varyasyonları küçük ama tespit edilebilir eğilimler gösterir.[41]

Güneş lekeleri ortalama fotosferden daha koyu (daha soğuk) olsa bile TSI güneş maksimumda daha yüksektir. Bunun nedeni, güneş maksimumları sırasında güneş lekeleri dışındaki mıknatıslanmış yapılar, örneğin fasulalar ve ortalama fotosferden daha parlak (daha sıcak) olan "parlak" ağın aktif öğeleri gibi. Soğutucuyla ilişkili ışık açığını topluca aşırı telafi ediyorlar, ancak daha az sayıda güneş lekesi var. Güneş dönüşü ve güneş lekesi döngüsü zaman ölçeklerindeki TSI değişikliklerinin birincil nedeni, bu radyal olarak aktif güneş manyetik yapılarının değişen fotosferik kapsamıdır.

Ozon üretimi ve kaybı ile ilgili UV ışınımındaki enerji değişiklikleri atmosferik etkilere sahiptir. 30 hPa atmosferik basınç seviyesi, 20-23 arasındaki güneş çevrimleri sırasında güneş aktivitesiyle fazda yüksekliği değiştirdi. UV ışınımındaki artış, daha yüksek ozon üretimine neden olarak stratosferik ısınmaya ve stratosferik ve troposferik rüzgar sistemlerinde kutuplara doğru yer değiştirmelere neden oldu.[42]

Kısa boylu dalga radyasyon

Bir güneş döngüsü: 30 Ağustos 1991'den 6 Eylül 2001'e kadar bir güneş lekesi döngüsü sırasında güneş aktivitesindeki değişimi gösteren on yıllık Yohkoh SXT görüntülerinin bir montajı. Kredi: ISAS'ın (Japonya) Yohkoh görevi ve NASA (ABD).

5870 K sıcaklıkta, fotosfer aşırı ultraviyole (EUV) ve üzerinde bir oranda radyasyon yayar. Bununla birlikte, Güneş atmosferinin daha sıcak olan üst katmanları (kromosfer ve korona) daha kısa dalga boylu radyasyon yayar. Üst atmosfer homojen olmadığından ve önemli manyetik yapı içerdiğinden, güneş ultraviyole (UV), EUV ve X-ışını akısı döngü boyunca belirgin şekilde değişir.

Soldaki fotoğraf montajı, Japon uydusu Yohkoh tarafından 30 Ağustos 1991'den sonra 22. döngünün zirvesinde, 6 Eylül 2001'de 23. döngünün zirvesinde gözlemlendiği gibi yumuşak X-ışını için bu varyasyonu göstermektedir. Örneğin SOHO veya TRACE uyduları tarafından gözlemlendiği gibi, solar UV veya EUV radyasyon akışında döngü ile ilgili farklılıklar gözlemlenir.

Toplam güneş radyasyonunun yalnızca küçük bir bölümünü oluştursa da, güneş UV, EUV ve X-ışını radyasyonunun Dünya'nın üst atmosferi üzerindeki etkisi çok büyük. Solar UV akısı, stratosferik kimyanın önemli bir faktörüdür ve iyonlaştırıcı radyasyondaki artışlar, iyonosferden etkilenen sıcaklığı ve elektriksel iletkenliği önemli ölçüde etkiler.

Güneş radyo akışı

Santimetrik (radyo) dalga boyunda Güneşten emisyon, esas olarak aktif bölgeleri örten manyetik alanlarda hapsolmuş koronal plazmadan kaynaklanmaktadır.[43] F10.7 endeksi, gözlemlenen güneş radyosu emisyonunun zirvesine yakın, 10.7 cm'lik bir dalga boyunda birim frekans başına güneş radyosu akısının bir ölçüsüdür. F10.7 genellikle SFU veya güneş akısı birimlerinde ifade edilir (1 SFU = 10−22 W m − 2 Hz − 1). Dağınık, radyoaktif olmayan koronal plazma ısıtmanın bir ölçüsünü temsil eder. Genel güneş aktivitesi seviyelerinin mükemmel bir göstergesidir ve güneş UV emisyonları ile iyi ilişkilidir.

Orta dalga ve düşük VHF frekansları da etkilenmesine rağmen, güneş lekesi aktivitesi, özellikle kısa dalga bantları olmak üzere uzun mesafeli radyo iletişimleri üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Güneş lekesi aktivitesinin yüksek seviyeleri, daha yüksek frekans bantlarında gelişmiş sinyal yayılmasına yol açar, ancak bunlar aynı zamanda güneş gürültüsü ve iyonosferik rahatsızlıkların seviyelerini de arttırır. Bu etkiler, artan güneş radyasyonu seviyesinin iyonosfer üzerindeki etkisinden kaynaklanmaktadır.

10,7 cm'lik güneş akısı, noktadan noktaya karasal iletişimi engelleyebilir.[44]

Bulutlar

Kozmik ışın değişikliklerinin döngü üzerindeki etkilerine dair spekülasyonlar potansiyel olarak şunları içerir:

İyonizasyondaki değişiklikler, bulut oluşumu için yoğunlaşma çekirdeği görevi gören aerosol bolluğunu etkiler.[45] Güneş miniması sırasında daha fazla kozmik ışın Dünya'ya ulaşır ve potansiyel olarak Bulut yoğunlaşma çekirdeklerinin öncüsü olarak ultra küçük aerosol parçacıkları oluşturur.[46] Daha fazla miktarda yoğunlaşma çekirdeğinden oluşan bulutlar daha parlaktır, daha uzun ömürlüdür ve daha az yağış üretme olasılığı yüksektir

Kozmik ışınlardaki bir değişiklik, belirli bulut türlerinde artışa neden olabilir ve Dünya'nın aklını etkileyebilir.

Özellikle yüksek enlemlerde, kozmik ışın varyasyonunun karasal alçak irtifa bulut örtüsünü etkileyebileceği (yüksek irtifa bulutlarıyla korelasyon eksikliğinden farklı olarak), kısmen güneşle çalışan gezegenler arası manyetik alandan (ve galaktik geçişten) etkilenebileceği öne sürüldü. daha uzun zaman dilimlerinde kollar), ancak bu hipotez doğrulanmadı. Daha sonraki makaleler, bulutların kozmik ışınlarla üretilmesinin çekirdeklenme parçacıklarıyla açıklanamayacağını gösterdi. Hızlandırıcı sonuçları, bulut oluşumuna neden olacak kadar yeterli ve yeterince büyük parçacıklar üretemedi; bu, büyük bir güneş fırtınasından sonraki gözlemleri içerir. Çernobil'den sonraki gözlemler herhangi bir indüklenmiş bulut göstermemektedir[47]

Karasal
Organizmalar


Güneş döngüsünün canlı organizmalar üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Bazı araştırmacılar insan sağlığı ile bağlantılar bulduklarını iddia ediyorlar.

300 mm’de Dünya'ya ulaşan ultraviyole UVB ışığının miktarı, koruyucu ozon tabakasındaki değişiklikler nedeniyle güneş döngüsüne göre% 400'e kadar değişir. Stratosferde ozon, O2 moleküllerinin ultraviyole ışıkla bölünmesiyle sürekli olarak yenilenir. Minimum güneş enerjisi sırasında, Güneş'ten alınan ultraviyole ışığın azalması ozon konsantrasyonunda bir azalmaya yol açarak artan UVB'nin Dünya yüzeyine ulaşmasına izin verir.[48]

Radyo iletişimi

Skywave radyo iletişim modları, radyo dalgalarını (elektromanyetik radyasyon) iyonosferden bükerek (kırarak) çalışır.[49] Güneş döngüsünün "zirveleri" sırasında iyonosfer, güneş fotonları ve kozmik ışınlar tarafından giderek daha fazla iyonlaşır.[50] Bu, radyo dalgasının yayılmasını, iletişimi kolaylaştırabilecek veya engelleyebilecek karmaşık şekillerde etkiler. Skywave modlarının tahmini, ticari deniz ve uçak iletişimi, amatör radyo operatörleri ve kısa dalga yayıncıları için büyük ilgi görmektedir. Bu kullanıcılar, bu güneş ve iyonosferik varyanslardan en çok etkilenen Yüksek Frekans veya 'HF' radyo spektrumundaki frekansları işgal eder. Güneş enerjisi çıkışındaki değişiklikler, iletişim için kullanılabilen en yüksek frekansın sınırı olan maksimum kullanılabilir frekansı etkiler.[51]
İklim

Güneş aktivitesindeki hem uzun vadeli hem de kısa vadeli varyasyonların potansiyel olarak küresel iklimi etkilediği öne sürülüyor, ancak güneş varyasyonu ve iklim arasındaki herhangi bir bağlantıyı göstermenin zor olduğu kanıtlandı.

İlk araştırmalar hava durumunu sınırlı başarı ile ilişkilendirmeye çalıştı , ardından güneş aktivitesi ile küresel sıcaklık arasında ilişki kurma girişimleri izledi. Döngü aynı zamanda bölgesel iklimi de etkiler. SORCE'nin Spectral Irradiance Monitor'ünden alınan ölçümler, solar UV değişkenliğinin, örneğin ABD ve kuzey Avrupa'da daha soğuk kışlar ve minimum güneş enerjisi sırasında Kanada ve güney Avrupa'da daha sıcak kışlar ürettiğini göstermektedir.

Önerilen üç mekanizma güneş varyasyonlarının iklim etkilerine aracılık ediyor

Toplam güneş ışığı ("Işınım zorlaması").

Ultraviyole ışıma. UV bileşeni toplamdan daha fazla değişiklik gösterir, bu nedenle UV orantısız bir etkiye sahip (henüz bilinmeyen) bazı nedenlerden ötürü, bu iklimi etkileyebilir.

Güneş rüzgarının aracılık ettiği galaktik kozmik ışın değişiklikleri, bulut örtüsünü etkileyebilir.

Güneş lekesi döngüsü varyasyonunun% 0.1'i, Dünya'nın iklimi üzerinde küçük ama saptanabilir etkilere sahiptir.[52][53] Camp ve Tung, güneş ışınımının, güneş maksimum ve minimum arasında ölçülen ortalama küresel sıcaklıkta 0.18 K ± 0.08 K (0.32 °F ± 0.14 °F) varyasyonuyla ilişkili olduğunu öne sürüyor.[54]

Diğer etkiler arasında buğday fiyatları ile bir ilişki bulan bir çalışma ve Paraná Nehri'ndeki su akışı ile zayıf bir korelasyon bulan bir diğeri bulunmaktadır.[55] Yüz milyonlarca yıl önce ağaç halkası kalınlıklarında ve bir gölün dibindeki katmanlarda on bir yıllık döngü bulundu.

Mevcut bilimsel fikir birliği, özellikle de IPCC'ninki, güneş varyasyonlarının küresel iklim değişikliğini yönlendirmede yalnızca marjinal bir rol oynadığı yönündedir , çünkü son zamanlarda ölçülen güneş enerjisi değişiminin büyüklüğü, sera gazlarından kaynaklanan zorlamadan çok daha küçüktür. Ayrıca, 2010'lardaki ortalama güneş enerjisi aktivitesi 1950'lerdekinden daha yüksek değildi (yukarıya bakın), oysa ortalama küresel sıcaklıklar bu dönemde önemli ölçüde arttı. Aksi takdirde, güneşin hava üzerindeki etkilerini anlama düzeyi düşüktür.

Güneş döngüsü ayrıca, üst termosferik seviyelerdeki yoğunluğu etkileyerek Düşük Dünya Yörüngeli (LEO) nesnelerinin yörüngesel bozulmasını da etkiler.[56]

Güneş dinamosu

11 yıllık güneş lekesi döngüsünün, 22 yıllık Babcock-Leighton güneş dinamo döngüsünün yarısı olduğu düşünülmektedir; bu, aynı zamanda güneş plazma akışlarının aracılık ettiği toroidal ve poloidal güneş manyetik alanları arasında salınımlı bir enerji değişimine karşılık gelir. her adımda dinamo sistemine enerji. Güneş döngüsü maksimumda, dış poloidal dipolar manyetik alan, dinamo döngüsü minimum gücüne yakındır, ancak takoklin içindeki diferansiyel dönüş yoluyla üretilen bir iç toroidal dört kutuplu alan, maksimum gücüne yakındır. Dinamo döngüsünün bu noktasında, Konveksiyon bölgesi içinde yüzen yukarı yükselme, toroidal manyetik alanın fotosfer boyunca ortaya çıkmasına neden olarak, zıt manyetik kutuplarla kabaca doğu-batı hizasında olan güneş lekeleri çiftlerine yol açar. Güneş lekesi çiftlerinin manyetik polaritesi, Hale döngüsü olarak bilinen bir fenomen olan her güneş döngüsünü değiştirir.[57][58]

Güneş döngüsünün azalan fazı sırasında, enerji iç toroidal manyetik alandan dış poloidal alana kayar ve güneş lekelerinin sayısı azalır. Solar minimumda, toroidal alan buna uygun olarak minimum güçte, güneş lekeleri nispeten nadirdir ve poloidal alan maksimum güçtedir. Bir sonraki döngü sırasında, diferansiyel dönüş, manyetik enerjiyi poloidalden toroidal alana, önceki döngünün tersi olan bir polarite ile geri dönüştürür. Süreç sürekli olarak devam eder ve idealleştirilmiş, basitleştirilmiş bir senaryoda, her 11 yıllık güneş lekesi döngüsü, Güneş'in geniş ölçekli manyetik alanının kutupluluğundaki bir değişikliğe karşılık gelir. Güneş dinamo modelleri, güneşin içindeki diferansiyel dönme, meridyen sirkülasyon ve türbülanslı pompalama gibi plazma akısı taşıma işlemlerinin, güneş manyetik alanının toroidal ve poloidal bileşenlerinin geri dönüşümünde önemli bir rol oynadığını göstermektedir (Hazra ve Nandy 2016). Bu akı taşıma işlemlerinin görece güçlü yönleri, güneş döngüsünün fiziğe dayalı tahminlerinde önemli bir rol oynayan güneş döngüsünün "hafızasını" da belirler. Özellikle Yeates, Nandy ve Mackay (2008) ve Karak ve Nandy (2012), güneş döngüsü belleğinin kısa olduğunu ve bir döngüden fazla sürdüğünü belirlemek için stokastik olarak zorlanmış doğrusal olmayan güneş dinamosu simülasyonlarını kullandılar, bu nedenle sadece doğru tahminlerin mümkün olduğunu ima ediyorlar. sonraki güneş lekesi döngüsü için ve ötesine değil. Güneş dinamo mekanizmasındaki kısa bir döngü belleğinin bu varsayımı daha sonra Munoz-Jaramillo ve diğerleri tarafından gözlemsel olarak doğrulandı. (2013).[59][60]

Takoklin uzun zamandır Güneş'in geniş ölçekli manyetik alanını oluşturmanın anahtarı olarak düşünülse de, son araştırmalar bu varsayımı sorguladı. Kahverengi cücelerin radyo gözlemleri, büyük ölçekli manyetik alanları da koruduklarını ve manyetik aktivite döngüleri gösterebileceklerini göstermiştir. Güneş, konvektif bir zarfla çevrili bir ışıma çekirdeğine sahiptir ve bu ikisinin sınırında takoklin bulunur. Bununla birlikte, kahverengi cüceler ışıma çekirdeği ve takoklinlerden yoksundur. Yapıları, çekirdekten yüzeye uzanan güneş benzeri konvektif bir zarftan oluşur. Takokline sahip olmadıkları için yine de güneş benzeri manyetik aktivite sergiledikleri için, solar manyetik aktivitenin sadece konvektif zarfta üretildiği öne sürülmüştür.[61]
Gezegenlerin tahmin edilen etkisi
Yıllar boyunca yayınlanan birçok spekülatif makale ile gezegenlerin güneş döngüsü üzerinde bir etkiye sahip olabileceği uzun süredir teorize edilmiştir. 1974'te bu fikre dayanan Jüpiter Etkisi adlı en çok satanlar vardı. Örneğin, Güneş'in derinliklerinde küresel olmayan bir takoklin katmanına gezegenlerin uyguladığı torkun güneş dinamosunu senkronize edebileceği öne sürüldü.[62] Bununla birlikte, sonuçlarının yanlış uygulanmış düzleştirme yönteminin, örtüşmeye yol açan bir artefaktı olduğu gösterilmiştir.[63] Yine de, gezegensel kuvvetlerin güneş üzerindeki varsayılan etkisini (bariz merkezin etrafındaki hayali hareketi dahil) öneren çalışmalar, bunun için niceliksel bir fiziksel mekanizma olmasa da ara sıra ortaya çıkmaya devam ediyor.[64] Bununla birlikte, güneş değişkenliğinin esasen stokastik ve tek bir güneş döngüsünün ötesinde öngörülemez olduğu bilinmektedir,[65] bu da güneş dinamosu üzerindeki deterministik gezegensel etki fikriyle çelişir. Dahası, modern dinamo modelleri, herhangi bir gezegensel etki olmaksızın güneş döngüsünü tam olarak yeniden üretir. Buna göre, güneş dinamosu üzerindeki gezegensel etkinin marjinal olduğu ve Occam'ın jilet ilkelerine aykırı olduğu düşünülmektedir.

Kutup taklasında Kelvin modeli

Selamünaleyküm
bu makalemiz Kutup taklasında Kelvin modeli

daha önceki makalelerimizde bahsettiğimiz güneşin batıdan doğmasına az bir süre kaldı dediğimiz meseleyi kelvin'de şöyle açıklamış

demiş ki gerçek 0 noktası -272 derecedir ve kainatın bir ucu ya da en son ucu en uzak noktası -272 derecedir demiş

ve Kelvin termometresi diye bir termometre vardır orada 0 noktası -272'den başlar

Halbuki bir daire çizdiğimizde, ve aynı dünya gibi ortasına ekvator çizgisi çizdiğimizde, yani çap çizgisi, ve Sağ taraf doğu, ve 0 noktası aldığımızda, karşı tarafta 180 derece demektir dairede, ve 90 derece kuzey kutbu, ve 90  derecenin karşısı olan 180 derecede Güney Kutbu demek olur. bugünkü kutupların bulunduğu bölgeler olaraktan, 90 derecede Rusya bulunmakta, 0 noktası güneşin ilk doğduğu yer demek, Ve o yüzden doğu ve, Çin Japonya güneşin ilk doğduğu yer olaraktan ele alınır, yani sıfır noktası, ve onun tam karşısı Amerika ve San Francisco gibi bir yerde batı, vahşi batı, yani Amerika 180 derece karşısı,
ve bu bugünkü sistemdeki kutuplar ve 90 derece Rusya'nın karşısı da Antartika alt Kutup

Fakat Kelvin demiş ki : -272 derece kainatın diğer ucu, ve 0 noktası demiş. Bunu trigonometri de, 0 noktası Çin'i aldığımız zaman, yani dairedeki Çapın sağ tarafına aldığımız zaman, ortadan geçen çizginin sağ tarafına aldığımızda, saatin ters yönünde bir açı aldığımızda, bu  yani  artı 90 derece, ve artı 180 derece, ve artı 270 derecedir, 270 derece antartika'yı gösterir, fakat Kelvin diyor ki eksi 272 derece, hal böyle olunca,
Bu sefer açıyı sağdan sola Yani, saat yönünde değil de, tövbe tövbe saat yönüne ters değil de, saat yönünde bir açı çizdiğimiz zaman, ve sıfırı sağ tarafta Çin aldığımızda, Aşağıdan yukarı 3 çeyrek çizdiğimizde 270 derece Rusya'nın olduğu yer demek olur, Rusya'nın olduğu yeri 2 derece son çeyreğe geçmek demektir -272 derece. o zaman -272 derece yani Rusya'yı geçince 2 dereceye geçince sıfır derece demekse, Burası Yani biz, yaratılıştan bu yana, yahut da Peygamberimizden bu yana, 1400 sene daha yükselmişiz, Kainat açılmış açılmış, ve biz gelecekteki Yıldızlar idik, o gün gökyüzündeki yıldızlar idik, bugün o yıldızların olduğu yere vardık, ve Bizim Dünyamız o yıldızların olduğu yer oldu, yani semada yükseldik, Kainat açıldı, ve Peygamberimiz Miraç'ta, Miraç ederken, Cebrail Aleyhisselam ile bir sınıra geliyorlar, o sınırın ismi "sidretül münteha"

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَالنَّجْمِ اِذَا هَوٰىۙ١مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوٰىۚ٢وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوٰىۜ٣اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْيٌ يُوحٰىۙ٤عَلَّمَهُ شَد۪يدُ الْقُوٰىۙ٥ذُومِرَّةٍۜ فَاسْتَوٰىۙ٦وَهُوَ بِالْاُفُقِ الْاَعْلٰىۜ٧ثُمَّ دَنَا فَتَدَلّٰىۙ٨فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنٰىۚ٩فَاَوْحٰٓى اِلٰى عَبْدِه۪ مَٓا اَوْحٰىۜ١٠مَا كَذَبَ الْفُؤٰ۬ادُ مَا رَاٰى١١اَفَتُمَارُونَهُ عَلٰى مَا يَرٰى١٢وَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْلَةً اُخْرٰىۙ١٣عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهٰى١٤


1.Ven necmi izâ hevâ.
2.Mâ dalle sâhıbukum ve mâ gavâ.
3.Ve mâ yentıku anil hevâ.
4.İn huve illâ vahyun yûhâ.
5.Allemehu şedîdul kuvâ.
6.Zû mirratin, festevâ.
7.Ve huve bil ufukil a’lâ.
8.Summe denâ fe tedellâ.
9.Fe kâne kâbe kavseyni ev ednâ.
10.Fe evhâ ilâ abdihî mâ evhâ.
11.Mâ kezebel fuâdu mâ raâ.
12.E fe tumârûnehu alâ mâ yerâ.
13.Ve lekad raâhu nezleten uhrâ.
14.İnde sidratil muntehâ.

Necm Suresi

yani varılacak en uzak veya en son nokta, münteha, Nihayet, Yani nihayet, en son, Nihaye varılacak en uzak veya en son nokta, Oraya vardığında, Cebrail Aleyhisselam diyor ki, ben buradan öteye bir adım geçersem, Yanarım, Ya Muhammed, buradan öteye, sen yalnız gideceksin, diye, Peygamber Efendimizin yalnız olarak tan yürümeye teşvik ediyor, Çünkü bizim bulunduğumuz bu bölgede, cebrail'i Biz görsek, hepimizin aklı Çıldırır, yahut da, Cebrail Aleyhisselam'a saldıranlar olur, bilmeyenler olur, Uzaylıları düşürdük, UFO düşürdük diyenler var Mesela bugün, yakaladık, onlara saldırdık, onlara bize saldırdı diyenler var, Cebrail'in ne surette ve nasıl olduğunu bilmeyip anlamayan insanlar, Cebrail Aleyhisselam'a saldırır, veyahut da Cebrail Aleyhisselam'a zarar veremezler fakat, cebrail Aleyhisselam onlarla savaşmak durumunda kalır, onlara zarar vermek durumunda kalır, yahut da o zarar vermek durumunda kalır, kendini müdahale etmek için, o yüzden Cebrail Aleyhisselam, bizim bu semanımıza geçemiyor, buraya geçmiyor, ancak sadece,ilk vahiy geldiğinde, hıra dağında, Peygamber Efendimize, Nur Dağı'nda, bir defa olaraktan, Aslı suretinde gözükmüş.

işte biz en nihaya nokta, sidratil muntehâ dayız,  Demek ki  taa varılacak en son nokta, kainatın en uzak noktası, yani kelvin'in dediği -272 derecede ki  yere geldik, döne döne, döne döne, kutuplar işte döndü, ve güneş battığı yerden doğacak noktaya geldi, Burası -272 derece, az bir yer kaldı, Hatta ben bunu daha önceki vaazım da anlatmıştım, yani Kutup taklasına yani Güneşin battan doğmasını az bir süre kalmış, Çünkü Kelvin modelinde, son çeyrek Yaşanmıyor, eksi 272 den önce denilince 360° dereceye varılmıyor en son nokta 360 değil eksikliği eziyet çıkıyor olunca 1.90'lık yani çeyrek dairedeki bir çeyrek yaşam daha ileri gidilmiyor demektir bu. Bizim geldiğimiz yerdeki Kutup taklasından -272 derece, yani bunu ölçtüğümüz zaman, bize Rusya'nın içinde bir yeri verir, Orası 0 noktası olursa, yani, yeni takladaki Çin'in olduğu yeri, yani güneşin ilk doğduğu yer, Rusya olursa, o zaman 90 derece açılı yerde, Amerika San Francisco olur, yani Kuzey Kutbu Amerika San Francisco bölgesi ve, o alt bölgeler Kuzey kutbunu temsil eder, Onun tam karşısı zıttı 180 derecede, yani Çin Japonya'da, Güney kutbunu temsil eder, ve bugün Rusya'nın bulunduğu yer Doğuyu temsil eder, 0 olduğu için, sıfırın karşısı olan 180 derecede, Afrika yani, Rusya 90 derece olduğu için, iki çeyrek daha ileri gittiğimizde Afrika yani Amerika'nın bir çeyreği 180° daha illeri gittiğimizde, Afrika'da, şu anki Amerika'nın olduğu yere geçmiş olur, yani kutupları Bu şekilde bir takla atar, Yani elektriği ilk bulanlar, elektriğin akımının sağdan sola olduğunu keşfetmişler, daha sonra elektriğin bir akımı daha bulunmuş, ve soldan sağa Aktığını fark etmişler ya bu demek oluyor ki, Peygamber silsilesi, Adem Aleyhisselam'da n Peygamberimiz Muhammed Mustafa'ya doğru, sağdan sola, aynı kur'an-ı Kerim'in yazılış sistemi gibi, sağdan sola bir akış sistemi vardı, fakat en sonunda Mehdi Aleyhisselam var, Mehdi Aleyhisselam artık sonra vardığı için, sondan ileri gidebilecek bir yeri yok, geri dönmesi lazım, o da soldan sağa bir yol ilerlemekte, yani sondan başa doğru bir yol ilerlemekte, bu da demek oluyor ki peygamberin dönüş yönü saate ters istikamette, yani Kabe'yi tavaf şeklinde, fakat Mehdi Aleyhisselam'a gelince, Kutup taklası olduğu için, Güneş batıdan doğacağı için, artık daha gidilecek yer yok sidratil muntehâ da olduğumuz için, burası sidre, Buradan geri dönmemiz lazım zaten, işte kıblenin ve  Kabe'nin ve kıblenin ve kutupların değişmesini sebebi, gidebilecek daha bir yerimiz yok, Kainatta ki gidilebilcek en uzak nokta sidratil muntehâ ve buradan Geri dönmemiz, ancak soldan sağa bir dönüşle dönersek, Dünyamız tekrar, Aynen çıktığı yerden yahutta mevsim 21 aralik olunca ki dönence gibi galksideki dönence, tekrar geri inmeye başlar aşağı doğru bir dönüş şeklinde,  bir ilerleme olur, Ve bu da böyle bir dönme sisteminde, işte takla atıldığında, Kelvin'in dediği -272 derece 0 noktasıdır meselesinde, kutuplar yukarıda anlattığım gibi bir değişime maruz kalır, yukardaki skizelere bak, böyle olur velhasıl kelam, bugünkü makalemizin meselesini Dilim döndüğü kadarn bu kadar anlatabildim.

Bilim adamlarına, din adamlarına, insanlığa sesleniyorum, Kurtuluş Mehdi'nin olduğu yerdedir, diğer yerleri, sel deprem, veya benzeri afetler, bu kutup taaklasından dolayı yok edecek olabilir, ve Peygamberimiz mehdi'ye işaret etmiş, Peygamberimiz kendi vechine konuşmaz. O Vahiy ile konuşur buyuruyor kur'an-ı Kerim'de, Öyle olunca, Allah'ın bildirdiğine göre, Kurtuluş Mehdi'nin olduğu yerdedir,  kalplerinizde İman varsa, Mehdi kimdir Bilmeniz, ve mehdi'ye doğru gitmeniz, Hatta Peygamberimiz öyle demiş ki işte, Kutup taklası olduğu zaman, "The Day After Tomorrow" dedik işte, Amerika Kar kış kıyamet yani Kuzey kutbu olacak, "ICE AGE" öyle bir durumda Kurtuluş Mehdi'nin yanında olacağı için, karda sürünerek bile olsanız demiş, mehdi'ye gidin, Halbuki Arabistan'da Peygamberimiz kar görmüş mü, kar nedir hic bilmiş mi, Nereden bildi de

"karda sürünüyor bile olsanız mehdi'ye gidin"

İbn-i Mes'ud -radiyallahu anh- anlatıyor:

"Biz, Resulullah Aleyhisselâm'ın yanında iken Benî Hâşim'den bir grup genç geldi. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onları görünce, gözü doldu ve rengi değişti. Ben: Ey Allah'ın Resul'ü! Şimdiye kadar, mübarek yüzünüzde hoşumuza gitmeyen bir manzara hiç görmemiştik, (şimdi ne oldu da bizi üzen bir ifade ile karşılaşıyoruz?)" dedim. Şu cevabı verdiler:

"Biz öyle bir Ehl-i Beyt'iz ki, Allah bizim için dünyaya mukabil ahireti tercih etmiştir. Benim Ehl-i Beyt'im benden sonra belâ, kaçırılma ve sürgüne maruz kalacak. Nihayet, doğu tarafından beraberlerinde Siyah Bayraklar olan bir kavim gelecek. Bunlar hayır (saltanat) isteyecekler, fakat istekleri yerine getirilmeyecek. Bunun üzerine onlar savaşacak. Allah onlara yardım edecek. Bundan sonra istedikleri (hükümdarlık) kendilerine verilecek. Ne var ki, onlar bunu kabul etmeyip emirliği Ehl-i Beyt'imden bir adama tevdi edecekler. Bu (Emîr) de, insanlar yeryüzünü daha önce zulüm ile doldurdukları gibi, yeryüzünü adaletle dolduracaktır. Artık sizden kim o güne yetişirse kar üstünde emeklemek suretiyle de olsa onlara varsın (katılsın)"

(İbn-i Mâce: 4082)

dedi Demek ki bir bildiren bir gösteren cenab-ı mevlamız var. Cenabı mevlamız böyle buyurduysa, hak söz haktan gelir, hakka gider, Hakkı tutup kaldıranlar, hakkı bilenler, ve mehdi'yi tanıyanlar, imanla olanlar mehdi'ye doğru gelsin...

Ve kuşaklardan da Zero kuşak, yani z kuşak, ya da Zero kuşak, 0 kuşak demek, işte 0 çizgisi, yani sıfır çizgisi değişmekte, 0 noktasına yani sidreye varıldığında, z kuşak, ya da zero kuşak, cinsiyetsiz, meleklik Makamı, yani en uzak nokta, Melek insanoğlunun erişebileceği en uzak nokta, ve ondan sonra, az bir şey sağa geçti mi 0,001 mesela, sıfırdan büyük, yahut da öbür tarafa geçtiğin zaman,  minus 0,0001, yine 0'dan küçük demek, öyle olunca, işte bunu da bizim oralarda, Gökkuşağı çıktığı zaman, o gökkuşağının altından geçen, erkekse kız olur, kız ise oğlan olur diye tarif etmişler. İşte bu sıfır çizgisine gelmiş oluyoruz, bu sıfır çizgisi gökkuşağının oluştuğu çizgi, yani o çizgi sıfır çizgisini temsil ediyor, ve bizim kainatımızın yükselerekten, artık renklerin hepsi bir, nihayet renklerin, yolların, insanların, çeşitlerin en son haddesi, ve burada artık çeşitlilik yok, her şey eşit, sıfırda her şey eşittir, Yani terazideki, iki Kefeli terazideki, ne Sağ taraf ağdırması, neden sol tarafın ağrıdırması, terazinin dengede durması için, eşit olması lazım İki kefeninde, ve bu eşit olduğunda, ortadaki o gösterge birbirini dengelediğinde, işte orta denge noktasını temsil eder, aynı bu tahterevalli'deki Orta noktayı, ve sıfırı temsil eden, 0 işte dengeyi sağlayan, yani yoktan var eden Allah'ın, kainatı ilk defa var ettiği 0 noktası, Big bang'in başladığı yer demek olur, ve oraya varmış bulunuyoruz, Kutup taklası attığında ve Güneş batıdan doğduğundan Big bang'ın başladığı yere varmış oluyoruz, ve oradan Ötesi de artık, erkekler kız, kızlar oğlan olması demek, yani "dönme" travestilerin başlaması, Ondan sonra da, artık iki üç dört diyerekten çoğalma, ve büyüme uzama, erkeklik ve kadınların tekrar insanlara verilmesi. Yani şeytan aleyhillâne den, ondan önce işte, Melek cinslerinin erkekliği dişiliği yoktur, o şeytan aleyhillâne kendi kıçına kuyruğuna sokup da üredi diyor, O yüzden erkeklik ve dişilik olmayınca, yani tenasül uzvu olmayınca, üremek için kuyruğunu kullanmış, işte kurbağa veya benzeri Hayvanlardan kuyruk kopar, ve ondan sonra kalan bölüm kurbağayı oluşturur, işte "ögelena"terliksi hayvan, veya kamçılı hayvan da da aynı sistem vardır, tek hücreli üreme, ve sonra Allahu Teala'nın ikrami ile Çok hücreli üremeye geçme devresi, işte 0 noktası ve -1 veya +1 olaraktan eşeyli üreme, daha önce 0 noktasında eşeyli üreme yok, Zero kuşak, yani z kuşak, Tek hücreli ve Zero, 0 noktasına sıfır kutbuna kainatın en uzak noktasına eksi 272 dereceye varmak üzereyiz, Rabbim insanlığa yardım etsin, Allah muhafaza, hepimizi helak edipte, bu kainatı kapamaz İnşallah, bir Kurtuluş, bir çıkış verir, ben inanıyorum bir çıkış verir, Mümin kullarına sonunda diyor Salih kullarım mirası Devri alacak

وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِى ٱلزَّبُورِ مِنۢ بَعْدِ ٱلذِّكْرِ أَنَّ ٱلْأَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِىَ ٱلصَّٰلِحُونَ

Ve lekad ketebnâ fîz zebûri min ba’diz zikri ennel arda yerisuhâ ıbâdiyes sâlihûn.

Andolsun, Zikir’den (Tevrat’tan) sonra Zebûr’da da, “Yere muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır” diye yazmıştık.

(Enbiyâ Suresi 105. Ayet)


Demek ki iyi Amel işleyen kimseler, Mehdi'nin yanına gidip, kurtuluşa erecek inşallah, O söz hak söz ise, kur'an-ı Kerim hak ise, Demek ki Salih amel işleyenler, güzel ameller işleyenler, iyi insanlar, mehdi'yi bilip tanıyacak, ve mehdi'ye gidecekler, ve bu kapanışta, bu kapanışta kurtuluşa erecek olan, ümmeti Necat onlar olacak...

Selamünaleyküm

Bu şekilde söylemiş ve izah etmiş olalım



BU BiR KAROGLAN RAŞiT TUNCA
ARAŞTIRMA DERLEME MAKALESiDiR


Raşit Tunca

Schrems, 21.02.2023

Kaynak ve Dipnotlar :

1) Bilim ve Teknik, Haziran, 2004.
2) Discovery (Bilim ve Teknik, Ekim 2005).
3) İstanbul.edu.tr/yerküre/jeomag
1)Multidecadally resolved polarity oscillations during a geomagnetic excursion
2)Young inner core inferred from Ediacaran ultra-low geomagnetic field intensity (pdF)
3)Magnetic Pole Reversal Happens All The (Geologic) Time
4)Generation of the Earth’s magnetic field – In depth
5)khosann.com
6)indigodergisi.com
7)yaklasansaat.com
8)rasittunca.org
9)Wikipedia




Bul
Cevapla


Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi