Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Allah’ın Arşa İstiva Etmesi ile ilgili ayetler
#2
RAHMAN ARŞA İSTİVA ETTİ
İSTİVÂ

ALLAHu Teâlâ'nın haberi sıfatlarından istilâ uluvv, suûd ve irtifa anlamlarında haberî bir terim.

Kur'ân-ı Kerîm'de "istivâ" sözcüğü dokuz yerde kullanılmaktadır. Bu kullanışların hepsinde fiil olarak "istevâ: istivâ etti" şeklindedir. Bunlardan ikisi, "ilâ:...e doğru" edatı ile kullanılmıştır. Söz konusu ayetler şöyledir:
"O ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı, sonra göğe yöneldi (istevâ), onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi bilir" (Bakara, 29);
"Sonra duman halinde olan göğe yöneldi (istevâ)..." (Fussilet, 11).

ALLAH Teâlâ hakkında "istivâ" söz konusu edilirken, bu iki ayetteki kullanılış pek bir problem teşkil etmemektedir.

Diğer yedi yerde ise, "istivâ" sözcüğü "alâ: üzerine, üzerinde" edatıyla kullanılmıştır. Bunların altısında "summâstevâ ale'l-Arş" şeklinde kullanılmıştır (el-A'râf, 7/54; Yunus, 10/3; er-Ra'd, 13/2; el-Furkân, 25/59; es-Secde, 32/4; el-Hadîd, 57/4).
Bir yerde de "er-Rahmanu ale'l-Arşi istevâ: O Rahman Arş'a istivâ etti" (Tâhâ, 20/5) şeklinde kullanılmıştır.

"İstivâ" denildiğinde bu yedi yerdeki kullanılış kastedilir. ALLAH'ın haberi sıfatları konusunda farklı görüşlerin en çok ileri sürüldüğü meselelerin başında, "istivâ" meselesi gelir. İstiva ile ilgili olarak görüş ileri süren alimleri önce iki gruba ayırmak mümkündür.

a- Te'vil yolunu seçenler.

b- Te'vil yoluna sapmayıp sözü zâhiri üzere kabul edenler.

İslâm tarihinde ALLAH'ın sıfatları konusunda te'vil çığırını başlatanlar, Mu'tezilî âlimleridir. Onlara göre "istivâ", istilâ ve hâkimiyeti altına alma anlamındadır. (Eş'arî, Makalâtu'l İslâmiyyîn, Kahire 1969, 1, 285; İbn Hazm, el-Fısal fi'l-Milel ve'n-Nihal, Beyrut 1975, 11, 123).

Mu'tezile, ALLAH Teâlâ'nın kulların vasıflandığı sıfatlarla nitelenmesinin caiz olmayacağını, bunların kabulünün teşbihi gerektireceğini söylemiştir. Bu çığırı ilk başlatan Ca'd b. Dirhem (118/736) dır. Ondan Cehm b. Safvân (128/745) bu görüşü almıştır (İbnu'l-Esir, el-Kâmil, V, 236).

Niçin te'vil yoluna gittiklerini de şöyle izah ederler:
"İstivâ sözünü zahirine hamledersek, ALLAH hakkında mekân ve yön tayin etmiş oluruz ki, bu, ancak cisimler için söz konusudur."
Bu sebeple de bu âyetleri te'vil etmeyenleri Mucessime ve Muşebbihe olmakla itham ederler. Onlara göre ALLAH bir yerde değil, her yerdedir. Mu'tezile te'vil'in gerektiğini ileri sürerek ALLAH'ın bu sıfatlarını nefyetmiş olacağından, onları haberi sıfatları nefyedenler olarak tesbit etmek de mümkündür (Metin Yurdagür, ALLAH'ın Sıfatları, s. 239).

Te'vile sapmayıp "istiva" lafzını zâhiri üzere anlayanları da iki gruba ayırmak mümkündür:

a- ALLAH'ın cisim olduğunu söyleyenler,

b- ALLAH'ı yaratıklarına benzetmeyenler,

ALLAH'ın cisim olduğunu söyleyenler, söz konusu ayetleri, insanın kürsiye oturması gibi ALLAH'ın Arş'a oturduğunu; insanlarda olduğu gibi ALLAH'ın da et, kemik ve kandan olup el, ayak, baş ve gövdesinin bulunduğunu söylerler. Bu sebebledir ki bunlara "Mucessime ve Muşebbihe" ismi verilmiştir.

ALLAH'ı yaratıklarına benzetmeyi reddederek "İstiva"yı kabul edenlere gelince, Ehl-i Sünnet ve ümmetin selefinin görüşü budur.
Eş'arî (ö. 324/935) meşhur "Makalâtu'l İslâmiyyin" isimli eserinde bu konudaki fırkaların görüşlerini serdederken şöyle demektedir:
"Ehl-i Sünnet ve hadis ehli dedi ki: ALLAH cisim değildir ve yaratıklara benzemez. O, Arş'ın üzerindedir. Nitekim;"O Rahman, Arş'a istivâ etti" buyurulmuştur. ALLAH'ın söylediğinden öteye gitmez, söz söylemeyiz. Aksine, keyfiyetsiz olarak istivâ etmiştir, deriz" (Eş'arî, a.g.e., I. 285).

Eş'arî, bu sözleriyle ALLAH'ın, Arş'ın yukarısında olduğunu, bunun nasıllığının tarafımızdan bilinemeyeceğini, istivâyı te'vil etmenin ve ALLAH'ı yaratıklara benzetmenin yanlış olduğunu söylemek istemektedir.
Nitekim"el-İbâne an Usûli'l-Diyâne" isimli eserinde meseleyi daha geniş bir şekilde şöyle izah eder:
"Biri çıkıp: İstivâ hakkında ne dersiniz? diyecek olursa, ona deriz ki: ALLAH, Arş'ı üzerine istivâ etmiştir. Nitekim ALLAH şöyle buyurmaktadır:
"O Rahman Arş'a istivâ etti" (Tâhâ, 5);
"Güzel söz O'na çıkar" (Fâtır, 105)
"Hayır ALLAH onu (İsâ'yı) kendisine yükseltti" (Nisâ, 158);
"(ALLAH, yaratma) işi (ni) gökten yere düzenler" (Secde, 5).
ALLAH, Firavun'dan nakille şöyle buyuruyor:
"Firavun dedi: Ey Hâmân, bana yüksek bir kule yap ki o sebeblere (yollara) erişeyim, (yani göklerin yollarına erişeyim de Mûsâ'nın ilahına çıkıp bakayım)" (Mu'min, 36-37).
Bu sözleriyle Firavun, Mûsâ (a.s.)'ın, ALLAH'ın göklerin yukarısında olduğu şeklindeki sözünü yalanlamaktadır. ALLAH Teâlâ yine şöyle buyurmaktadır:
"Gökte olanın, sizi yere batırmayacağından emin misiniz?" (Mulk, 16).
Göklerin yukarısında Arş vardır. Arş, göklerin yukarısında olunca "Gökte olandan emin misiniz?" buyurmuştur. Çünkü ALLAH, göklerin üzerindeki Arş'a istivâ etmiştir. Her yukarıda olan, göktür. Arş, göklerin en yukarısıdır"
(İmam el-Eş'ârî, el-İbâne an Usûlu'd-Diyâne, Medine 1975, s. 30-31).

Eş'arî bu konuya devam ederek, dua esnasında insanların ellerini Arş'a doğru kaldırdıklarını, Mu'tezile, Cehmiyye ve Hâriciyye mezheplerine muntesib olanların, istivâ'yı istilâ, mulk ve kahr gibi şeylerle te'vil ederek ALLAH'ın her yerde olduğunu söylediklerini, Hak ehlinin görüşü olan ALLAH'ın Arş'ın üzerinde' olduğu görüşüne karşı çıktıklarını anlatır ve bu konuda daha pek çok delil sıralar.

Maturidîler istiva ve diğer haberî sıfatları te'vil etmemişlerdir (Suleyman Uludağ, Kelâm İlmi ve İslâm Akâidi, s. 50).

İmam Maturudî (333/944) Kitabu't-Tevhîd'de, "İstiva" ayeti ile ilgili muhtemel bir çok te'villeri (mulk, ulûvv, Arşı ta'zim ve teşrif, istilâ, kasd vb.) sıralayıp, teşbihe kaçan anlayışları reddeddikten sonra şöyle demektedir:

"Bu mevzuda bize göre aslolan şudur ki, ALLAH Teâlâ; "Hiç bir şey O'nun benzeri olamaz" buyurmak suretiyle kendini mahlukatına benzetmekten tenzih etmiştir. Nitekim biz de O'nun fiillerinde ve sıfatlarında benzeri bulunmadığını, benzerlerinden münezzeh olduğunu yukarıda beyan etmiştik. Bundan ötürü, "Rahman'ın Arş üzerine istivâsını " vahyin getirdiği ve akılda sabit olduğu gibi kabul etmemiz gerekir. Artık biz bu ayetin belli bir anlam ile kesin te'viline hükmedemeyiz. Çünkü zikrettiğimiz te'villerden herhangi birine ihtimali olduğu kadar; henüz bize ulaşmamış, teşbih şâibesi taşımayan başka bir manaya gelmesi de muhtemeldir. Biz ancak bu ayette ALLAH'ın o tabirle muradı ne ise, ona iman ederiz. Vahy ile sabit olan ru'yetullah vb. diğer meselelerde de inancımız böyledir. Bu hususlarda teşbihi nefyederek, hiç bir yorum yapmadan murâd-ı ilâhi her ne ise ona iman gereklidir."
(Maturidî, Kitabu't-Tevhîd, s. 74).

Hanefi mezhebinin imamı Ebû Hanife (öl. 150/766) de ayni görüştedir. O şöyle demektedir:
"Bilmiyorum, Rabbim gökte midir, yerde midir" diyen kâfir olur. "ALLAH Arş'ın üzerindedir ama Arş gökte midir, yoksa yerde midir, onu bilmiyorum" diyen de kâfir olur. ALLAH'a dua ederken yukarıya yönelinir, aşağıya değil. Çünkü aşağının rubûbiyet ve ulûhiyyet vasfıyla hiçbir ilgisi yoktur.

Nitekim şu hadis de bunu anlatıyor:
Bir adam Peygamber'e siyah bir cariye getirdi ve:

- Benim üzerime mu'min bir köle azat etmek vacib oldu. Bu kâfi midir? diye sordu.
Peygamber (s.a.v) o cariyeye sordu: "Sen mu'min misin?"
Cariye: "Evet" dedi.
Peygamber (s.a.v.): "Peki, ALLAH nerededir?" diye sordu.
Cariye göğe işaret etti.
Bunun üzerine Peygamber: "Onu azad et, o mu'mindir" dedi.
(Muslim, el-Mesacid, 33; Ebû Davud, es-Salat, 167, Eyman, 16; Nesâî, Sehv ; Muvatta, Itk.8-9; Ahmed îbn Hanbel, 11/291. 1;
İbnu Ebi'l-İzz el-Hanefi, Şerhu'l Akîdeti't-Tahâviyye, Beyrut 1988, s. 288; İmam-ı Azam'ın Beş Eseri, İstanbul, 1981, s. 45-48 Arabca kısmı).

Nitekim Ebû Hanife'nin talebesi Ebû Yusuf, ALLAH'ın gökte (yukarıda) olduğunu reddeden Bişr el-Merisî'yi bu görüşünden dolayı hesaba çekmiş ve tövbe etmesini istemiştir.
(İbnu Ebi'l-İzz el-Hanefi, Şerhu'l Akîdeti't-Tahâviyye, Beyrut 1988, s. 288)

Görülüyor ki, kelâm metodunu büyük çapta benimseyen imamlarımızdan Eş'ari'de müşahede edilen haberî sıfatların (ve muteşabihatın) te'vili konusunda muhafazakârlık, İmam Maturîdî'de de aynen mevcuttur. Ancak, Ehl-i Sünnetin her iki koluna mensub muteahhir âlimlerin aynı tutumu devam ettirmedikleri, te'vili benimsediklerini de biliyoruz. Muteahhirin'in bu tutumunun sebepleri arasında avâmın yanlış yorumlarla teşbihe düşmelerini önlemek gayesini sayabiliriz. Onlar bu gayeyle Arap dilinin müsaadesi çerçevesinde bu sıfatların mecazi mâhiyette te'vilini caiz görmüşler, fakat yapılan bu te'villerin ihtimal dairesinin ötesine geçemediğini ve kesin olmadığını da belirtmeyi ihmâl etmemişlerdir (el-Beydâvî, İşârâtü'l-Merâm min İbârâti'l İmâm, 186-189; krş: Gazzâlî, el-İktisâd, s. 52-53).

İmam Mâlik'e ALLAH'ın Arş'a nasıl istivâ ettiği sorulduğunda; "O Rahman, kendini vasıfladığı şekilde Arş'a istivâ etmiştir, O'nun hakkında nasıl sorusu sorulmaz" demiştir. Başka bir rivayete göre ise şöyle demiştir:

"İstivâ (Arab dilinde anlamı)meçhul değildir. Keyfiyeti akıl ile bilinmez. Buna iman etmek vacibdir ve bu konuda soru sormak bid'attir" (Beyhakî, el-Esmâ' ve's-Sıfât; Mısır 1358, s. 408)

Selef hakkında şöyle denebilir: Onlar, nassların sınırlarını aşmamak için bu gibi konularda çok titiz davranır ve fazla izahatta bulunmaz, teferruata dalmazlardı.

------------

Câbir ibnu Abdullah (r.anh)’dan, şöyle dedi:
Rasulullah (s.a.v.) Veda haccında Arefe günü vermiş olduğu hutbede şöyle buyurdu:
Ben vazifem olan tebliği yaptımmı ne diyorsunuz?
Sahabelerde; Evet Ya RasulAllah hakkı ile yaptın diye cevab verdiler.
Rasulullah (s.a.v.) de şehâdet parmağını SEMAYA DOĞRU KALDIRIP İNSANLARA KARŞI İNDİREREK ALLAH'IM ŞAHİD OL DİYE ÜÇ KERE TEKRAR ETTi.
(Bu Hadis'i Buhâri (1739) Muslim (121 Ebu Davud (1905) ve Ahmed (1/447) rivayet etmişlerdir.)

"Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden ALLAH'tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, güneşe, aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur. Alemlerin Rabbi olan ALLAH ne yücedir." (Âraf 54)
"Şubhesiz sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden, işleri evirip-çeviren ALLAH'tır. Onun izni olmadıktan sonra, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan ALLAH budur, öyleyse O'na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?" (Yunus 3)

- Ebu Rezîn el-Ukeylî (radıyallâhu anh) anlatıyor:
"Ey ALLAH'ın Rasûlu, dedim, mahlukatını yaratmazdan önce Rabbimiz nerede idi?"
Bana şu cevabı verdi:
"el-Amâ'da idi. Ne altında hava, ne de üstünde hava vardı. Arşını su üzerinde yarattı."
Ahmed İbnu Hanbel dedi ki:
"Yezid şunu söyledi: el-Amâ, yani "ALLAH'la birlikte başka bir şey yoktu" demektir."
(Tirmizî, Tefsir, Hud (3108). kutub-i sitte 1657)


---------------------

Yoksa gökyüzünü (yaratmak mı), ki onu ALLAH bina etti, onu yükseltip düzene koydu" (Naziat: 27-28)
Sonra onun yüksekliğini ve yoğunluğunu, Arş'm üzerinde olduğunu bildirdi, Rasulullah (s.a.v.)'in lisanıyla onu beyan etti:
Abbas b. Abdulmuttalib'den rivayet olduğu üzere şöyle demiştir:

Rasulullah (s.a.v)'ın yanındaydık. Bir bulut geçti.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.): "Bunun ismi nedir bileniniz var mı?" diye sordu.
"Bu buluttur" dedik.
Rasulullah (s.a.v.): "Buna muzn de denir" dedi.
"Evet, mûzn de denir" dedik.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.): "Anane da denir" buyurdu.
"Evet, anane de denir dedik."
Sonra Rasulullah (s.a.v.): "Biliyor musunuz, sema ile arz arasındaki uzaklık ne kadardır?" diye sordu.
"ALLAH ve Rasulu bilir" dedik.
"Öyleyse bilin, ikisi arasındaki uzaklık ya yetmiş bir, veya yetmiş iki veya yetmiş üç senedir. Onun üstündeki sema (nın uzaklığı da) böyledir."
Rasulullah yedi semayı sayarak her biri arasında bu şekilde uzaklık bulunduğunu söyledi. Sonra ilave etti:
"Yedinci semanın ötesinde bir deniz var. Bunun üst sathı ile dibi arasında iki sema arasındaki mesafe kadar mesafe var. Bunun da gerisinde sekiz adet yabani keçi (suretinde melek) var. Bunların tırnakları ile dizleri arasında iki sema arasındaki mesafe gibi uzaklık var, sonra bunların sırtlarının gerisinde Arş var, Arş'ın da alt kısmı ile üst kısmı arasında iki sema arasındaki uzaklık gibi mesafe var. ALLAH Azze ve Celle bütün bunların üstündedir."
(Ebu Davud, Sunnet: 19, İbn Mace, Mukaddime: 13, Tırmizi, Tefsir: 67)

İZAH:
Mubarekfuri şöyle diyor: "Bu hadiste ALLAH'ın Arş'ın üzerinde olduğuna bir delil vardır, bu gerçeğe Kur'an ayetleri ve nebevi hadisler delalet ediyor, bu sahabeden selef-i salihinin ve tabiinin ve ilim ehlinin mezhebidir. Onlar şöyle dediler: "ALLAH-u Teala Arş'a keyfiyetsiz, teşbihsiz ve te'vilsiz olarak istiva etti, istiva ma'lumdur, keyfiyeti meçhuldur.
Cehmiyye Arş'ı ve ALLAH'ın onun üzerinde olduğunu inkar ettiler ve O, her yerdedir, dediler. Bunların çirkin ve batıl makaleleri vardır.
Selefin mezhebi üzerinde durmak ve Cehmiye'nin makalelerine karşılık yazılanları araştırmak isteyenin, Beyhaki'nin Kitab-u'l-Esma' ve's-Sıfat'ına, Buhari'nin Kitab-u Efal-i'l-ıbad'ına ve Zehebi'nin Kitab-u'l-Uluv'una bakması gerekir.
Ayrıca İbn-i Mendeh'in Kitab-u'r-Red'dine, Darakutni'nin Kitab-u's-Sıfat ve'n-Nuzul'une ve Kitab-u'1-Lali-kai' ye ve İbn-i Huzeyme'nin et-Tevhid'ine baksınlar.
Muberakfuri ; Tuhfetu'l-Ahvazi 9/225-226.

Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca
Smileys-2
Cevapla


Bu Konudaki Yorumlar
RE: Allah’ın Arşa İstiva Etmesi ile ilgili ayetler - Yazar: RasitTunca - 11-13-2024, 11:48 PM

Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
Dini-1 Kibir Hakkında Ayetler RasitTunca 1 1,657 10-31-2019, 11:28 PM
Son Yorum: RasitTunca
Dini-1 Kurandaki Hesap ve Hasib ile ilgili ayetler ve elhasibu Allah RasitTunca 0 3,017 07-17-2018, 04:23 PM
Son Yorum: RasitTunca
Oku-1 Kuran-ı Kerimdeki Şeytan ile ilgili Ayetler RasitTunca 0 2,990 07-08-2018, 11:32 AM
Son Yorum: RasitTunca

Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi